• Kürt sorununda silahlar devreden çıkarken Rêber Apo'nun konumu, TMK reformu, KHK iadeleri, AİHM kararları, kayyum ve Kürt liderlerinin mezar yerleri gibi başlıklar masada duruyor.

 

Rêber Apo'nun "Barış ve Demokratik Toplum Süreci" olarak nitelendirdiği süreçte kritik bir virajdan geçiliyor. 'Çerçeve yasa', henüz hayata geçmedi; MGK'den çıkacak karar bekleniyor. Yasadaki maddelerin hayata geçirilmesi sonrası gözler, 50 yıla yakın bir süre varlığını sürdüren PKK'nin ortaya çıkış nedenlerini ortadan kaldıracak yasal düzenlemelerde olacak; birçok açıdan iç içe geçmiş iki ana dinamik olan Kürt sorunu ve demokratikleşme noktalarında ne gibi düzenlemelerin yapılacağı gündeme gelecek. Çözümün kalıcı, kapsamlı ve sürdürülebilirliği açısından "yol temizliği" niteliği taşıyan hukuki adımlar bekleniyor.

İmralı Cezaevi'nde yapılan görüşmelerde, Kürt sorununun çözümünün hukuki ve siyasi inşası için hangi adımlar gerekiyor, demokrasi ve özgürlük alanları nasıl genişletilecek konuları nasıl tartışılıyor? MA'dan Azad Altay, çözümün kalıcı, kapsamlı ve sürdürülebilirliği açısından "yol temizliği" niteliği taşıyan hukuki adımları derledi.

Çözümün tartışıldığı günden bu yana öne çıkan en temel konu, Rêber Apo'nun özgür yaşar ve çalışır koşullara sahip olması, fiziki özgürlüğünün sağlanması ve hukuki statüsü oldu. Rêber Apo'nun hukuki ve siyasi haklarının tanınmasıyla çözümün de doğru bir zeminde tartışılmaya başlanacağı vurgulanıyor. 

Yol temizliğinin gerekleri

Türkiye'deki mevcut kanunlar, Kürt sorununun demokratik çözümünün önündeki en büyük engellerden. Kanunlar, siyaset ve ifade kanallarını daraltmanın yanı sıra, Kürt sorununda demokratik çözüm zeminini de zayıflatıyor. Bu nedenle DEM Parti başta olmak üzere demokratik kitle örgütleri, çözümün yol temizliğinde bu kanunların reforme edilmesini istiyor.

İnfaz Kanunu

Mahkemelerce verilen cezalar ile "güvenlik" tedbirlerinin hangi usul ve esaslara göre yerine getirileceğini düzenleyen temel infaz kanunu olan 5275 Sayılı İnfaz Kanunu bunlardan biri. DEM Parti, İnfaz Kanunu'nun Birleşmiş Milletler Nelson Mandela Kuralları ile uyumlu hale getirilmesini istiyor ve şu önerileri sıralıyor:

* Sağlık hakkı ihlallerine son verilmesi ve ağır hasta mahpusların tahliyesini engelleyen düzenlemelerin kaldırılması,

* Keyfi disiplin cezalarına son verilmesi, disiplin cezalarına karşı etkili denetim ve yargı yolunun işletilmesi,

* İdare ve Gözlem Kurulu kararı ile infaz yakmalara son verilmesi ve bu kurulun bu yetkisinin kaldırılması,

* İfade ve kültürel hak ihlallerine engel olan düzenlemelerin kaldırılması,

* İletişim hakkı ihlaline neden olan düzenlemelerin kaldırılması,

* Hapishanelerde keyfi ve hukuka aykırı aramalara imkân veren düzenlemelerin değiştirilmesi,

* Sosyal ve kültürel hakların kullanımını kısıtlayan düzenlemelerin değiştirilmesi,

* Aşırı kapasitenin yarattığı sorunların giderilmesi, barınma ve fiziksel koşulların insanileştirilmesi,

* Yeterli beslenme hakkı için düzenleme yapılması,

* Kadın ve çocuk mahpusların durumuna uygun uluslararası standartlara göre değişiklik yapılması,

* Tecrit ve psikolojik baskıyı önleyecek düzenlemelerin yapılması,

* Umut hakkının hayata geçirileceği düzenlemelerin yapılması.

