Özkan için yarın çok geç 

Dosya Haberleri —

17 Kasım 2022 Perşembe - 20:00

Mehmet Emin Özkan

Mehmet Emin Özkan

  • Önceki gün görüşe giden ve babasının iki kez hastaneye kaldırıldığını söyleyen Selma Özkan, "Kulakları duymadığı için konuşamadık. Hafızasını kaybetmiş. Kardeşim saati belli değil her an kaybedebiliriz dedi" diyor. 
  • Avukat Serdar Çelebi'ye göre, Özkan'ın suçsuz olduğunun delilleriyle ortaya çıkmasına rağmen yargı Özkan'ı 27 yıldır boşu boşuna yatırdığı kararını vermek istemiyor, gerçek failleri de yargılamak istemiyor.

GÜLCAN DERELİ

Mehmet Emin Özkan, 85 yaşında hasta bir Kürt tutuklu. Lice’nin yakılması ve Bahtiyar Aydın suikasti bahanesiyle müebbet cezası verildi. Oysa birçok bilgi Lice’yi askerlerin yaktığını, Aydın’ı da JİTEM’in öldürdüğünü gösteriyordu. Tam 27 yıldır, devletin ve ona bağlı güçlerin bizzat kendi işlediği suçlardan dolayı cezaevinde. Özkan, devletin Kürtlere yönelik özel kininin, gaddarlığının simgelerinden sadece biri. Bu 27 yılda Özkan sağlığını yitirdi, 5 kez kalp krizi geçirdi; tansiyon, zehirli guatr, kemik erimesi, duyma-görme eksikliği ve hafıza kaybı yaşıyor. Artık yürüyemiyor, görüşe bile tekerlekli sandalyede getiriliyor. Ağır hastalıkları olmasına rağmen Adli Tıp Kurumu (ATK) “Cezaevinde kalabilir” raporu veriyor, bunu ise Türkçe bilmeyen Özkan'ın sorulan sorulara yanıt vermemesine bağlıyor, mahkemeler ise tahliye etmiyor. İnsan hakları savunucularının, avukatların, siyasetçilerin, aydınların ve daha birçok insanın serbest bırakılması ve bu işkencenin son bulması için yaptığı çağrılara kulak tıkayan yetkililer, asıl suçluyu yargılamaktan kaçındığı için bu hukuksuzluğa göz yummayı tercih ediyor. Üstelik, 85 yaşındaki bu ihtiyar Kürt’e eziyet etmekten nerdeyse haz alıyor.   

Artık hiç konuşamıyor

Önceki gün Mehmet Emin Özkan'ın bir kez daha hastaneye kaldırıldığını öğreniyoruz. Neredeyse artık her gün, bazen günde iki kez hastaneye kaldırılıyor. Sağlığı artık ne konuşmasına ne de yürümesine izin veriyor. Salı günü babasını ziyarete giden Selma Özkan, görüş günü hastaneye kaldırıldığını ve hastaneden gelince görüşe tekerlekli sandalyede getirildiğini söylüyor. Ziyarette babasıyla tek kelime bile konuşamadıklarını dile getiren Özkan, "İletişim kuramadık. Durumu hiç iyi değil. Zaten kapalı görüşte görüşebildik. Kulakları duymadığı için konuşamıyoruz. Hafızasını kaybetmiş. Babamla konuşamadığımız için onun yanındaki kardeşimden durumunu öğrenebiliyoruz" diyor.

Her an ölebilir

Babasının titreyerek kendinden geçtiğini ve o yüzden hastaneye kaldırıldığını kardeşinden öğrenen Özkan, görüş gününü şöyle anlatıyor: "Bugün iki kere hastaneye kaldırmışlar. Kalbinin filmini çekmişler. Kardeşim çok titriyordu haber verdik, hastaneye götürdüler dedi. Hastaneye kaldırdıklarında kardeşimi yanında götürmüyorlar. O da getirdiklerinde revirden öğreniyor ne olup bittiğini. Kendini ifade edemediği için hastalığını izah edemiyor. Onu tek başına götürüp getiriyorlar. Kardeşim başında nöbet tutuyor ve artık saati belli değil dedi."

Selma Özkan

Mahkemenin Türkçe işkencesi

10 Kasım'da görülen mahkemeye SEGBİS ile katılan babasının SEGBİS odasına da tekerlekli sandalyede götürüldüğünü söyleyen Özkan, "Mahkemeye SEGBİS ile katıldığında kardeşimi yanında götürmüyorlar. Kardeşime ses gidiyormuş, mahkeme de babama neden R Tipi’ne gitmedin diye sormuşlar. Zaten Türkçe anlamıyor. Kardeşim de kendisi için söz hakkı istemiş ama kendisine söz hakkı verilmemiş" diyor. Özkan’ın tahliyesine yönelik talepleri reddeden mahkeme heyeti, İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki Lice Davası'nın sonucunun beklenmesine, Özkan'ın R Tipi Cezaevi’ne gitmeyi kabul etmesi durumda yeniden ATK’den rapor alınmasına karar vererek duruşmayı 28 Şubat'a erteliyor.

