Ne zor şarkı söylemek…
Kültür/Sanat Haberleri —

VICTOR JARA
- “Bize bir şey anlatmayan, bizi sadece bir anlığına eğlendiren ama sonra bomboş bırakan o müzikten bıkmıştık. Yeni bir şarkı türü yaratmaya başladık. Tamamen zaruretten doğan bir müzikti bu.” Victor Jara
İSMET KAYHAN
Víctor Jara son şarkısına, son günlerini geçirdiği yerin adını vermişti: Estadio Chile (Şili Stadyumu). Burası Santiago’da bulunan kapalı bir spor kompleksiydi. Bu şarkıyı 16 Eylül 1973 günü Pinochet’nin faşist askeri darbesinden beş gün sonra yazmıştı.
Jara, darbenin ertesi günü tutuklandı. Yaklaşık 5 bin kişinin gözaltında tutulduğu Şili Stadyumu’na getirildi. Jara’nın son günlerine ilişkin birbirini tutmayan birçok anlatı var ama 2019 tarihli Netflix belgeseli “Stadyumda Katliam”, sanırım bunlardan en ikna edici olanı gibi görünüyor.
Venceremos…
Jara, darbeci askerler tarafından muhaliflerin, aydınların, sosyalistlerin gözaltında tutulduğu stadyuma götürülürken hemen tanınıyor. O sırda bir subay ağzında tüten sigarayı yere atıyor ve ardından Jara’ya eğilip almasını söylüyor. Sigarayı yerden aldığı sırada faşist askerler tüfek kabzaları ile Jara’nın parmaklarını kırıp ve dalga geçerek, ona bir daha hiçbir zaman gitar çalamayacağını söylüyorlar. Sonra Jara, stadyumun iç kısımlarına götürülüyor. Dövülüyor, işkence görüyor. İşkence gördüğü esnada ise gür bir sesle, Allende’nin 1970 seçim şarkısı “Venceremos”u söylüyor.
Dehşetin şarkısı, ölümün dehşeti
Gözaltındayken yanında olan bir arkadaşının aktarımına göre, Jara kâğıt-kalem istiyor ve gizlice stadyumun dışına çıkarılan Estadio Chile’nin sözlerini yazmaya koyuluyor: “Ne zor şarkı söylemek, dehşetin şarkısı olunca, dehşetti yaşadığım, ölümüm dehşetti.”
Bu sözleri yazdıktan iki saat sonra Victor Jara vurularak öldürüldü. Ardından bedeni makineli tüfekle tarandı. Cesedi, Santiago mezarlığı yakınında terk edilmiş bir halde bulundu. Henüz 40 yaşındaydı.
Jara’nın müziği ve şarkılarının aslında Batı müziği üzerinde ciddi bir etkisi olmadı; ama ölüm şekli, yani müziğinin susturuluşu, onu küresel bir direniş sembolü haline getirdi.
Dylan ile King’in birleşimi
Netflix belgeselinde biri Jara için şöyle diyor: “Bob Dylan ile Martin Luther King'in birleşimi.” Bob Dylan, darbeden birkaç ay sonra New York’ta çıktığı konserde şarkılarını Jara için söylemişti. O zamandan bu yana, Jara dünyanın farklı yerlerinden çok sayıda sanatçı için ikonik bir figür haline geldi. Yakın zamanda Manic Street Preachers’dan James Dean Dradfield, Jara’nın yaşamı ve ölümü üzerinde bir albüm yaptı: “Even in Exile”. Bu albüme üç parçalık bir podcast serisi de eşlik ediyor.
BBC’ye bu yeni albüm ve Jara hakkında konuşan Bradfield, “Boyun eğmeden ama zerafetle öldü. Ama sadece ölümüne odaklanıp yaşam yolculuğunu göz ardı ederseniz, amaçlarını göz ardı ederseniz, şarkılarını göz ardı ederseniz, Şili’yi göz ardı etmiş olursunuz. Cinayetinin ağırlığı altında görünmez kalabilir” diyor. Galli topluluk Manic Street Preachers’ın solisti ve gitaristi James Dean Bradfield, Jara’nın yaşamından esinlenip izini sürmüş. Bradfield albümü için “Bu Jara’ya bir saygı duruşu’’ diyor.
Şarkı sözleri, ünlü Galli şair ve oyun yazarı Patrick Jones tarafından kaleme alınmış. Esasen Jones, Jara hakkında birçok yazı kaleme almış ancak yayımlamayı düşünmemiş. Şimdi Bradfield bu şiirleri “Even in Exile” için şarkılara dönüştürmüş.
