NATO’nun Kürt kırımına katılması isteniyor

Ahmet KAHRAMAN yazdı —

21 Mayıs 2022 Cumartesi - 08:20

  • Türk faşizminin karşı duruşu bir blöftür. Alışılmış şantaj numaralarından biridir. Bütün çaba üç-beş dolar ve etrafa kötülük saçmada kullanılacak ek silahlar koparmak içindir.

İsveç Krallığı, Avrupa’nın en kuzeyinde, kutba yakın İskandinavya yarımadasında yer alıyor. Ülke halkı, efsanevi Vikinglerin torunları...

İsveç Krallık ama Batı demokrasisi uygulamasında, örnektir. Ülke diller ve rengarenk kültür bahçesidir. Irkçı, yasakçı Türk diktatörlüğünün pas tutmuş düşmanlığı, faşistin kara nefreti bundan yeşerip boylanıyor olmalı...

Oysa, insan değer bilirlik umuyor, değil mi? Bir çok değerin yanında, İsveç’in de  kültür de kültüründen parçalar çaldılar. Çaldıklarını, “mal bulmuş mağribi” gibi Hapur hupur yiyip sindirdiler..

Mesela, Atatürk’ten beri İstiklal marşı kadar “gıymatlı” olan ve okullarda ezberletilip  gösterilerde, darbeler öncesi evrede medyada haykırılan ve “Dağ başını duman almış” diye başlayan “Gençlik Marşı”, İsveç’ten çalınmadır. Orijinal (özgün) adı da, “Üç kız şarkısı”dır.

Demokratik özellikleri ve çelik sanayi ile çekici olan İsveç, 1980’den itibaren, Kürdistan’dan en çok göç alan, bir dünya ülkesidir. Irkçı Türk rejiminden kaçan Kürtler, ilk defa burada, zevkini çıkara çıkara dillerini konuşabildiler. Kürtçe yazdılar. Kitaplar yayımladılar...
İsveç demokrasisinin, ana dillere katkısından yararlanıp kitaplarını Kürtçe yazdılar.

Türk ırkçı rejimi, elbette tüm bu olanlara dostça bakmadı.  İnsani haklarının teslimi ve adalet işleyişi, düşmanlık sebebi oldu. Devletler arasında, Nota alış, verişleri yaşandı.

Türk devleti, bir yandan da, İsveç’i, Kürt karşıtı bir çizgiye çekmek için entrika çemberleri çevirmeye başladı. Avrupa Sosyal Demokrasinin öncülerinden ve büyük Kürt dostu Başbakan Olof Palme’nin bir suikastle katledilmesini bile, Kürtlere yamadılar. Açılan dava fiyaskoyla sonuçlandı ama pek çok Kürt, bu yüzden acılar çekti.

Gelinen günde, İsveç ve onunla birlikte Finlandiya’nın, muhtemel Rus tehdidine karşı, NATO’ya katılma kararı, NATO’da yalnızca Türk devletinden tepki çekti. Dünyanın neresinde bir dal kıpırdasa, mesela denizler kabarsa, seller aksa, deprem olsa felaketten kazanç devşirmeye kalkışan Recep Erdoğan, bu olayda da fırsatı kaçırmadı.  

Tepki gösteren ilk ve son NATO üyesi olarak öne çıktı. Çünkü olay ve olgular, tabanını teşkil eden dinciler, ırkçılar nezdinde ilginçti. Soğuk savaş yıllarından beri, NATO’ya karşıydı, onlar. Öte yandan, “kahrolsun NATO” narası, kimileri için de solculuk payesiydi. Yani NATO’ya yüklenmenin alıcı yelpazesi genişti. İsveç de ezeli düşmandı.

Erdoğan, iki fırsatı bir arada karıp kullanarak, yüksek perdeden heyheyleniyordu. NATO’nun “terörle (Kürtler) savaşı”nda, gereğince yardım etmediğini söylüyordu.  

Oysa NATO, başından beri, onların yanındaydı. NATO istihbarat ve silahlarıyla Kürtleri katlediyorlardı. Suriye’nin yıkımından beri, dost ve tarikat kardeşleri IŞİD de onların safında, NATO silahlarıyla Kürtlere saldırıyor, katliam yapıyor, işgallere koşuyor.
Halbuki IŞİD, NATO’nun terörist listesindeydi. Hatta, birbiriyle savaşıyor görünüyorlardı. Hiç biri, “Türk! silahımı kafa kesen İslamcılara kullandırtamazsın” demiyordu.

Uzun süren parantez içinden sonra, konumuza dönersek Türk Erdoğan, İsveç’in NATO üyeliğine karşı çıkarken, demokrasilerine müdahale ediyordu. Teröristlerin (Kürtler), ülkelerinde demokratik bir hak olan gösteriler düzenlediklerini, parlamentoda bile konuşmalar yaptıklarını söylüyordu. Meydanlara, köprülere “paçavralarını” (Onun bayrağı kutsal, düşmanlarınki paçavraydı) asıyorlardı. İsveç, hapsetmesi, işkence etmesi için, istediği düşmanlarını da teslim etmiyordu. Yani vaziyet böylesine vahimdi...

NATO konusunda söylediklerinde ise haklılık payı vardı. Doğru (rast) konuşuyordu. NATO silah, istihbarat veriyor ama onun ve “Özgür Suriye Ordusu” (ÖSO) namını alan IŞİD’in yanında ref tutup Kürt katliamına çıkıyor, işgal, soygun ve hırsızlıkta yardımcı olmuyordu.
Oysa, Erdoğanın söylemleri açıktır ki, İslamo Faşizm bunu istiyordu. NATO’nun Kürt kırımınına doğrudan katılmasını...

Uzatmadan söyleyeyim: Türk faşizminin karşı duruşu bir bir blöftür. Alışılmış şantaj numaralarından biridir. Bütün çaba üç-beş dolar ve etrafa kötülük saçmada kullanılacak ek silahlar koparmak içindir.

O istedi diye İsveç demokrasisini yıkıp Faşizme rotayı kıracak değildir. Kürt katili de olmayacaktır, İsveç...

Türk Faşizmi, kuyruğunu kısıp Finlandiya ve İsveç’e “buyur geç” diyecektir.
Bol palavralı, şantajlarla dolu geçmişleri günün aynasıdır, çünkü. Erdoğan, şahsı ve ailesinin servetine ilişkin dosyası ile kara para aklama, kaçakçılık içerikli Halk Bankası davası Amerikan masasındayken, uzun zaman Kasımpaşanın delik pabuçlu kabadayısı rolünü sürdüremez...

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.