Raperîn ve PKK - 1. BÖLÜM

Dosya Haberleri —

17 Haziran 2021 Perşembe - 22:03

RAPERIN

RAPERIN

  • “Raperîn’in Zaxo çevresinde nasıl yaşandığını ben bizzat yaşayarak içinde gördüm, size de anlattım: Serhildan, halk ile PKK’nin işiydi. Bence en önemli olan, PKK’nin halka direniş ve serhildan için büyük bir cesaret aşılaması ve teşvikiydi.”

EMRULLAH BOZTAŞ

 

GİRİŞ:

 

Raperîn, Güney Kürdistan’da 5 Nisan 1991 yılında başlayan halk ayaklanmalarına verilen isim; Kürtçenin Kurmancî lehçesinde de tıpkı “serhildan” sözcüğü gibi “başkaldırı” anlamında kullanılıyor.

Birinci Körfez Savaşı’nın bitmesi ardından Irak’ta, BAAS rejiminin baskılarından bunalan Kürtler ile Şii Araplar, isyan hareketleri örgütlemeye başladı. 1991 yılının 3 Nisan’ında önce Basra kenti ve çevresinde yaşayan Şii Arapların isyanı başladı. Halk ile Irak ordu birlikleri arasındaki çatışmalar, Saddam Hüseyin diktatörlüğünün bu bölgeye askeri birliklerini kaydırması ardından bir toplu katliama dönüştü.

Aynı günlerde Güney Kürdistan’da yaşayan Kürtler de Enfal ve Halepçe katliamları ile sindirilmişti; Kürt halkı içinde BAAS rejimine karşı bir direniş hareketi yoktu. Peşmerge yenilmişti ve Kürt hareketleri İran, Türkiye ve Suriye’ye geçmişti. Irak devleti, bölgedeki halkı zorla silah altına almış ve milis kuvvetine dönüştürmüştü. Saddam’ın hatası da bu olacaktı.

Zorla silahlandırılmış milisler, bölgedeki Kürt ayaklanmasının mimarı oldu. Resmi olarak Irak ordusuna bağlı olan Kürtler, bugün adı “Raperîn bölgesi” olan Ranya, Qeladze ve Çargurna’nın kentleri ve köylerinde silahlarını Irak ordusuna çevirdi. Sivil halk da silahlanarak bu başkaldırıya dahil oldu.

PKK, Raperîn’in öncesi ve sırasında halk içinde çalışmalar yaparak isyanı örgütlemeye, ona öncülük etmeye çalıştı. Politik öncülükten yoksun milisler de PKK’yi davet ediyor; PKK’nin bölgedeki varlığından memnun oluyordu. KDP ve YNK gibi partiler bölgeyi tümden terk etmişken PKK, Saddam rejimine karşı, halkla birlikte saflardaydı. Diğer partiler, ancak Raperîn başlayıp birçok kentin kurtarılması ardından Güney Kürdistan’a geri döndüler.

Kürdistan Demokrat Partisi’ne yakın çevreler ile basın organları, bugün de sürekli PKK’nin Güney Kürdistan’da “bulunma hakkı olup olmadığı” tartışması yapıyor. Bu tartışmalar, yetkili ağızlardan PKK’ye kendi ülkesinin bir parçası olan Güney Kürdistan’ı terk etme çağrısı yapılmasına kadar varıyor.

Raperîn tarihi, PKK’nin Güney Kürdistan için bundan 30 yıl önceden itibaren nasıl emek verdiğini, silah sıkıp canını ortaya koyduğunu gözler önüne seriyor. PKK’yi “Kuzeyli” göstermeye çalışanlara karşı da bu tarih, Kürt Özgürlük Hareketi’nin Kürdistan’daki sömürgecilik karşıtı mücadelesinin muhtevası hakkında çok şey söylüyor.

İki günlük yazı dizimizde bu tarihin önemli tanıklarından Mehmet Haşim, o günleri anlatıyor. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın aynı günlerde Tempo dergisine verdiği röportajdan ilgili bölümü de okurlarımızla paylaşıyoruz.

 

 

Oradaydım: Raperîn, halk ile PKK’nin işiydi

 

Güney Kürdistan’daki Raperîn günlerini bir PKK savaşçısı olarak “içeriden” yaşayan, hem halk içindeki örgütlenme çalışmalarında hem de direnişte görevler üstlenen Mehmet Haşim, o günleri anlattı.

 

Behdinan ve Zaxo çevresinde 1991 Raperîn’ine nasıl gidildi? Kimler halka öncülük ediyordu?

