Onur diye bir kavram

Ahmet KAHRAMAN yazdı —

12 Nisan 2021 Pazartesi - 22:36

  • Gecenin yarılanıp vaktin, sabaha evrildiği saatler, uykunun ölüm kadar ağır ve derin halidir. Doyumsuz tatlı...

 

Bu yüzden, haydutsal güdülerin baskına çıkma, darbe yapma zamanıdır, bu anlar. Kimileri için, “şanlı“ olan kanlı darbelerin tümü, saatlere rastlamaktadır. “İç düşmanı etkisiz kılma“ anları da bu saatlerdir.

En son, Pontuslu Recep “onbinlerce iş düşmanı“nı gece yarısı baskınlarıyla, ele geçip “derdest“ eyledi. Tanklarla Selahattin Demirtaş’ın kapısına dayandılar. Bir tank taburunu, Ahmet Altan’ı uykuda kıstırmaya, yolladılar. Bir tabur da Osman Kavala’yi yakalamaya...

Ama, bu kanlı, irinli geleneği başlatan Postuslu değildir. Bu yol Osmanlı Sarayı’dır. Erken kalkan Sultanlar, babalarını bertaraf edip kardeşlerini, oğullarını katlediyor, sonra “huzur içinde“ uyku odalarına dönüyorlardı. Sultan Genç Osman, ırzına geçildikten sonra, işkence ile katedilen ilk devlet başıdır, yer yüzünde.  

 O tarihlerden beri, gece yarıları kanlı baskınlar zamanıdır. Günümüzde, 104 emekli denizci, gece yarısı bildiri yayımladıkları için, darbecilike suçlanıyor.

Ermeni Soykırımı da, 24 Nisan 1915 gece yarısı baskınıyla başlamıştı.

Bu girişten sonra, asıl konumuza gelirsek, 24 Nisan 1915 gecesi baskınıyla başlamıştı. Her şey inceden inceye planlandıktan sonra, avcı taburları İstanbul‘da, sabaha karşı Ermeni aydınları, yazar, politikacı ve cemaat önderlerinin evlerini basıp, hepsini uykuda yakalamış, bir daha görülmemek ve de haber alınmamak üzere götürmüşlerdi.

Böylece, ilk defa İttihat ve Terakki ile güç olan Türk tarihinin, “en şanlı“ sayfasını açmışlardı. Bu planlı, proğramlı “yok edicilikte“ ilk adım ama son değildi. 1925 yılına kadar, Ermenilerin adı da kalmadı.

“Ermeni kanı“ Türklerin kazanç hanesine yazıldı. Dünya sessiz, lal durdu. Kör baktı. Fransızlar, Musa Dağına sığınmış bir avuç Ermeniyi kurtardı, ama çekilirken, ağırlık teşkil eden silah ve cephanelerini de İttihatçıların mirasına konan Kemalistlere hibe ettiler. Rusya’da yönetimi ele geçiren Lenin, silah ve para yardımında bulundu. Karşılığında generalleri Taksim Anıtında figüran oldu.

Ermeni vuruşu bir başlangıçtı. Sonra, Karadeniz medeniyetinin yaratıcıları Pontus Rumlarına, Süryaniler, Yahudi kolonilerine sıra geldi. Ardından sıralarını bekleyen Kürtlere dadandılar. 100 yıldır onları kırıyor, cinayetler işliyorlar. Yok edicilere karşı direnenler Kürtler, uygarlığını sevdiğim eski sömürge imparatorlukları, “medeni dünya“nın söyleminde, “terörist“tir.

Ama, her şeye rağmen Ermeniler, ötekilerin yanında şanslıydı. Pontuslular, her şeylerini kaybettiler. Medeniyetlerinin izlerini harman gibi havaya savurdular. Dansları “Horonu“ bile Türk folkloru ilan ettiler. Din değiştirip kalan kimi torunları, en vahşi cinsten Türk ırkçısı, IŞİD tipi dinci kesildi. Süryanilerin adı yok. Yahudiler öyle. Kürtler ise barbarlığa karşı, hala ölümüne direnişte...

