“NATO cephesinde yeni bir şey yok!“

Ahmet KAHRAMAN yazdı —

2 Temmuz 2022 Cumartesi - 08:30

  • Başkanın “şefkatli” bakışını görmek, sesini duymak istiyordu. Başkan sonunda telefonla aradı. Muradı yerine geldi. Amerikalı Başkanın “tatlı sert” sesini duyunca, İskandinavlara “he” dedi.

Yazının başlığı için, Erich Maria Remarque’den esinlendim. Birinci dünya savaşında, cephedeki bir grup askerin hikayesini anlattığı romanının adından:  
“Batı cephesinde yeni bir şey yok.“

NATO ülkeleri liderlerinin toplantı sonucu, “yeni şey“ açısından, bu roman adını çağrıştırıyordu. Ki Kürtler açısından, “NATO cephesinde yeni bir şey yok“tu. Bugün dünün devamıdır, yüz yıldan beri Türklere karşı, bir nefes özgürlük için ölen, 30 yıldan beri NATO nezdinde “terörist“tir. Yeni katılacak İsveç ve Finlandiya nezdinde de öyle olacak. Bu kadar, yani...

Ama Türk Recep Tayyip’in, gençliğindeki Kasımpaşa’nın arka sokak kabadayılarını anlatan “vodvil“i andırması nedeniyle NATO toplantısı ilgi konusu oldu.

Boy aynasında, kendini “dünya lideri“ olarak seyreden Recep Tayyip için, gerçekten başarılı geçti, toplantı. Dünya’da bahsedilen adam oldu. Kendisi de doyuma erişti. Keyiften, kendinden geçip Britanya’nın Başbakanı Boris Johnson’a, Kasımpaşa arka sokaklarının şakacılığıyla parmak atıp omzunu bile avuçladı.

Bir başka başarısı: Üç yıldır, yolunu gözlediği Amerikan Başkanı Biden, NATO’yu tehdidinden sonra, telefonla arayıp “yol gel Recep, aksi halde başına işler açılır“ mealinde uyardı. Böylece o tam da seçim yolunda, kendi kamu oyuna “bakın, ne kadar büyük bir adamım“ deme imkanını buldu.  

Bu girişten sonra, Recep’in “NATO vodvili”nin başına dönelim.
Recep bey, “miya qer“ efsanesindeki Kürt çobanın kavalının sesiyle koyun sürüsüne hükmetmesi misali, 22 seneden beri “necip Türk milleti“ni masallarla kandırarak, aç, sussuz peşine takmış gidir. Bu halkın sırtında, Harun Reşid’i de kıskandıran “Sultani“ debdebe içinde keyfleniyor.

Açlara, “sen toksun, emperyalizm sana açsın diyor“ diyerek, ırkçılıkla kafası yıkanmışlara fetihler, ganimetler vaad ederek...
En son bir ayı aşkın süre önce, bir cami çıkışında, “sürüye ninni“ tertibinden kabadayılanıverdi:
“İsveç ve Finlandiya, ben başta olduğum sürece, NATO’ya giremez!..”

Türk basını, internet yayıncılığı ve televizyon kanalları ruhları havalandıran şoven rüzgarı yakalamıştı. NATO içinde, NATO’ya kafa tutan Receb’i yağlama, cilalama zamanıydı. Medya, tekmili birden gündüz ve geceler boyu, NATO’ya kafa tutan Recep masalını anlattı.

Recep’i bilenlerin “yine desteksiz boşa atıyor, tükürdüğünü yalayacak” demesini kimse duymadı. Atma meydanı, Recebindi.
Vodvildeki rolü gereği, bazan baş edilemez derekede kızgınlaşıyordu. Köyünü yaktığı, hayatına kaset ettiği, ekmeğini elinden alıp zindan attığı  Kürtlere, barınma olanağı sağlayan İsveç ve Finlandiya’ya kurşun niyetine laflar atıyor, onları aşağılıyordu. En çok da İsveç’e kızgındı. Çünkü onlar, gerek gördüğü silahları vermeyerek, onun Kürt öldürme zevkini ketliyor, keyfini bozuyordu.

