• Rêber Apo'nun, serbest çalışır koşulların oluşturulması gerektiğini belirten hukukçu Rojhat Özgökçe, “Sayın Öcalan'ın statüsü, cezaevine bağlı ek ünite formülüyle geçiştirilemez. Serbest çalışır koşullar, yasal ve yargısal güvenceye bağlanmalıdır" dedi.

 

Wan Barosu avukatlarından Rojhat Özgökçe, MA'ya konuştu. Meclis'ten geçen yasanın Kürt sorununun hukuki alana taşınması anlamında önemli bir eşik olduğunu dile getiren Özgökçe, "Çatışmayı bitirerek yasal bir zemine oturtması, silah bırakmanın ardından soruşturma, kovuşturma ve infazın koşullu ertelenmesinin düzenlenmesi önemsiz değil ama yeterli de değil. Bu yasa, Kürt sorununun çözülebilir hale getirilmesinin ilk hukuki adımıdır. Bu anlamıyla önemlidir. Evet, bu geçiş yasası silahların susmasını hukuken yönetebilir, ancak kalıcı barış için kayyum rejimine son verilmesi, siyasi tutsakların serbest bırakılması, AYM ve AİHM kararlarının uygulanması, ana dil, demokrasi ve eşit yurttaşlığın güvenceye bağlanması sürecin baş müzakerecisine serbest ve hukuken güvenli çalışma koşullarının tanınması gerekiyor" dedi.

Teknik bir işlem değil

"Silah bırakma teknik bir işlem değil, siyasi güven meselesidir" diyen Özgökçe, Rêber Apo'nun üstleneceği rolün de imtiyaz olarak ele alınmaması gerektiğinin altını çizdi. Özgökçe, "Sürece katkı, bu gerçeği inkar etmek değil, silahın siyasete dönmesinin hukuken denetlenebilir kılınmasıdır. Burada esas nokta şudur; kurucu önder ve başmüzakereci olarak Sayın Abdullah Öcalan'ın çalışma koşullarının İmralı Cezaevi rejimine bağlı bırakılması müzakere hukukuna aykırıdır" şeklinde konuştu.

Sürecin işlevsel ön şartı

Rêber Apo için serbest çalışır ve vesayetten arındırılmış bir çalışma düzeninin oluşturulması gerektiğini belirten Özgökçe, şöyle devam etti: “Bu, bir lütuf değildir; sürecin işlevsel ön şartıdır. Koşul sağlanmazsa komisyon sembolik bir masa olur ve silah bırakma fiilen tek kanatla yürür. Dolayısıyla Sayın Öcalan'ın statüsü, cezaevine bağlı ek ünite formülüyle geçiştirilemez. Serbest çalışır koşullar, yasal ve yargısal güvenceye bağlanmalıdır. Aksi halde hem infaz hem müzakere hem de ceza hukuku bu anlamdaki sürecin işleyişi noktasında bir sakatlık doğurur."

Hukuki anlamda şeffaflaşma ve demokratik anlamda bir yol temizliğine de ihtiyaç olduğunu söyleyen Özgökçe, Meclis'in izleme komisyonunun bu yüzden kritik önemde olduğunu kaydetti. Meclis'in, yürütmenin gölgesinde bir noter olmak yerine, ciddi bir inisiyatif almasını isteyen Özgökçe, sürecin birkaç ayak üzerinde yürümesinin önemini vurguladı:

* Tespit-teyit, gecikmemeli.

* Geçiş hukuku, adil olmalı.

* Demokratik inşa, ertelenmemeli.

Bağımsız izleme kurulları

MGK'nin görevinin belirsiz bir tarihe bırakılmaması gerektiğine dikkat çeken Özgökçe, teyit şartının da bazı hukuksuzlukları beraberinde getireceğini söyledi. Bu kararın süreci uzatacağını ve provokasyonlara açık hale getireceğini ifade eden Özgökçe, "Başvuru erteleme ve hak yoksunluğu kararları, gerekçeli ve kanun yoluna açık olarak yapılmalı. Silah teslimi ve dönüş yalnızca güvenlik birimlerinin tutanağı ile teyit edilecek bir durum olmamalı. Bağımsız izleme kurullarının da bu noktada inisiyatif almasının yolu/yöntemi tartışılmalıdır. Meclis'te partiler tek başına bu anlamda yine yetersiz kalacaktır. Barolar, ÖHD, İHD, insan hakları örgütleri, akademiler, sendikalar, yerel yönetimler, kadın örgütleri, toplumun sivil dinamikleri masada olmalıdır."

Üç katmanlı inşa

Özgökçe, inşanın üç katmanlı olduğunu belirterek, şöyle izah etti:

* Hakikat ve adaletin inşası. Faili meçhuller, köy boşaltmalar, yargısız infazlar, cezaevlerindeki hak ihlalleri, savaşan her iki taraftaki acılar giderilmeli. Geçiş dönemi adaleti bir intikam değil, ortak bir hafıza oluşmasına dönük olmalı. Mesela çok yakın zamanda bölgede taziyeler kuruldu. Bu, bir anlamıyla barışa da hazırlıktı. Savaştan rant devşirme potansiyeline sahip olanlar, provokasyon haline getirmek istedi ama işin özünde orada bir toplumun barışa hazırlığı vardı.

* Eşit yurttaşlık ve yerel demokrasinin inşası var. Bu hem devlete hem de yurttaşa sorumluluk yükler. Ana dilde eğitim, kamu hizmeti, kültürel haklar, kayyum düzeninin tasfiyesi, siyasi partiler kanunu; bunlar hep iç içe. Yine toplumun muhatabının görünür olması. Yani her seferinde dönüp dolaşıp kurucu önderlik ve başmüzakerecinin koşullarına dönüyoruz. Bu sürece dair hangi başlık altında tartışma yürütürsek yürütelim esas nokta da hep bu olacak. O noktadaki belirsizlik, taraflar açısından süreci bir tıkanma eşiğine getiriyor. Sayın Öcalan'ın serbest koşulları, yalnızca bir kişiye ait ya da kişisel bir talep değildir. Sürecin toplumsallaşmasının da ön koşuludur.

* Ortak yaşam ve ekonomik adaletin inşası. Kaynakları savaş yerine eğitim, sağlığa, üretime çevirecek iktisadi bir dönüşüme ihtiyaç var. Bunun sorumluluğu aynı zamanda toplumdadır. Barış, bir kesimin zaferi de değil; bir partinin, bir komisyon maddesi, bir yasa numarası da değil. Barış yarın okula korkusuz gidecek çocuğun adıdır. Yurtseverlik de bir halkı diğer halktan üstün saymak değil. Yurtseverlik, bu ülkeyi çocukları kan ve nefretle değil, hukukla eşit yurttaşlık ve kardeşlikle yaşatmaktır. Sürecin tıkanması, komisyonun eksik kalması, yasanın dar durması, teknik meseleler değil, bir çocuğun ömründen, yaşamdan, doğadan çalar. Barış ve bunun için atılması gereken adımlar özünde çocuklar için yaşanabilir bir ülke demektir.

WAN