Rejim krizi ve geciken Godot

Sezai TEMELLİ yazdı —

24 Ağustos 2021 Salı - 22:27

  • Sermayenin krizini bizzat iktidar örgüsü içinde çözen, emekçileri, doğayı amansız sömüren, savaşı süreklileştirerek Ortadoğu’yu ve Türkiye’yi faşist-militarist bir çembere sıkıştıran, Kürt düşmanlığı üzerinden misak-ı millici mühendisliğine devam eden, Şengal’i bombalayan, Taliban’a destek veren rejim yayılmacı politikalarına hız verirken, ömrünü uzatacak tüm manevraları pervasızca sergilemeye devam ediyor.

Beckett’in ünlü eseri ‘Godot’yu Beklerken’ eylemsizliklerine yenilen insanları anlatır. Çoklu krizin süreklileştiği, rejim krizinin tüm boyutlarıyla yaşandığı bu zaman diliminde kitlelerin eylemsizliği Godot’yu bekleme sahnesini çağrıştırıyor. Kitleleri ne harekete geçirir? Bu sorunun yanıtı zor olmasa gerek; demokratik siyaset içinde siyasi ve toplumsal muhalefet bu hareketsizliğe son verebilir. Ne yapmalı, nasıl yapmalı, nereden başlamalı sorularına yanıt üretemeyen, hatta bu soruları sormaktan kaçınan, siyaseti toplumsallaştırma gibi bir düşünceden yoksun muhalefet kitleleri harekete geçirmekten çok ‘seçimleri’ bekleyen bir uyuşukluk sergiliyorsa işimiz zor demektir…

Ankara siyasetine sıkışmış ve tüm aklını rejimin restorasyonuna ayırmış bir yaklaşımın aslında rejimin krizini aşması da mümkün değil. Bugün Türkiye’de yaşanan faşizm koşullarını bir türlü tanımlayamayan, faşizme karşı mücadele dinamikleri geliştiremeyen, siyaseti ülke sınırlarına hapseden muhalefet anlayışı iktidarın ömrünü uzatmaktan öte bir katkı sağlamıyor. Kapitalizmin kendi tarihi içinde yaşadığı en uzun soluklu krize, ulus devletin bu krizle koşut olarak çöküşüne ve tüm bu süreçlerin küresel ölçekte gelişimine rağmen, hala kapitalist sistem içinde ulus devleti kurtarmaya odaklı bir anlayış, kitlelerin gelecek umutlarını örselemeye devam ediyor.

Muhalefetin tümü için geçerli olan bu durum özellikle sol muhalefet için çok daha manidar bir hal sergiliyor. Sağ’a duyarlılık olarak da yorumlayacağımız bu durum aynı zamanda küçük burjuva idealizmi ile orta sınıf reformculuğunun bizi sürüklediği yer olarak da yorumlanabilir. Oysa rejim tüm bu kriz ikliminde ancak faşizmin kurumsallaşmasıyla ayakta durabilirdi, öyle de oldu.

Rejime karşı anti kapitalist eksende toplumsal emek örgütlülüğüne dayalı sınıf mücadelesi üretemeyen ve ulus devlet ötesinde düşünemeyen bir muhalefet güncel siyasetin zikzaklarıyla yetinmeye devam ediyor.

Sermayenin krizini bizzat iktidar örgüsü içinde çözen, emekçileri, doğayı amansız sömüren, savaşı süreklileştirerek Ortadoğu’yu ve Türkiye’yi faşist-militarist bir çembere sıkıştıran, Kürt düşmanlığı üzerinden misak-ı millici mühendisliğine devam eden, Şengal’i bombalayan, Taliban’a destek veren rejim yayılmacı politikalarına hız verirken, ömrünü uzatacak tüm manevraları pervasızca sergilemeye devam ediyor.

Bugün, Türkiye küresel sistemin kendisini yeniden üretebilmesi adına önemli ve kritik bir ülkedir. Küresel sistemin Türkiye’ye biçtiği yeni rol Ortadoğu’dan Afganistan-Pakistan hattına kadar siyasal İslam’ın kontrolü ve sistemle uyumlaştırılması rolü şeklinde düşünülebilir.

Küresel aktörlerin bu rolü yürütebilecek seçenek olarak da Erdoğan iktidarını görüyor olmaları çok büyük olasılıktır. NATO’nun 2030 planlamasından da bunu anlayabiliyoruz. Avrupa Birliği ile yaşanan stratejik ortaklık mutabakatı, mülteciler konusunda atılan yeni adımlar, Ortadoğu’da geliştirilen yeni ittifaklar rejimin ömrünün uzatabileceği gibi kalıcılaşmasına da olanak yaratabilir.

Eğer bu rejim krizinden kurtulmak istiyorsak bu rejimden kurtulmalıyız. Piyanonun başına oturan herkes tuşlara basabilir, ama bu onları sanatçı yapmaz. Siyasi makamları, mevkileri, pozisyonları kullanıyor olmak, siyaset yapıyorsunuz anlamına gelmez.

Siyaset yapıyor olabilmenin, özellikle de muhalif bir siyaset yapabilmenin belki de ön koşulu değişimi sağlayabilecek fikriyatınız ve bunu örgütleyebilecek akıl ve iradenizin olmasında saklıdır. Bugün rejimi değiştirebilecek bir fikriyatı, tüm mağdurların çıkış yolunu, faşizmden ve bu köhne düzenden kurtuluşu nerede görüyorsak siyaseti de orada bulabiliriz.

Krizlerden çıkış yolu kalmadığında sermaye ve orta sınıflar faşizme sarılırlar. Erdoğan iktidarı bunu çok iyi biliyor ve faşizmi şimdi bir kurtuluş reçetesi olarak Türk-İslam senteziyle bezenmiş kitlelere bir kez daha sunuyor. Bunun karşısında anti faşist bir mücadeleyi, radikalleşmiş bir demokrasi mücadelesini var etmeliyiz. Ulus devlete karşı demokratik ulus ve kapitalizme karşı radikal demokrasi anlayışıyla halkların ve emekçilerin yolunu açmalıyız. Rejimi kurtarmak adına Ankara dehlizlerinde krize çare arayarak heder olan muhalefete de yol gösterecek olan bu fikriyat ve onun örgütlü gücüdür. 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.