TMK, CMK, TCK....

Demokratik standartlara dönüş amacıyla reforme edilmesi ya da tümden kaldırılması istenilen diğer kanunlar şunlar:

* 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu (TMK)

* 6415 Sayılı Terörün Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun

* 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK)

* 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK)

* HSK kararlarıyla kurulan Özel Yetkili ve Görevli Ağır Ceza Mahkemeler.

TCK ve TMK ile yasal ve barışçı eylemler dahi "yasa dışı" gösteriliyor. TMK'deki "Örgüt üyeliği", "Örgüt propagandası" ve "Örgüt adına suç işleme" maddeleri kapsamında barışçıl gösteriler, siyasi konuşmalar, akademik çalışmalar veya gazetecilik faaliyetleri "terör" faaliyeti kapsamında değerlendiriliyor. 

KHK mağduriyetleri

Devlet içi çatışma sonrası 20 Temmuz 2016'da Olağanüstü Hal (OHAL) ilan edildi. OHAL döneminde 32 Kanun Hükmünde Kararname (KHK) yayımlandı. Devlet içi çatışmayla ilgisi bulunmamasına rağmen insan hakları, hukuk, Kürtçe ve Kürt dili üzerine çalışma yürütülen birçok dernek ve vakfın kapısına mühür vuruldu. Yine Özgür Basın kurumları bir bir kapatıldı. 

"Bu suça ortak olmayacağız" bildirisiyle savaş politikalarının karşısında duran yüzlerce Barış Akademisyeni işten atıldı. Diğerleri hakkında da dava açıldı. KESK’e bağlı sendika üyelerinden 4 bin 257’si KHK’ler ile ihraç edildi. Bu kişilerden bin 420’si OHAL Komisyonu kararı ile iade edildi, 2 bin 407 kişinin başvurusu ise reddedildi. 

Barış Akademisyenleri ve işlerine son verilen kamu emekçilerinin maddi ve manevi hak kayıplarının telafi edilmesi, yine KHK'lerle mağdur edilen dernek, vakıf ve STÖ'lerin mağduriyetlerinin giderilmesi de bu süreçte temel taleplerden. 

AİHM ve AYM kararları

Abdullah Öcalan'ın yanı sıra çok sayıda tutsak hakkında verilen "ihlal" kararları uygulanmıyor. AİHM ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarının uygulanmasında yargıda bir direnç söz konusu.  Bu durumun ortadan kalkmasıyla birçok yapısal yargı sorununun da ortadan kalkacağı belirtiliyor. 

Cezasızlık politikası

Cezasızlıkla mücadele kapsamında TMK'nin yanı sıra Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ve Jandarma Kanunu’nda silah kullanma yetkisinin sınırlandırılması; Birleşmiş Milletler İstanbul Protokolü eğitimlerinin kesintisiz biçimde sürdürülmesi ve adli muayenelerde bu protokolün uygulanmasının güvence altına alınması gerektiği vurgulanıyor. 

3 bin 428 köye dönüş

90'lı yıllarda yakılan ya da boşaltılan köylerden göç etmek zorunda kalan yurttaşlar geri dönme beklentisi içerisinde. Aynı zamanda tazminatlarının güncel değerler üzerinden ödenmesi talebi bulunuyor. Boşaltılan Köyler Araştırma Komisyonu Raporu’na göre; 20 ilde toplam 905 köy ve 2 bin 523 mezra, yani 3 bin 428 yerleşim yeri zorla boşaltıldı. İçişleri Bakanlığı verilerine göre; 378 bin 335 kişi yerinden edildi. Sivil toplum örgütlerine göre ise bu sayı 1 ila 3 milyon arasında. Göç eden onbinlerce kişi şu an Mexmûr Kampı'nda yaşıyor. 

Yine 2015-2016 yılları arasında 11 il ve en az 51 ilçede en az 381 sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Bu süreçte 2 milyona yakın insanın özgürlük ve güvenlik gibi birçok hakkı ihlal edildi. 

