‘Odadaki Fil’

Dizi Haberleri —

7 Ağustos 2020 Cuma - 09:26

  • Türkiye NATO üyesi olmasına rağmen Rus hava savunma sistemi satın aldı. Son dönemde ise Libya’ya girmesi ve enerji konusundaki emelleri nedeniyle Fransa ve Yunanistan’la neredeyse silahlı çatışmaya giriyordu.

STEVEN ERLANGER

BM’nin silah ambargosunu ihlal ederek Libya’ya yasadışı silah götürdüğünden şüphelenilen bir gemiye savaş gemileri de eşlik ediyordu. Karşılarına Fransız donanmasından bir firkateyn çıktığında, savaş gemileri muharebe durumuna geçti. Sayıca ve ateş gücü bakımından yetersiz kalan Fransız firkateyni geri çekildi.
Ama Akdeniz’de Haziran ortasında yaşanan bu donanma restleşmesinde karşı karşıya kalanlar düşman değillerdi. Birbirlerini korumaya ant içmiş iki NATO üyesi olan Fransa ve Türkiye idi.
Türkiye ile başka bir NATO üyesi arasında benzer şekilde düşmanca bir başka karşılaşma ise iki hafta önce yaşandı: Türkiye’nin bölgede deniz dibinde doğalgaz araması için sondaj yapma niyeti üzerine Yunan savaş gemilerinin alarma geçmesi ardından, Türk savaş uçakları Yunan adası Rodos yakınında gökyüzünde vızıldadı.

Kimse dinlendirmek istemiyor

Giderek iddialı, hırslı ve otoriter bir ülkeye dönüşen Türkiye, Avrupalı diplomatların deyişiyle, NATO açısından “odadaki fil” haline geldi. Aynı diplomatlar, bu meseleyi kimsenin açıkça dillendirmek istemediğini de ekliyorlar.
İttifak yetkilerinin ifadesiyle, 1952’den bu yana NATO üyesi olan Türkiye, açıktan karşıya alınamayacak kadar büyük, güçlü ve (Avrupa ve Asya’nın buluşma noktası olması itibariyle) stratejik açıdan önemli.
Türkiye, davranışlarına yönelik eleştirileri haksız diyerek kenara itiyor. Ama bazı NATO elçileri, Türkiye’nin artık grubun demokratik değerleri ve kolektif savunması açısından açık bir sorun teşkil ettiğine inanıyorlar.
Daha agresif, milliyetçi ve dinci hale gelen Türkiye; Libya, Suriye, Irak, Rusya ve doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları konusunda Batılı müttefikleriyle artan şekilde zıt düşmeye başladı. Türkiye’nin Recep Tayyip Erdoğan’la geçen 17 yılın ardından tek adam yönetimine geçişi de NATO üyelerini endişelendiriyor.
Obama yönetimi sırasında Türkiye ile ilgili meselelerde görev yapmış olan dış politika danışmanı ve eski dışişleri bakan yardımcısı Phillip H. Gordon, “Türkiye’yi bir ABD müttefiki olarak tanımlamak giderek güçleşiyor,” diyor.
Analistler, buna rağmen Türkiye’nin bir şekilde yolunu bulmaya devam etmesinin arkasında, NATO konusunda olumsuz fikirlere sahip olan ve Erdoğan’a hayranlığı açık Trump’la, daha da tutarsızlaşan Amerikan politikası olduğunu düşünüyorlar.
“Türkiye konusunda ABD politikasının ya da Trump’ın tutumunun ne olduğu belli değil,” diyor Gordon. “ABD politikası için Türkiye büyük bir ikilem teşkil ediyor. Çünkü iki ülke neredeyse her konuda görüş ayrılığına sahip.”
Bu stratejik ayrılıklar giderek daha geniş bir alana yayılıyor: Türkiye Suriye’ye ABD’den başka grupları destekliyor örneğin ya da ABD’nin ve diğer NATO üyelerinin itirazına rağmen 2019’da sofistike Rus hava savunma sistemini satın alması, Libya’ya silah ambargosunu delmesi, doğu Akdeniz’de agresif sondaj denemeleri, İsrail’i sürekli olarak şeytanlaştırması ve sürekli devlet destekli dezenformasyon kampanyaları yürütmesi.
Ama NATO yetkililerinin Türkiye’nin karşısına dikilme konusundaki uysallığı işleri kolaylaştırmıyor. Analistler, işi 30 üyeli ittifakı bir arada tutmak olan NATO genel sekreteri Jens Stoltenberg’in hem Amerikan hem de Türk davranışları karşısındaki aşırı hoşgörüsüne işaret ediyorlar.
Türkiye’nin politikaları konusunda NATO elçileri arasındaki son ciddi tartışma, geçtiğimiz yılın sonunda, s-400 hava savunma sistemini satın almasına karşı yaşandı.