 

Güney’de halk Raperîn’e başlamıştı ve yavaş yavaş bu başkaldırı Behdinan’a doğru ilerliyordu. Biz de o zaman Heftanîn’deydik. Partinin (PKK) ilişkide olduğu sorumlu düzeydeki askeri yetkililer de vardı, Irak’ın silahlandırdığı milislerdi. Birçoğunun ismi şimdi aklıma gelmiyor. Onlara “müsteşar” deniliyordu. Onlar da Behdinan ve Zaxo taraflarında Saddam rejimine karşı Raperîn’e başlamak istiyordu ancak cesaret edemiyorlardı. Parti talimat verdi, biz de harekete geçtik. O zamanki arkadaşlardan Miheme Xalît vardı, Şırnaklı Nusret vardı, biraz güç vardı, 15 kişi gittik. Zaten hem müsteşarlarla hem de halkla ilişkilerimiz vardı. Konuşup görüşüyor, milleti serhildana kaldırmak için çalışıyorduk.

 

PKK’nin o zamanlar Bamerne, Batufa ve Zaxo çevresindeki halk ile ilişkileri ne düzeydeydi? 

O dönemde o çevrede ne peşmerge, ne de başka bir güç kalmıştı, yoktular. Ne KDP ne de YNK’nin peşmergesi vardı. Onlar Türkiye, Suriye ve İran’a kaçmışlardı. Biz vardık ve birçok dağlık bölgeyi ve köylerin olduğu alanları kontrol ediyorduk. Şehirlerde ve kasabalarda BAAS’ın askerleri ile ona tabi olmuş Kürtler vardı. Bizimle ilişkide olanlar bunlardı, ama Ranya ve Süleymaniye’deki gibi bir Raperîn başlatmak istiyorlardı. Bizden yardım ve destek talep ediyorlardı, öncülük istiyorlardı. Bizim de onlarla Raperîn’i başlatma isteğimiz vardı, çünkü zaten Ranya ve çevresinde Saddam’a tabi olmuş ama pişman olmuş bu gibi kişilerin başlattığı serhildan yayılıyordu. Hedefimiz onlarla birlikte tartışarak bir planlama çıkarıp halka, “Haydi serhildana başlayın” demekti. Xalid Şexo’nun ‘fevc’ine (Tugay) gittik; Xizava, Batufa ve Zafo arasındadır. Osman Dino, Xalid Şexo ve daha birçok Saddam için resmi olarak çalışan müsteşarı da oraya çağırdık. Çoktular yani, şimdi isimlerini tam olarak hatırlayamıyorum. Bunlar hiçbir partiye bağlı değildi. Irak’a, Saddam’a bağlıydılar. Biz onlara, “Artık başlama zamanıdır, haydi serhildana kalkın” demek için gittik. Oraya gittiğimizde millet serhildana başladı. Birçok yerde millet bizden de önce harekete geçti; Batufa’da, Derkare’de millet serhildana başladı ancak bir güven sorunu vardı. Biz de katılıp öncülük edince, işte o zaman millete bir güven geldi, “İşte P KK de geldi, tamamdır” diyorlardı. Halk ile ilişkilerimiz çok daha sıcaktı, halk PKK’yi çok seviyordu, PKK’den çok büyük moral aldılar, “İmdadımıza yetiştiler” diyorlardı. Zaten o zaman ben oralarda peşmerge falan görmedim. KDP ve YNK yoktu, millet kendisi gece vakti ayağa kalktı. Serhildan başladığında Saddam’ın askerleri şehirlerden çıkarıldı, artık ölen öldü, teslim olan oldu. Artık sabaha kadar milletin önünde birkaçımız o tarafa, birkaçımız bu tarafa ilerledik, devam ettik. Çeteler de makarlarını (karakol) dağıttı.  

Sabah da millet ile birlikte devam ettik, Saddam’ın askerleri hiç direniş gösteremedi. Uzaktan halkı görünce silahlarını atıp teslim oluyorlardı. Velhasıl ben Bamerne tarafında bulunmadım ama Batufa, Derkar ile Zaxo ve çevresinde Raperîn’e katıldım. Gerçek işte böyleydi.

 

O tarihlerde PKK’nin halk ile ilişkisi veya bağlantıları var mıydı?

Vardı tabii. Zaten Saddam zamanında da Zaxo’ya gizlice girip çıkıyorduk. Biz bazen Çiyayê Bêxer’den Rojava’ya ya da o çevrelere gittiğimizde ilişkilerimiz oradaki insanlarla ilişkilerimiz iyi düzeydeydi. Aslında Saddam’ın silahını zorla almış olan bir kısım milis de kötü insanlardan oluşmuyordu; zorda kalmış, düşmanın silahını zorla almak zorunda kalmış yurtseverlerdi. Yani ilişkilerimiz vardı ve iyiydi de; zaten ilişkimiz olmasaydı Raperîn öncesi bize haber gönderip “Yardımımıza gelin, bize destek verin, serhildana başlamak istiyoruz” diyemezlerdi. Onlar PKK’nin denetimi altında böyle bir serhildana başlamak istediler, öyle de oldu.

