Etiyopya’da Abiy Ahmed’in yükselişi: Reform umudundan lider kültüne

  • Abiy Ahmed’in siyasi hikâyesi, büyük umutların ve büyük hayal kırıklıklarının hikâyesi olarak değerlendiriliyor. 2018’de Etiyopyalıların değişim talebi gerçekti. Siyasi açılım, barış ve ekonomik ilerleme beklentileri güçlüydü. Ancak zaman içinde bu beklentiler tek bir liderin kişiliği etrafında yoğunlaştı.
  • Etiyopya-Eritre barış süreci, Ahmed’e uluslararası itibar ve Nobel Barış Ödülü kazandırdı. Ancak reform ve demokratik dönüşümün tek bir liderle sürdürülemeyecek olması, kalıcı değişimin sadece kurumsal yapılarla mümkün olduğunu gösterdi.
  • Ahmed yönetimi açısından en büyük kırılma noktası, 2020'de başlayan Tigray Savaşı oldu. Yüz binlerce kişinin ölümüne ve milyonlarca kişinin yerinden edilmesine yol açarak devasa bir insani krize dönüşen bu süreç, Abiy Ahmed’in barış ve uzlaşma imajına ağır darbe vurdu.

BAHAR AVJÎN

Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, 2018 yılında büyük beklentiler yaratan bir reform süreciyle siyasi yükselişine başladı. Hatta komşu ülke Eritre ile onlarca yıldır süren sınır anlaşmazlığını bitirme ve barış sağlama çabalarından dolayı kendisine 2019 Nobel Barış Ödülü verildi. Ancak bu beklentiler, zaman içinde yerini tartışmalı bir liderlik anlayışına ve derin siyasi kırılmalara bıraktı. Yaklaşık 140 milyon nüfuslu ülke, 80'den fazla farklı etnik topluluğa ev sahipliği yaparak dünyanın en yüksek etnik çeşitliliğe sahip yerlerinden biri konumundadır. Z Network’te Yohannes Woldemariam imzasıyla yayımlanan “The Messiah and the Crowd” başlıklı yazı; bu reform sürecini, Tigray Savaşı ile tırmanan soykırım politikalarını, Etiyopya siyasetinde kişiselleşen iktidar tartışmalarını ve meydana gelen kırılmaları inceliyor.

Abiy Ahmed, 2018’de iktidara geldiğinde yalnızca bir hükümet değişiminin değil, geniş bir toplumsal umudun da sembolü haline geldi veya getirildi. Yıllarca süren siyasi baskılar, ekonomik sorunlar ve etnik gerilimlerin ardından milyonlarca Etiyopyalı, Ahmed’i ülkeyi yeni bir döneme taşıyacak lider olarak ele aldı.

Yaklaşık üç milyon Etiyopyalının yaşadığı diaspora topluluklarında oluşan beklenti, özellikle bu dönemde dikkat çekici boyutlara ulaştı. Ahmed’in 2018’de Washington ziyareti sırasında ABD’nin farklı bölgelerinden gelen Etiyopyalılar onu büyük bir coşkuyla karşıladı. O dönemde birçok kişi için Ahmed yalnızca bir başbakan değil; demokrasi, barış ve ulusal uzlaşma arayışının temsilcisiydi.

Ancak geçen yıllar, bu büyük umudun yerini ciddi tartışmalara bıraktı. Abiy Ahmed yönetimi, özellikle Tigray savaşı, siyasi gerilimler ve iktidarın giderek daha fazla merkezileştiği yönündeki eleştiriler nedeniyle uluslararası kamuoyunda ve Etiyopya içinde tartışmalı hale geldi.

Kurtarıcı beklentisi ve siyasi gerçeklik

Abiy Ahmed’in yükselişi, büyük ölçüde önceki siyasi düzene yönelik tepkinin sonucuydu. Tigray Halk Kurtuluş Cephesi’nin (TPLF) etkili olduğu Etiyopya Halklarının Devrimci Demokratik Cephesi (EPRDF) yönetimi; otoriter uygulamalar, siyasi özgürlüklerin kısıtlanması ve muhalefete yönelik baskılar nedeniyle uzun süredir eleştiriliyordu.

Ahmed, bu atmosferde reformcu bir lider olarak öne çıktı. Göreve gelmesinin ardından siyasi tutukluların serbest bırakılması, muhalif gruplarla temas kurulması, medya alanında bazı açılımlar yapılması ve Eritre ile yıllardır süren düşmanlığın sona erdirilmesine yönelik adımlar, yeni dönemin işaretleri olarak görüldü.

Etiyopya ile Eritre arasındaki barış süreci, Ahmed’in uluslararası alandaki itibarını da artırdı. Bu süreç nedeniyle Abiy Ahmed, 2019 yılında Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü.

