Müslümanlar ve Demokratik İslam içtihadı

Cihan EREN yazdı —

29 Ekim 2020 Perşembe - 21:20

  • Erdoğan konuşmalarıyla iktidar İslam'ı Muhammed'i İslam sanan milyonlarca sıradan Müslümanın duygularına hitap ederek, katledilen öğretmenin bunu hak ettiğini çok ince bir dille ima edebildi.

Birilerinin İslam adına Avrupa’nın göbeğinde kafa keserken, birilerinin İslamofobi var diyerek iktidar İslam dairesi içinde kalarak ahkam kesmesi, bazılarının da bu İslam değil diyerek konuşması, Müslümanların yaşadığı trajediyi özetliyor. Emevilerin temelini attığı Türk egemenlerinin sürdürdüğü iktidar İslam'a din deme ısrarı, bu ve benzer trajedilerin asıl kaynağıdır. Baş kesme gibi insanlık suçlarının ve Müslümanları her gün rencide eden birçok olayın bir daha yaşanmaması için, bin üç yüz yıl önce kabile aristokratlarının ve hanedanların çıkarlarına göre yapılmış içtihadın külliyatına gerçek ve tek doğru din demeyi terk etmek lazım. Bu dogmaları tekrar tekrar pazarlamanın anlamsızlığına inanmak gerekir. İktidar İslam yerine demokratik İslam çizgisi içinde sayılacak ‘Öteki İslam’ geleneğini, kültürünü takip ederek ahlak temeli yeni içtihat yapmanın daha İslami olduğunu ilan etmek gerekir. Bunun için propagandadan uzak, tarihsel ve ilmi düşünerek köklü değişikliklere yol açacak yorumlara ihtiyaç vardır. Kısacası İslam'ın sosyolojik, kültürel ve ahlaki zenginliğini, güncel gerçekliği göz önünde bulundurarak demokratik temelde akli yoruma tabi tutmak dışında, çıkış yolunun bulunmadığına iman etmek gerekir.
Son yıllarda başını Erdoğan gibi adamların çektiği bir gurup kapitalist Müslüman, İslamofobi var diyerek, dürüst Müslümanları iktidar İslam’ı savunmaya zorlamaktadır. Bu söylem yeni bir tuzak olarak BOP ile birlikte piyasaya sürülmüştü. Ve arayış içindeki Müslümanların demokratik çıkış yapması önüne yeni bir engel olarak konulmak istenmektedir. Bu kavram kapitalist Müslümanlarla Hristiyan kimlikli olanlar arasındaki ilişki ve çelişkilerde İslam'ı kullanmak için icat edilmiştir. Bu söylemin, Müslüman halklar içindeki sol hareketlere karşı savaştırılmış işbirlikçi Müslüman gurupları ‘onura’ eden yanı da vardır. Unutmayalım ki İslamofobi denilirken çok ince ve dolaylı bir söylemle, doğunun abartıyı seven duygusu okşanmaktadır. Ve dikkat edilirse İslamofobi kavramını en erken ve en çok Erdoğan Türkiye'si satın almıştır. Çünkü ilimden, felsefeden, kültürden ve sanattan uzak, kılıç kalkan sesleri eşliğindeki ajitasyon İslam'ını en derin Türk egemenleri yaşamakta ve din diye pazarlamaktadır.
İslamofobi denilirken sanki 800-1200 dönemindeki gibi siyaseti ve sosyalitesiyle, ilmi ve felsefesiyle, mimarisi ve ekonomisiyle Hristiyan batıyı kendine hayran bırakan, etkileyerek asimile edebilecek güce sahip bir İslam varmış gibi bir imada bulunularak, Müslümanların yaşadığı gerçekliğe örtü çekilip demokratik içtihatta bulunmaları zora sokulmak istenmektedir.
Halen egemenleri korkutacak kadar etkili, örgütleriyle güçlenmiş demokratik İslam yoktur. Fobiye yol açan İslam kafa kesen iktidar İslam’dır. Ve eğer kafa kesen İslama, İslam değil diyorsak o zaman İslamofobinin İslam'ı kültürel ve ahlaki yaşayanları bağlamadığını bilmemiz gerekir.
İslam'ı kültürel ve ahlaki temelde yaşayan Müslümanların, kendilerini devletlerin kullandığı iktidar İslam yorumundan tümden kurtarması zorunluluk haline gelmiştir. Örneğin bir süre önce Paris’te bir öğretmenin kafasını keserek katleden kişinin bu işi İslam adına yapmadığını, İslam'da sorunların böyle ele alınamayacağını büyük protestolarla göstermek doğru olurdu. Ve İktidar İslam anlayışının yol açtığı bu tür sorunların çözülmesi için Avrupa devletlerine, ‘çıkarlarınız için desteklediğiniz Erdoğan gibi faşist devlet yöneticilerini artık desteklememelisiniz’ diyerek meydanlara çıkmak gerekirdi. ‘İktidar İslam'a karşı demokratik İslam'ı yaşayanlara kolaylaştırıcı olun’ çağrısında bulunmak en doğrusu olacaktı.
Dürüst ve demokratik Müslüman alimlerin dahi kendi içinde tartışamadığı kimi meseleleri çok üsten ve gerçeklikten uzak yöntemlerle gündeme sokmak, Müslüman halkları daha da zora sokar. Tutucu kılar. Çünkü ABD ve AB tarafından desteklenerek güç yapılan Erdoğan gibi din istismarcısı faşistler, böylesi durumları iktidarları için nasıl kullanacaklarını çok iyi biliyor.
İktidar İslam geleneğini temsil edenlerin bu işin ustası olduğunu akıldan çıkarmamak gerekir. Örneğin Erdoğan konuşmalarıyla iktidar İslam'ı Muhammed'i İslam sanan milyonlarca sıradan Müslümanın duygularına hitap ederek, katledilen öğretmenin bunu hak ettiğini çok ince bir dille ima edebildi. Makron’u hakarete varan eleştirisinde kullandığı ifadelerle o öğretmeni öldürttüğünü anlatmak istedi. Ve o katliamdan iktidar İslam zihniyetini değil Fransa’yı birinci derecede sorumlu gösterebildi. Ve böyle bir söylemi almaya hazır en azından milyonlarca milliyetçi Müslümana Türk’e, kendini Müslümanların son halifesi, Türklüğün koruyucu sultanı olarak sunabildi.
Asla unutmamak gerekir ki Türk devletinin derdi ne İslam ne de Müslümanlardır. Son günlerdeki demagojinin sebebi, Libya’da yaşadığı yenilginin üstünü örtmek, oradaki çetelere moral vermektir; İdlip’de satmaya hazırlandığı Selefi Cihadistleri aldatmak, Azerbaycan’da savaştırdıkları çeteleri motive etmektir. İçerdeyse oy kaybını durdurmaktır. Erdoğan ve ekibi için kendilerine fayda sağlayacak her şey gerçek ve doğru İslam’dır. Türk egemenlerinin İslam’dan anladıkları tek şey, kendi iktidarları, saray ve saltanatlarıdır. Çünkü onlar bu amaç için kafa kesmeye kalkmış her kılıca Seyfullah demeye din diyenlerdir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.