 

Serhildan başladığında siz neredeydiniz? O çevredeki halkın durumu neydi? Güney Kürdistan halkı PKK’yi nasıl görüyordu?

Ben o zaman Hêftanîn’deydim. Başta da söylediğim gibi Raperîn’e katılmak ve örgütlemek için 15 kadar arkadaş yola düşüp kentlere gittik. Halka, “Haydi serhildana kalkın” demek için gittik. Biz gidip aralarına girince halk da serhildana başladı. Sonuçta şehirdeki, dağdaki onların karakollarına, kontrol noktalarına ilerledik; zaten çoğu da tek bir mermi sıkmadan teslim oldular. Zaxo tarafındaki suyun (Xabûr Nehri) üzerindeki tepelerde Rebialar vardı, birazcık o çevrede savaştılar ancak kısa bir savaştı, orada birkaç insan öldü. Kalanlar da teslim oldu. Kaçan kaçtı, kaçamayan vurulup öldü. Niyetimiz ve projemiz, içine girip, planlama yapıp Çiyayê Sipî ve Bêxer’e, Çiyayê Sipî’nin vadilerine gitmek ve millete “Haydi serhildana başlayın” demekti. Daha o çevreye biz müdahale etmeden halk kendiliğinden harekete geçti. O çevrede de biraz savaş oldu. Saddam’ın askerlerinin çoğunluğu Dihok’tan çıktılar, Musul tarafına kaçtılar. Yani ölen öldü, kalanlar kaçtı ama fazla da asker ölmedi, kalanlar millete teslim oldular. KDP’ymiş, falanmış filanmış, oralarda öyle bir şey de yoktu.

Zaxo’da olduğumuz zaman zaten başka bir parti falan yoktu, olsalardı da zaten yine kaçacaklardı. Biz kendi merkezimizi ve karakollarımızı kurduk. Findik Seyahhi’de (Turistik Otel) partinin merkezini oluşturduk. Parti bayrakları her yerdeydi. Bir süre sonra peşmergeler, gittikleri Suriye’den, Türkiye’den gelmeye başladılar. O zamana kadar Zaxo merkezinde kontrolümüz vardı. Ofisimiz ve karakollarda partimizin bayrağı dalgalanıyordu. Onların (KDP) hiçbir şeyi, varlığı dahi yoktu. Peşmergenin gelişi ile halk çatışma çıkmaması için ricacı oldu, karakol ve ofisimizi kaldırdık. Halk, “Türkler KDP ile bir olacak, uçakları bizi vuracak” diye korkuyordu.

 

Raperîn Zaxo ve Behdinan’a ulaştığında halka öncülük yapanlar kimlerdi? Bazı medya organları PKK’nin hakim olduğu bölgelere sığınarak Raperîn’e katılan peşmergelerden bahsediyor. Bunları gördünüz mü?   

Başta da söylediğim gibi Zaxo’da ve benzer şekilde Behdinan’da da PKK dışında ne bir parti, ne de başka bir peşmerge vardı. Biz Hêftanîn tarafındaydık; orada ne bir parti, örgüt ne de bir peşmerge gördüm. Orada yalnızca Saddam’a tabi olmuş askeri güçler vardı. Orada olanlar onlardı ve onların müsteşarları (sorumlu) ile ilişki içindeydik. Halkın içindeydik. Serhildana başladığımızda da yalnızca halk ve PKK vardı. Öncülük de PKK’deydi; söylediğim gibi o güne kadar ‘cahş’ olanlar da zaten Saddam’ın zulmünden bıkmışlardı. Irak’ın silahları onlardaydı; silahlıydılar ama cesarete ihtiyaçları vardı. Serhildan yapmak istiyorlardı ve bizden öncülük istediler; biz de yaptık. Yani halk,  kendisi ayağa kalktı.

Diğer taraflardan haberim yok. Bamerne, Amediye ve Dihok’ta ne oldu, bilmiyorum. Sonra kaçtılar biliyorsunuz. Raperîn oldu, sonra 20 gün üzerinden geçmedi, bunlar yine kaçtı. Biz yine işin içinde kaldık, oradaydık.

Çiyayê Sipî taraflarında halk geldi, bir savaş yaşandı. Saddam’ın askerleri Semele ovasında yenildiler, ta Semele’ye kadar çekildiler. Biz tekrar arkalarına düşüp kovaladık, gece geç vakitlerde Semele civarına ulaştık.