Ancak yazıda, reform sürecinin zaman içinde güçlü kurumlar inşa etmekten çok, lider merkezli bir siyasal yapıya dönüşmeye başladığı eleştirisi öne çıkarılıyor. Demokratik dönüşümün tek bir kişinin iradesiyle sürdürülemeyeceği, kalıcı değişimin ancak kurumsal yapılarla mümkün olabileceği vurgulanıyor.

foto:AFP

Lider “ben dönüşümün kendisiyim” derse

Abiy Ahmed’in iktidara geldiği dönemde Etiyopya’da önemli tartışmalardan biri, ülkenin demokratikleşme süreci için geçici bir hükümete ihtiyaç olup olmadığıydı. Bazı çevreler, eski siyasi sistemden yeni bir düzene geçiş için daha geniş katılımlı bir geçiş yönetimi kurulmasını savunuyordu. Abiy Ahmed ise böyle bir modele karşı çıktı ve ülkenin dönüşümünü kendi liderliği altında gerçekleştirebileceği mesajını verdi.

Başlangıçta bu yaklaşım güçlü liderlik olarak değerlendirildi. Ancak zaman içinde eleştirmenler, reform sürecinin kişiye bağlı hale gelmesinin demokratik kurumları zayıflatabileceği uyarısında bulundu. Yazıda öne çıkan temel fikirlerden biri şu: Bir ülkenin demokratikleşme süreci bir liderin kişiliğine değil, liderlerden bağımsız işleyen kurumlara dayanmalıdır.

Kader anlatısı ve lider kültünün oluşumu

Abiy Ahmed’in siyasi söyleminde dikkat çeken unsurlardan biri de kişisel kader vurgusu oldu. Ahmed, annesinin çocukluğunda kendisinin Etiyopya’nın “yedinci kralı” olacağını söylediğine dair bir hikâyeyi kamuoyuyla paylaşmıştı. Bu anlatının doğruluğu tartışılabilir olsa da yazıda asıl dikkat çekilen nokta, Ahmed’in siyasi yükselişini tarihsel bir misyon ve kader anlayışıyla ilişkilendirmesidir. Bu yaklaşım, bazı yorumcular tarafından lider kültünün oluşmasına katkıda bulunan unsurlardan biri olarak değerlendirildi.

Yazıda bu durum, İngiliz komedi filmi Life of Brian üzerinden anlatılıyor. Filmde sıradan bir insan olan Brian, kalabalık tarafından bir kurtarıcı figürüne dönüştürülür. Buradaki temel mesele, kişinin gerçekten olağanüstü olup olmaması değil; insanların bir kurtarıcıya inanma ihtiyacıdır. Etiyopya örneğinde de benzer bir tablo olduğu ileri sürülüyor: Toplum değişim istiyordu ve bu değişimi tek bir liderin temsil etmesini bekliyordu.

TPLF karşıtlığı Ahmed’e nasıl destek sağladı?

Abiy Ahmed’in geniş destek bulmasının önemli nedenlerinden biri, TPLF’ye yönelik güçlü toplumsal tepkiydi. TPLF öncülüğündeki yönetim, özellikle 2005 seçimleri sonrası yaşanan baskılar, siyasi rekabetin sınırlandırılması ve muhalefet üzerindeki baskılar nedeniyle eleştiriliyordu.

Ancak yazıda, TPLF karşıtlığının zaman içinde yalnızca siyasi bir itiraz olmaktan çıkarak daha geniş tarihsel ve kimlik temelli tartışmalarla da birleştiği savunuluyor. Tigray bölgesi, Etiyopya’nın tarihsel hafızasında önemli bir yere sahip. Antik Aksum uygarlığı ve Adwa Savaşı gibi ülkenin ulusal kimliği açısından büyük önem taşıyan unsurlar bu bölgeyle bağlantılı.

Buna rağmen Tigray halkı uzun dönemler boyunca merkezî iktidarın baskısı ve dışlanmışlık deneyimiyle karşı karşıya kaldı. Bu durum Etiyopya siyasetinde önemli bir çelişki yarattı: Tigray bir yandan ülkenin tarihsel mirasının temel parçalarından biri olarak görülürken, diğer yandan siyasi çatışmaların merkezindeki bölgelerden biri haline geldi.

Yazıda, Abiy Ahmed’in birçok kişi tarafından yalnızca bir reformcu değil, TPLF döneminin sona ermesini sağlayacak lider olarak görüldüğü belirtiliyor. Ancak bu süreçte yeni iktidarı sınırlandıracak demokratik mekanizmaların yeterince güçlendirilmediği eleştirisi getiriliyor.

foto:AFP

Tigray savaşı ve kırılan umutlar

Ahmed yönetimi açısından en büyük kırılma noktalarından biri Tigray savaşı oldu. 2020 yılında federal hükümet ile TPLF arasında başlayan çatışma, yüz binlerce kişinin hayatını kaybetmesine ve milyonlarca kişinin yerinden edilmesine yol açan büyük bir insani krize dönüştü. Savaş, Abiy Ahmed’in başlangıçta sahip olduğu barış ve uzlaşma imajına ağır darbe vurdu.