27 yıldır rehin tutuluyor

Yaşananlara isyan eden Özkan, "Haksız yere babam rehin tutuluyor. Babam 27 yıldır haksız yere orada tutuluyor, bütün dünya biliyor, biz de biliyoruz, bu hakarete son verilmeli. Her gün hastanededir, her şey için geç olabilir. Ne zaman hayatını kaybedeceği belli değil. Yarın çok geç olacak. Bunun için şimdiye kadar hakaret ettiler kendisine, buna artık son vermeliler. Katil olmasınlar. Bir an önce bıraksınlar. Zaten dışarı çıksa da hayatını kaybeder. Artık yaşı 85 oldu, onu gördüğümde ben de kendimden geçiyorum, dayanamıyorum onun haline. O yaştaki bir insan cezaevinde dayanabilir mi?" diye soruyor.

Artık yeter cenazesi çıkmasın

Tüm hasta tutsaklar için çağrıda bulunan Özkan, sözlerini şöyle noktalıyor: "Kimin elinden ne geliyorsa hasta tutsaklar için yapmalı. Ama babam için özel olarak söylüyorum her an hayatını kaybedebilir. Çok geç kalındı. Kardeşim, saati belli değil, her an kaybedebiliriz dedi. Bu insan günde iki kere doktora götürülüyor. Bu insanı hala niye cezaevinde tutuyorlar. Bu insanlık mı? Bir an önce buna bir çare bulunmalı artık, cezaevinden cenaze çıkmasın. Êdî bese, bese, bese. (Artık yeter, yeter, yeter) Daha ne kadar böyle olacak."

Davanın arkasındaki isim İlker Başbuğ

Özkan’ın müebbet aldığı Lice davasına önemli iddialara ulaşmıştım. İsmini vermek istemeyen eski emniyet istihbarat üyesi, Lice ve Temizöz gibi JİTEM davalarının soruşturma ekibinde bizzat yer aldığını, bu soruşturmalarda önemli bilgilere ulaştıklarını kaydetmişti. Eski istihbaratçı, isim, yer ve tarih vererek iddialarını delillendirerek anlatmış, Bahtiyar Aydın’ı JİTEM'in vurduğunu, kanasın da yakıp eritildiğini söylüyordu. 

Lice davasına dair çarpıcı iddialarda bulunan Eski istihbaratçının söylediklerini hatırlayalım: “Bahtiyar Aydın cinayeti İlker Başbuğ’a uzanıyordu. Savcı bunu tespit etti. Önce dosyada sanık olan dönemin üsteğmeni Tunay Yanardağ’ın (JİTEM, Türk İntikam Tugayı (TİT) Komutanı, sonra Albay oldu...) Bahtiyar Aydın’a tuzak kurması istendi. Tuzak kuruldu ve yalandan bir polis aracı tarandı. Diyarbakır Kolordu Komutanı Hasan Iğsız, yardımcısı da İlker Başbuğ idi. İlker Başbuğ, Bahtiyar Aydın’a Lice’de çatışma var, hemen oraya git dedi. Helikopterle komando bölüğüne iner inmez Bahtiyar Aydın kanasla (keskin nişancı silahı) vuruldu. Ama kanasçı JİTEM’ciydi. Ve tugayın içinden yakın mesafeden tek el ateş ederek vurdu onu. Sonra çatışma süsü verildi. Diğer sanık da Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı Emekli Albay Eşref Hatipoğlu. 30 dakika sonra olay yerine helikopter geldi. Gelen Iğsız ve İlker Başbuğ’du.” 

Çatışma süsü verilmiş

Daha önce de dava ile ilgili gündeme gelen Başbuğ, iddiaları avukatları aracılığıyla yalanlamıştı. Ancak yalanlamada Lice’de PKK saldırısı olduğunu belirtmesi kuşkuları artırıyor zira tüm bilgiler Lice’de bir çatışma değil JİTEM eliyle çatışma süsü verilmiş bir katliam ve suikast yaşandığına işaret ediyordu. Başbuğ’un iddialarını 3. Dönemin Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı (E) Korg. Hasan Kundakçı’ya dayandırması da iddiaları çürüten değil güçlendiren unsurdu. Zira Kundakçı, bölgede kirli savaşta rol oynamış önemli bir figürdü.