Bir kısım peşmerge de gelmişti ve açık söyleyeyim, onlara güvenimiz yoktu, biz gücümüzü onlardan ayrı konumlandırıp savaştık. Çatışma başladığında bir de baktık ki çevremizde kimse kalmamış. Hepsi kaçıyordu, bunun için gücümüzü bir arada tuttuk. Çevrede birkaç ihtiyar kalmıştı; onlara, “mamo” dedik. “Bu millet nerede haho!” diyorlardı ve ekliyorlardı: “Onlar kaçıp çoktan Gezenoke civarına ulaşmıştır bile!”

 

Raperîn’de, bulunduğunuz bölgede BAAS rejiminin ve işbirlikçilerinin durumu neydi, neler yaşandı?

BAAS rejimi zaten ilk savaşta yenilip Musul’a kadar kaçtı ve şehrin içerisine yerleşti. Halk, Dihok, Zaxo ve o çevrenin hepsini ele geçirdi. BAAS, hakim olduğu bölgelerin genelinde yenildi ve geri çekildi, durumu kötüydü. Savaşta halkın karşısında tutunamadı ama sonra kendini yeniden toparlayıp karşı saldırı başlattı. İşte o zaman da halkın durumu kötüye gitti. Milletin direnecek gücü yoktu. Bir fikir oluşsun da halk biz direniriz, buralarda kalırız desin; öyle bir şey yoktu. Millette direnmek için maneviyat eksikti. İmkanlar da çoktu aslında, tepeler cephane doluydu, savaşabilirlerdi. Saddam’ın askerleri 54’den beri oralardaydı, her tarafı tahkim etmişlerdi, her taraf cephanelikti ama kaçarken cephaneyi silahı atıp kaçtılar.

 

Geliyê Zaxo’da yaşanan savaştan unutmadığınız bir hatıra var mı?

Saddam’ın askerleri Geliyê Zaxo’da yenildiğinde halkla birlikte ilerliyorduk, 200 tanklarını ele geçirdik, epey asker öldü. Baktım, caddenin üzerinde bir kalabalık var, o tarafa ilerledim. Zaten gün boyu çatıştık, akşam üzeri olmuş, yorgunluk da var. Yanlarına ulaştığımda baktım millet yemek yiyor, yanlarında da bir yaralı Saddam askeri. Birileri, “Vuralım gitsin” diyor; bir kısmı ağzına ekmek veriyor; bazıları o yaralının yanına oturmuş yemek yiyor. Yani karışık bir vaziyetti. Ben de diğer arkadaşları çağırdım. “Bakın şu işe” dedim: “Bu adam ölmek üzere, silahları askerin kafasına dayamışlar, bir de yanında yemek yiyorlar.” Böyle acayip, tuhaf zamanlardı.

Bunlar bizzat benim içinde olduğum ve yaşadığım günler ve olaylardır. Dihok, Bamerne, Amediye tarafında neler yaşandı, orada bulunmadığım için bilgi sahibi değilim. Tabii şimdiki gibi telefon ve iletişim de yoktu ve sonradan katılan arkadaşlardan öğrendik ki oralarda da durum Zaxo’daki gibiymiş; savaşan savaşmış, savaşmayanlar da kaçmış. Saddam’ın askerleri oraları hepten bırakıp kaçmışlar. Oradan kaçmayı başaran askerler de Musul’a gitmişler. Zaxo, Akre ve o çevrelerin hepsi Kürtlerin eline geçti. Yani KDP falan ortada yoktu ve serhildan falan da yapmadı. Halk, Saddam’a çalışan yöneticiler ve Saddam’ın eski milisleri (Irak’ta Kürt halkı arasında cahş olarak adlandırılıyorlar) kalkıp isyan ettiler.  Serhildanı onlar yaptı. Sonradan işler düzelince işte bir zaman KDP’ye peşmergelik yapmış olanlar da gidip onlarla konuşup katılmışlarsa onu bilemem. Raperîn’in Zaxo çevresinde nasıl yaşandığını ben bizzat yaşayarak içinde gördüm, size de anlattım: Serhildan, halk ile PKK’nin işiydi.

 

 

Mehmet Haşim kimdir?

 

Şırnak’a bağlı Hilal (Uludere) ilçesinin Omyanos köyünden olan Mehmet Haşim, silahlı milis olarak başladığı Kürdistan Özgürlük Mücadelesine PKK’ye katılarak devam etti. Botan, Behdinan ve Garzan’da ARGK’ye bağlı gerilla güçleri içerisinde görev aldı. Zaxo ve çevresinde 1991 yılında yaşanan halk ayaklanmasında rol oynadı. 92’de Zelê’ye geçen güçler içerisinde yer aldı.

Türk devletinin 28 Ocak 1994 tarihinde Zelê’ye yaptığı hava saldırısında ailesinin neredeyse tamamı şehit düşen Mehmet Haşim, Kürdistan Halk Kurtuluş Ordusu’ndan (ARGK) sivil hayata sevk edildi. Halen Şehit Rüstem Cûdî Kampı’nda yaşıyor.  

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.