AİHM'e yapılan başvurular sonrası boşaltılan köylere dair Türkiye’de tazminat komisyonları kuruldu. Ancak ödenen tazminatların güncel ekonomik koşullar dikkate alınarak güncellenmesi, yeni bir başvuru hakkı tanınması, boşaltılan köylere geri dönüşlerin teşvik edilmesi ve bu kapsamda kapsamlı bir kırsal kalkınma programının oluşturulması sürecin gereklilikleri arasında sıralanıyor. 

Hakikat ve adalet

Zorla kaybedilenlere ilişkin gerçeklerin ortaya çıkarılması, tüm kayıpların akıbetinin açıklığa kavuşturulması, etkili soruşturma ve kovuşturma yürütülmesi suretiyle adaletin sağlanması talep ediliyor. Devletin işlediği suçlarla yüzleşmesi isteniyor.

Yine Kürt halkının en önemli taleplerinden biri de önderlerinin mezar yerlerinin açıklanması. Şêx Seîd, Seyit Rıza ve Seîdê Kurdî ile mücadele arkadaşlarının mezar yerleri uzun yıllardır sır gibi saklanıyor. 

Koruculuk sistemi

Koruculuk sistemi, 1980’lerin ortasında çatışmaların şiddetlenmesiyle "güvenlik" politikalarının bir parçası olarak hayata geçirildi. PKK’nin kendini feshederek silahsızlanmasıyla birlikte koruculuk sistemine duyulan "ihtiyaç" da ortadan kalktı. Bu nedenle sistemin lağvedilmesi ve korucuların geçiş sürecinde değerlendirilmesi gerektiği görüşü hakim. 

Belediyelerin iadesi

OHAL sonrası seçilmiş belediye eşbaşkanları ile yerel yöneticiler görevden alınmaya başlandı. Yerlerine ise kayyum atandı. 2016'da DBP'li 94 belediyeye kayyum atandı ve 93 belediye eşbaşkanı tutuklandı. Bu isimlerden biri olan Wan Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Bekir Kaya halen tutuklu. 

2019 yerel seçimlerinde HDP'li 47 belediyeye yeniden kayyum atandı, 18 belediye eşbaşkanı tutuklandı.

2024 yerel seçimlerinden sonra kayyum atamaları sadece HDP'li belediyelerle sınırlı kalmadı. CHP'li birçok belediye başkanının yerine de kayyum atandı. Halen birçok belediye kayyumla yönetiliyor. 

 Kayyum uygulamalarının da tamamen kaldırılması, bu sürecin ilk adımlarından biri olarak duruyor. 

Uluslararası sözleşmeler

Türkiye'nin birçok uluslararası sözleşmede çekincesi bulunuyor. Yine temel hak ve özgürlükleri ilgilendiren birçok sözleşmede onayı yok.  Özellikle dil ve kültür hakları, inanç özgürlüğü ve ayrımcılığa karşı mücadele gibi konularda konulan çekincelerin kaldırılması, yine hak ve özgürlükleri esas alan sözleşmelerin yürürlüğe girmesinin Kürt sorununda çözüme önemli katkılar sunabilir. 

Türkiye, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yargı yetkisini halen onaylayıp yürürlüğe koymadı. Yine 8 Haziran 1977 tarihli Uluslararası Silahlı Çatışmaların Kurbanlarının Korunmasına İlişkin 1 No’lu Protokol, 8 Haziran 1977 tarihli Uluslararası Olmayan Silahlı Çatışmaların Kurbanlarının Korunmasına İlişkin 2 No’lu Protokol ile Birleşmiş Milletler Zorla Kaybetmelere Karşı Sözleşmesi, yürürlüğe konulmayan sözleşmelerden. 

Birleşmiş Milletler Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin azınlıkların korunmasını düzenleyen 27. Maddesi, Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin eğitim hakkını düzenleyen 13. Maddesi, Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 17, 29/1 ve 30. Maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ek 1 No’lu Protokol’ün eğitim hakkını düzenleyen 2. Maddesi, çekince konulan maddelerden. 

Bu durum Kürt çocukları başta olmak üzere farklı etnik gruplara mensup çocukların kendi ana dillerinde eğitim ve öğretim görme hakkını engelliyor. Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na koyduğu çekinceler de yerel yönetimler reformu önündeki en büyük engellerden. AMED