Yazıda, sorunun yalnızca savaşın kendisi olmadığı; daha geniş anlamda siyasal sistemin giderek daha fazla kişiselleşmesi olduğu savunuluyor. Liderin siyasi iradesinin kurumların önüne geçmesi halinde, anlaşmazlıkların daha sert çatışmalara dönüşebileceği belirtiliyor.

İktidarın eski muhalifleri içine çekmesi

Ahmed döneminin dikkat çeken özelliklerinden biri de geçmişte iktidara karşı çıkan bazı isimlerin zaman içinde yeni yönetimle yakınlaşması oldu. Siyasette güç yalnızca ekonomik kaynaklarla değil; makam, görünürlük, etki alanı ve karar alma süreçlerine erişim yoluyla da şekilleniyor. Bu nedenle bazı eski muhaliflerin yeni iktidarla iş birliği yapması, siyasette sık görülen bir dönüşüm olarak değerlendiriliyor.

Yazıda özellikle Etiyopya’nın Büyük Rönesans Barajı (GERD) projesi üzerinden bu dönüşümlere dikkat çekiliyor. Geçmişte projeyi eleştiren bazı isimlerin daha sonra farklı değerlendirmeler yapması, siyasi pozisyonların iktidardaki liderle birlikte değişebildiğinin örneği olarak gösteriliyor. Buradaki temel tartışma, politikaların niteliğinden çok, değerlendirmelerin kişilere göre değişip değişmediği üzerine kuruluyor.

Assab tartışması ve milliyetçi söylem

Abiy Ahmed döneminde tartışma yaratan konulardan biri de Eritre’nin Assab Limanı meselesi oldu. Etiyopya’nın denize erişim ihtiyacı uzun süredir stratejik bir konu olarak görülüyor. Ancak yazıda, bu tartışmanın zaman zaman ekonomik erişim meselesinden çıkarılarak toprak ve egemenlik tartışmasına dönüştüğü eleştirisi yer alıyor.

Bir ülkenin başka bir devletin toprakları üzerindeki iddiaları gündeme geldiğinde, hukukçuların, tarihçilerin ve akademisyenlerin görevinin bu söylemleri sorgulamak olduğu vurgulanıyor. Aksi durumda akademik ve tarihsel bilgilerin siyasi hedefleri meşrulaştıran araçlara dönüşebileceği ifade ediliyor.

foto:AFP

Bir lider iktidardan ayrılabilir mi?

Yazının merkezindeki sorulardan biri de liderlerin iktidardan ayrılabilme kapasitesi. Afrika tarihinde görevlerini gönüllü biçimde bırakan liderler de oldu. Tanzanya’nın ilk devlet başkanı Julius Nyerere, Senegal lideri Léopold Sédar Senghor ve Güney Afrika’nın eski devlet başkanı Nelson Mandela, güçlü kişisel itibara rağmen iktidarı bırakmayı tercih etti.

Bu liderlerin ortak noktası, ülkelerinin kendileri olmadan da devam edebileceğini kabul etmeleriydi. Buna karşılık bazı liderlerde zamanla devlet ile kendi siyasi varlıkları arasında ayrım kaybolabiliyor. Eleştiriler ülkeye değil, kişiye yönelik tehdit olarak algılanmaya başlayabiliyor. Bu nedenle demokratik sistemlerde en önemli unsurlardan biri, iktidar değişimini güvenli ve doğal hale getiren kurumlardır.

“Mesihe” değil siyasi düzene ihtiyaç var

Abiy Ahmed’in siyasi hikâyesi, büyük umutların ve büyük hayal kırıklıklarının hikâyesi olarak değerlendiriliyor. 2018’de Etiyopyalıların değişim talebi gerçekti. Siyasi açılım, barış ve ekonomik ilerleme beklentileri güçlüydü.

Ancak zaman içinde bu beklentiler tek bir liderin kişiliği etrafında yoğunlaştı. Yazının temel mesajı, sorunun yalnızca Abiy Ahmed’in kim olduğu değil; bir toplumun neden bütün dönüşüm beklentisini tek bir kişiye bağladığı sorusunda düğümleniyor. Demokratik sistemler kurtarıcı liderlere değil, güçlü kurumlara ihtiyaç duyar.

Etiyopya’nın ihtiyacı bir “mesih” değil; iktidara gelen herkesin sınırlandırılabildiği, hukukun ve kurumların kişilerden üstün olduğu bir siyasi düzen. Çünkü asıl risk, kalabalığın bir lideri değişimin kendisi olarak görmeye başladığı noktada ortaya çıkar.