Bunlara oranla, Ermeniler elbette şanslıdır. Türk, Azeri tehdidi ve Rusya’nın gölgesine karşın, bir Ermenistanları var. Dünün kör, sağır, dilsiz dünyası ise bugün, katillerin yüzüne tükürür gibi, soykırım kalburundan geçirilmelerini kınıyor...

Öte yandan, zamanlar kanda şenlik mutluluğunu yaşayanlar Türk ırkçılığı, bugün kabuslar yaşıyor. Türk Dışişleri Bakanlığının bir işi de, Ermeni kırımını lanetleyenlere “kabul edilemez“ cevabını yetiştirmektir. Her yıl, 24 Nisan yaklaştıkça, Malaryaya yakalanmış gibi tir tir titreyerek, kulaklarını Amerika’ya dayıyor, gözleri Beyaz Saray’da, “acaba bize, anlayabileceğimiz yalınlıkla katil, soykırımcı diyecekler mı?“ diye bekliyorlar...

Ancak, bunca “lanetlenmeye rağmen“, Türk ırkçılığının “ay benim onurum“ demesi, utanıp sıkılması yok. Kınamaları “yüzümüze yağmur yağıyor“ gibi karşılıyor, bildikleri yok ediciliğe devam ediyorlar.

Oysa insan evladı, insana uyumla insan oldular. Avustralya, ABD ve Kanada yerlilerden özür diledi. Amerika’da, yerli haklarıyla ilgili bakan Kızılderilidir. Almanlar, Hitler rejiminin işlediği insanlık suçları için İsrail’de, Prag’da diz çökerek özür dilediler.

Ama bunlar, bir ellerinde ırkçılık, ötekinde dincilik, yüzlerine yağan onca “şeye“ rağmen, ezberleri olan kötülüğe devam ediyorlar.

“Kötücülük“ ile Kürtlere faydaları da oldu. Kürtler, kötücülüğün ırsi bir hastalık olduğunu öğrendiler. Din konusunda bunlarla yollarını ayırdılar. IŞİD diniyle onları baş başa bıraktılar.

Çünkü, bunların İslam’ın da dokunulması ölülere saygıları yok. Ölülere, onların yattıkları alanlara da saldırıyorlar. İstanbul’da bir tek Roma, Bizans mezarlığı bırakmadılar. Alış-veriş merkezi yapmak üzere, Ankara’daki son mezarlığın kapısına dayandılar.

Bu IŞİD dininin tarihe, insan evladı geçmişine kinidir. En iyi Kürtler biliyor bunları. En son kuzeyde şehirleri kuşatmasında, zehirli gazla ve bombalama ve diri diri yakma ile topluca kırılan Kürtlerin bedenleri molozlara karıştırılarak kaçırıldılar. Ölülere işkencenin kafa kesme sahneleriyle poz verdiler.

Dünya, işledikleri barbarlıkları konuşuyor. IŞİD’çilerden derledikleri 60 bin kişilik orduyu, kara unsuru olarak kullanıp işgal ettikleri Rojava’da, ölülere işkence ettiler. Kuzeyde yaptıklarının aynısı ile mezarlıkları, mabet ve tapınakları tahrip ettiler.

Merkezi Berlin’de bulunan Tehdit Altındaki Halklar Örgütü’nün raporuna göre Türk devletinin, IŞİD’çilerden kurduğu 60 bin kişilik ordusu kara unsuru olarak kullanıp işgal ettiği kuzey Suriye topraklarında ne insanlık ne de insani haklar kaldı.

Sadece Efrîn’de 300 bin kişi yurdundan sürüldü. Evleri, arazilerine IŞİD’çi katiller, kafa kesen tecavüzcüler yerleştirildi. İşkence, zorla el koyma, hırsızlık ve talan gündelik hayatın parçası oldu. Mentel, Seydo, Cinderes ve Bilbile beldelerindeki mezarlıklar yok edildi. Kafr Şi köyündeki Kürt mezarlığı, dümdüz edilip hayvan pazarına dönüştürüldü.

Yaklaşan 24 Nisan nedeniyle, acaba “bize Ermeni katili“ dediler mi diye Washington yollarına bakanlara diyeceğim şundur: Onurlu olmak, insanlık onuruna saygıdan geçer. Öğrensene...

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.