Jara’ya saygı duruşu
“Even in Exile” güçlü bir politik beyan, dahası etkileyici bir müzikal çalışma. Şarkıdan şarkıya akıcılığını neredeyse hiç yitirmeyen bu albüm, Jara’nın hatıralarına içten, sevgi dolu ve oldukça melankolik bir bakış atıyor. “Hatırla” diyen “Recuerda” ile açılıyor. Şili’nin toplumsal hafızası, albümün ruhunu şekillendiren bir gerçek. “Thirty Thousand Milk Bottles” isimli şarkıda kaybettirilen ve bir daha haber alınamayan 30 bin insana gönderme yapıyor. Kişisel hafıza ise, Jara’nın eşi Joan’ın günlükleri yoluyla vücut buluyor. “Under the Mimosa Tree” tamamen bu günlüklerden hareketle yaratılmış. “La Partida”, Jara’nın manifestosunu bir western soundtrack’ine dönüştürerek albümün en enerji dolu anlarından biri olup çıkıyor. “The Last Song” Allende’nin intiharı ile Jara’nın yaşamının son günleri arasında bir paralellik kuruyor.
Onu dinlemeye başladığımda…
Bradfield’ın müzisyen kimliği ve Jara’ya duyduğu sonsuz sevgi, arkadaşı Jones’un biyografik şarkı sözleriyle birlikte hayli akılda kalıcı bir sentez ortaya çıkarıyor: “Hikâyeyi, trajediyi, siyasi tarihi biliyordum ancak Victor Jara’nın müziği hakkında gerçekten pek bir şey bilmiyordum. Onu dinlemeye başladığımda, müziğinin bu kadar hassas ve güzel bir kalbe sahip olabileceğine şaşırmıştım. Onun protest müziğinde bir uzlaşma ruhu var ve bunu daha önce hiç duymamıştım. Protest müzik oldukça çatışmacıdır. Bu beni, sadece yüzleşmeye değil, diğer insanlarla ulaşmaya ve onlarla iletişim kurmaya çalışan bir kayıt yapmaya yöneltti.’’ Bradfield bir röportajda Viktor Jara ve albüm üzerindeki etkisi ile ilgili düşüncelerini böyle ifade ediyor.
O müzikten bıkmıştık
Bir rock yıldızının karizmasına sahip olsa da, Batılı protest şarkıcıları hor görür, paraya ve şöhrete, ticarileşmiş kültüre taviz verdiklerini düşünürdü. Jara, “devrimci şarkı” kavramını tercih ederdi. Nitekim Jara, “Bize bir şey anlatmayan, bizi sadece bir anlığına eğlendiren ama sonra bomboş bırakan o müzikten bıkmıştık. Yeni bir şarkı türü yaratmaya başladık. Tamamen zaruretten doğan bir müzikti bu” sözleriyle yaptığı sanatın devrimci olduğunu söylüyor. BBC’ye verdiği demeçte Bradfield, Jara’nın, “Rock'n'roll kültürüne saygı duymadığını söylüyor ve ekliyor: “Bu protest şarkıcıların sahte peygamberler olduğunu söylüyorlardı. Onu dinlediğimde, aradaki dil engeline rağmen, hipnotize oluyorum. Öylece dinleyip geçilemeyen çıplak bir hakikat var şarkılarında. Müziği ile duygularımla oynuyor gibi hissediyorum.”
Allende, Eylül 1970’te başkan seçildikten sonra, zafer konuşmasını “Şarkılar olmaksızın devrim olmaz” yazılı bir pankartın önünde yaptı. Bu söz Şili için olduğu kadar Kürdistan için ve diğer ezilen halklar için de çok doğruydu. Er ya da geç şarkılar kazanacak.
* Víctor Jara Şili’de bir simge olmaya devam ediyor ve ölümü ulusal bir travmanın unutulmaz bir bölümünü teşkil ediyor.
* 2003’te, Pinochet’nin görevi bırakmasından 13 yıl sonra, Estadio Chile adını “Estadio Víctor Jara” olarak değiştirdi.
* 2009’da, katline yönelik süren soruşturmada, naaşı binlerce insanın katıldığı bir törenle yeniden toprağa verildi.
* 2016'da eski Şili ordu subayı Pedro Barrientos, Florida’daki bir mahkemede Jara’nın katledilmesinden sorumlu bulundu.
* 2018’de, sekiz emekli subay daha hüküm giydi ve hapse atıldı. Yarım yüzyıl sonra, adalet sonunda yerini bulmuştu.