Bu yüzden Dünya’ya nizam, intizam veren, dünya boyunca Kürdün canını alan olarak, halkına hiddetini gösterme fiyakasıyla, NATO’ya girmek isteyen İsveç ve Finlandiyaya yükleniyordu.

İçerde yarattığı heyecanlı havanın sönmeye yüz tuttuğunu gördükçe, yeniden körüğe sarılıyordu. İki ülke Dışişleri Bakanı, onunla konuşmak için çıktıklarında, Kasımpaşalı eski kabadayı olarak “Boşuna ayağımıza gelmeyin” diye narasını patlatıyor, sonra ekliyordu.
Sonra, tepesi atmış Kasımpaşalı kabadayı narasını patlatıyordu:
“Bizi ikna etmek için geleceklerse hiç yorulmasınlar. Evet demeyiz.”

Tabii ki, IŞİD’çilerin de baş komutanı bir dinciydi, o. Heybesinde onlara uygun şeker de vardı. Onları okşamayı da unutmuyordu:
“Müslüman, bir sokulduğu yerden bir daha sökülemez.“

O, 2010 yılında beri, bölgenin son belalısıydı. Gerektiğinde Rusya’ya, lüzumu halinde batı ve NATO’ya sırtını dayayarak, ulaşabildiği her ülkeyi tehdit ediyor, Avrupa’dan haraç alıyor, Kürtlerin kanında yüzerek, keyfini getiriyordu.

En son, iki İskandinav ülkesine düşmanlık üzerinden, NATO’nun işleyişini de tehdit ediyordu. NATO’cular “isteğine teslim olsun” diye de “dostum Putine sana gelebilirim” gülücüğünü, entrika malzemesi olarak kullanıyordu.  

Öbür yanda, dilinde iki İskandinav ülkesi, asıl hedef Amerikaya erişmekti. İskandinavlara “size söylüyorum” demeye getirerek, Amerika’nın etrafında dolanıyor, Kürt katliamı iznini, katliam için en mükemmelinden silah, uçaklar istiyordu. Ayrıca Amerika sahillerine vurmuş hırsızlıklara dair dosyaların kapatılmasını...

Ve Başkanın “şefkatli” bakışını görmek, sesini duymak istiyordu.

Başkan sonunda telefonla aradı. Muradı yerine geldi. Amerikalı Başkanın “tatlı sert” sesini duyunca, İskandinavlara “he” dedi.
O arada, “dostum Putin”i sattı. Bundan sonra dostunu nasıl idare edecek bilemiyorum, Recep artık hızlı bir NATO’cu. Rusya da NATO’nun resmi bir düşmanıdır, artık.

Bu ayrı, bir gün önce ülkelerini işgal etmekle tehdit ettiği Yunanistan’a ne verdi, şimdilik bilinmiyor ama Başbakan Miçotakis fukarası, Türk yağcısıydı. “Türkiye’nin terör ve Avrupa’daki uzantıları konusunda haklı gerekçeleri var” diyordu. Ek olarak, Türklerin Rum kesimi dediği Kıbrıs’ın lideri de NATO toplantısındaydı. Oysa Recep Tayyip, onlar için de “asla” demişti.  
Recep’in yerden yaladığı bazı “aslalar” böyle.

Başa dönersek, NATO kuruluşunda bir demokrasi, özgürlükler ve hukuk kalesi söylemliydi. Ama asla böyle olmadı. Türk devleti, hep ırkçı bir diktatörlüktü. İber yarımadasının faşist ülkeleri de üyesiydi. Söylemdeki özgürlükler, fiiliyatta asla olmadı. Kürtler söz konusu olunca asla.

Bugün İsveç ve Finlandiya ile NATO’ya iki üye daha katılmış oldu. Mesele budur. Kürtler açısından eyyam dün neyse, bugün ve yarın da o olacak. O nedenle, “NATO cephesinde yeni bir şey yok...“

Günü kurtaran bir şantajın, dolandırıcılığı var ama Recep Tayyip’in elle tutulur zaferi de yok. Recep istedi diye İsveç ve Finlandiya faşistleşmedi. Onlar hala hukuk devleti. Hukuk Kürtler için de geçerli...

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.