Türkiye NATO’yu bloke ediyor

Eski NATO elçisi ve şu anda Harvard Üniversitesi’nde olan Nicholas Burns, Macaristan ve Polonya gibi diğer ülkelerin de NATO değerleri açısından sorun teşkil ettiğini ancak kritik meselelerde ittifakı tıkayan tek ülkenin Türkiye olduğunu söylüyor.
NATO konsensüsle işliyor, bu yüzden Türkiye’nin herhangi bir konuda itirazı tıkayıcı oluyor ve Türkiye bu kozunu iyi kullanıyor. Burns’e göre, Fransa da ulusal çıkarlarını korumak için veto kozunu kullanmış bir ülke ama asla kolektif savunmanın altını oymaya yeltenmemiş. Ama Türkiye, İsrail, Ermenistan, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi sevmediği ülkeler konusunda, NATO’yu bloke ediyor.
Daha ciddi olanı ise, Türkiye’nin Polonya’nın ve tümü de Rusya ile komşu olan Baltık ülkelerinin savunmasına yönelik NATO planını aylarca bloke etmiş olması. Türkiye NATO’nun bağımsızlık mücadelesi veren çeşitli Kürt gruplarını terör listesine almasını talep etti ve aksi halde planları onaylamayacağı tehdidinde bulundu ama bu NATO’nun yaptığı bir iş değil. Söz konusu Kürt gruplarından bazıları ABD’nin IŞİD’le mücadelesindeki en iyi müttefikler üstelik.
Geçtiğimiz Aralık’ta Londra’da toplanan NATO zirvesinde bir anlaşmaya varılması planlanıyordu ama Türkiye bürokratik sorunlar çıkarı ve ancak geçtiğimiz Haziran’da, ABD’den ciddi bir baskı gördükten sonra geri adım attı. Erdoğan’ın inatlaşarak S-400’leri satın almasına sebep olan süreç bu idi.
S-400’ün konuşlandırılması halinde, Rus mühendisler bir NATO hava savunma sisteminin içine girmiş olacaklar ve bu sayede ittifakın kapasitesine dair kritik bilgilere erişebilecekler. Bunun anlamı, NATO için üretilmesi aşırı derecede pahalıya gelen beşinci nesil savaş uçağı F-35’in boşa gitmesi olabilir.

Erdoğan S-400’leri kendisi için aldı

Türkiye’nin S-400 satın almasının nedeninin, Erdoğan’ın kendisine yönelik 2016 darbe girişimi ardından şüpheci hale gelmesi ve bir darbe girişiminde İsrail ve Amerikan uçaklarını düşürmek için kendi hava savunma sistemine sahip olmak istemesi olduğu tahmin ediliyor.
Kimliği saklı kalmak kaydıyla konuşan bir Avrupalı diplomat, “NATO’da ne zaman Rusya konusu açılsa,” diyor, “herkes S-400’ü düşünüyor ama kimse bir şey demiyor. Bu NATO hava savunmasının ciddi bir ihlali ama kimse gündeme bile getirmiyor.”
Onun yerine, NATO, ABD ile Türkiye arasındaki görüşmelerin bir şekilde sorunları halledeceğini varsayıyor. Ama Washington da bölünmüş durumda ve Erdoğan yalnızca Trump’la görüşüyor.
Obama döneminden eski bir dışişleri bakanlığı yetkilisi olan Amanda Sloat, sorunun basitçe Washington’la sınırlı olmadığını söylüyor ve Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler’in de Türkiye ya da Libya konusunda net bir politikası olmadığını ekliyor.
Kuzeydoğu Suriye’de Türkiye kendi ulusal çıkarlarının peşine düştü ve şu anda bölgede ve verdiği askeri destekle düşmekte olan bir hükümeti kurtarma karşılığında zengin enerji kaynaklarından pay aldığı Libya’da 10.000’den fazla asker bulunduruyor.

Siyasal islamı Kuzey Afrika’ya yayabilir mi?

Haziran’da üç Türk savaş gemisinin bir Fransız firkateyni ile karşı karşıya geldiği yer de Libya yakınlarıydı.
Avrupa Birliği, Libya’ya yönelik silah ambargosunu uygulamak için bir misyon bulundurmasına rağmen NATO’nun böyle bir misyonu bulunmuyor. Courbet firkateyni, göçmen akınıyla ilgili başka bir NATO misyonu nedeniyle bölgedeydi ama Türkiye ve Fransa Libya iç savaşında farklı tarafları desteklediğinden, NATO müttefikleri arasındaki karşılaşma ciddi bir sıkıntıya neden oldu.
Türkiye, geminin silah değil yardım taşıdığını söyleyerek Courbet firkateynini taciz ettiğini inkar etti. NATO yetkilileri, askeri bir komitenin olayı soruşturduğunu ve kanıtların Fransa’nın iddia ettiği kadar net olmadığını söylüyorlar.
Yine de, Fransız Başkan Emmanuel Macron, bu gerilim üzerinden yaptığı yorumda NATO’nun “beyin ölümünün” yaklaştığını söyledi. Macron’a göre, ittifak koordine hareket etme ya da Türkiye’yi gemleme konusunda zafiyet içinde.
İlk suçlaması da aslında Türkiye ile ilgili çünkü Trump Erdoğan’la geçtiğimiz Ekim’de yaptığı bir telefon görüşmesinden sonra ABD askerlerini Suriye’nin kuzeyinden tek taraflı olarak çekmeye karar vermiş ve bu yüzden bölgede IŞİD ile mücadele eden Fransız ve diğer ittifak üyesi güçleri açıkta bırakmıştı. NATO’daki Fransız-Türk gerilimi, 2011 tarihli Libya’ya müdahale kararına kadar gidiyor.
Fransa, laiklik politikası sebebiyle, Erdoğan’ın İslam’ı siyasete sokmasından endişe duyan bir ülke. Ülke, siyasallaşan İslam’ın Kuzey Afrika’ya yayılabileceğinden, İslamcı milisleri teşvik edeceğinden ve Fransa’nın nüfuz alanına zarar vereceğinden korkuyor.

Şimdi sırası değil

Son gerilim noktası ise 2015’te Türkiye’nin, Yunanistan, Kıbrıs, İsrail ve Mısır arasında anlaşmalara ve bir ittifaka yol açan doğu Akdeniz’deki doğalgaz keşiflerinden pay alma talebi oldu.
Geçtiğimiz Haziran’da “Hedefleri, Akdeniz'e en uzun kıyıya sahip olan ülkemizi sadece oltayla balık tutacak bir kıyı şeridine mahkum etmek,” diyen Erdoğan, deniz sahası ile ilgili tartışmalı iddialarda bulunmuştu.
Bu gerilimden sonra Erdoğan Kıbrıs açıklarına sismik araştırma ve sondaj gemileri göndererek AB’den yaptırım kararı çıkmasına sebep oldu. Aynısını Rodos açıklarında da yapacağını söylemesi ile Yunanistan’la savaş tehdidini gündeme getirmiş oldu. geçtiğimiz hafta Alman Başbakan Merkel, Erdoğan’a görüşmeler sürerken beklemesini söyledi.
Birçokları on yıl önceki Arap baharı sırasında Türkiye’yi ılımlı bir demokratik model görürken, ülke, dinci seçmenleri seferber eden Erdoğan’ın yönetimi altında çok farklı bir ülke haline geldi.
Erdoğan Türk laikliğiyle kesinlikle bağını kopardı ve Aya Sofya’yı camiye dönüştürme kararı bunun sembolü. Yeni Osmanlıcı emellerle dini öne sürüyor ve Türk çıkarları için eski müttefiklerini küçültüyor.
NATO açısından “mesele Türkiye’nin hala Batılı bir ülke olup olmadığı ve değerlerimizi paylaşıp paylaşmadığı,” diyor Sloat.
Erdoğan’ın sözcüsü İbrahim Kalın, NATO’yu asıl sorgulayanın Macron ve Trump olduğunu söyleyerek eleştirileri kenara itti ve Macron’un Libya politikası ile Avrupa’da gerçekleştiremediği liderliği Kuzey Afrika’da göstermek istediğini iddia etti.
Şu anda ABD’nin tutumu, kamuoyuna yansıtılan kadarıyla, Türkiye’yi “gerilimlere yol açan operasyonlara son vermeye” zorlamak ama bunun ne işe yaradığı tartışmalı.
Üst düzey bir Avrupalı diplomat, “Türkiye hakkında ciddi şekilde konuşmamız gerek ama şimdi sırası değil,” diyor.

Kaynak: New York Times

Çeviri: Yeni Özgür Politika

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.