‘Sağlıklı yaşam’ için ne yapmalı?

Dizi Haberleri —

15 Temmuz 2020 Çarşamba - 16:10

BRAD STULBERG

Silikon Vadisi’ndeki teknoloji kurtları, tarot kartlarından fal baktırmaya bayılıyor. New York’ta bir koltuğa uzanıp damardan “detoks” yaptırabiliyorsunuz. ABD’de Neurocore Beyin Performansı Merkezi adlı bir kuruluş, dikkat bozukluğu, anksiyete ve depresyondan migren, stres, otizm spektrum bozukluğu, atletik performans, hafıza ve idrak kapasitesine kadar her konuda beyni eğiten kurslar pazarlıyor. Ve internette, Goop gibi şirketler, “Enerjiyi Arttıran 8 Kristal” ve “beslenme takviyeleri, probiyotikler, detoks ve güzellik tentürleri ve güzellik ve detoks çayları” ile tastamam bir eve teslim detoks kitinin reklamını yapıyor. ABD’de, herkes kendi özel sıkıntısına çare peşinde ve bu durum, milyar dolarlık bir endüstri ortaya çıkarmış durumda -buna (askeri sınai komplekse atıfla, ÇN) Sağlıklı Yaşam Sınai Kompleksi diyeceğim.

Günümüzde sağlıklı yaşam adı altında satılan bunca şeydeki sorun, işe yaradıklarına dair çok az kanıt olması. Sağlıklı yaşamın mit olduğu anlamına gelmiyor bu elbette. Onlarca yıllık araştırmalara göre, sağlıklı yaşam, bir yaşam tarzı olmanın veya hastalığın olmadığı bir durumun ötesinde, insanın potansiyelini ortaya çıkarmayı da kapsıyor. Temel gereksinimlerimiz (mesela karnımızı doyurmak ve başımızı sokacak bir yere sahip olmak) karşılandığında, bilim insanları sağlıklı yaşam denilen şeyin sağlığınızı altı boyutta güçlendirmekten geçtiğini söylüyor: Fiziksel, duygusal, bilişsel, sosyal, ruhsal ve çevresel. 1997’de The American Journal of Health Promotion dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre, bu boyutlar birbirleriyle yakından bağlantılı. Kanıtlar, bunların bir araya gelmesi ile yarattıkları etkinin, basit toplamlarından fazla olduğunu gösteriyor.

Ancak sağlığın birbirine bağlı bu boyutlarını güçlendirmek, losyonlar veya ilaçlar satın almanızı gerektirmiyor. Gerçekten işe yaratan türde bir sağlıklı yaşam aslında basit: Bireyler ve topluluklar olarak gündelik olarak hayata geçireceğimiz temel pratiklere sahip olmak.

Bu temel şeyler, pazarlaması kolay saçmalıklar adına ne yazık ki bir kenara atılıyor. Bunun sebebi, kişisel gelişim alanındakiler de dahil birçok pazarlamacının, “basit şeyleri satamayız” düşüncesine sahip olması. Bunun nahiflik olduğunu düşünüyorum. Detoks, hızla kilo verme, fit olma gibi kestirme yöntemlerle kafayı bozmayı bırakıp kanıta dayalı yöntemlere odaklanılması çok daha etkili. Bunu yapmaya şunlardan başlayabiliriz.

FİZİKSEL:

Hareket edin, abur cubur yemeyin

Onlarca yıllık araştırmalar gösteriyor ki, günde yalnızca 30 dakikalık orta düzey bir fiziksel aktivite bile, kalp hastalığı, Alzheimer, akıl hastalığı ve birçok kanser türü riskini azaltıyor. Bu bir maratona hazırlık ya da CrossFit rekoru kırmak olabilir elbette ama olmak zorunda değil. Doğa yürüyüşü, bahçecilik ve hatta tempolu yürüyüş de aynı faydaları sağlayabiliyor. Temel olan şu: Nefes alıp verişinizi uzun bir süre boyunca yüksek tutan her şey işe yarayacaktır.

Fiziksel aktivite ile ilgili bir başka basit yolu bize hekim ve fizyolog Michael Joyner şöyle anlatıyor: “Her gün fiziksel aktivitede bulunun” diyor. “Bazen de kendinizi zorlayın.” Çevrimiçi bir dergi olan Scientific Reports’da yayınlanan yeni bir çalışmaya dayanarak buna şunu ekleyeceğim: Fiziksel aktivitelerinizden en azından bazılarını açık havada yapmaya çalışın. Araştırmacılar, her gün iki saat açık havada, yeşil alanlarda vakit geçirenlerin, akıl ve fiziksel sağlık açısından diğerlerine göre daha iyi durumda olduğunu söylüyor.

Fiziksel sağlığın diğer bir bileşeni beslenme. Burada da, en iyi tavsiye en basit olanı yapmak: Diyetleri ve takviyeleri boş verin, onun yerine, işlenmiş ve kızarmış gıda gibi abur cuburları kesin. Annals of Internal Medicine  dergisinde daha yeni yayınlanan bir araştırmada, neredeyse 1 milyon insanı içeren yüzlerce klinik deneyde elde edilen veriler gözden geçirilmiş ve en popüler takviyelerden 16’sının ve en popüler diyetlerden sekizinin neredeyse hiç işe yaramadığı, bazılarının ise zararlı olduğu ortaya çıkarılmış.

DUYGUSAL:

Yardım almaktan korkmayın

Günümüzde neyin sıhhat göstergesi olduğu ile ilgili bir başka büyük sorun, herkesin her an mutluymuş gibi görünmesi ve bunun sizde illa ki mutlu olmak zorundaymışsınız hissini uyandırması. Ama sosyal medyada seçilerek paylaşılan şeyler, hiç kimsenin gerçekliğini ifade etmiyorlar.

İnsan üzülür, üzgün ve mutsuz olur. Bunlar normal şeyler. Psikologlar, bize bu duyguları gizlemenin ve bastırmanın işleri daha da kötüleştirmekten başka bir işe yaramadığını söylüyor. Çalışmalar, olumsuz duygularınızı ne kadar çok bastırırsanız, o kadar güçlü biçimde geri geldiklerini gösteriyor. Bunun aksine, duygularınıza ne kadar kulak verirseniz -hem kendinizin hem başkalarının- o kadar çözüme kapı aralamış oluyorsunuz. Almanya’nın Mannheim Üniversitesi’nden araştırmacılar, buna “güzel kirli etkisi” diyorlar. Yapılan birden fazla deneyde görülmüş ki, duygularınızı ifade etmek size bir zayıflık gibi geliyor olsa da, başkalarına cesaret gibi geliyor ve güven ve bağ kurulmasına vesile oluyor. Yani, yenilmez olmaya çalışmayı bırakın, kendiniz olun. Çoğu insan bunu anlayacak ve umursayacak, değer verecektir. Vermeyenler mi? Sallayın gitsin!

Kendinizi ciddi şekilde iyi hissetmiyorsanız, yardım almaktan korkmayın. Akıl hastalıkları herkesin başına gelebilir, hayatın her aşamasında, herhangi bir bağlamda ortaya çıkabilir. Bunun ne kadar dehşet verici olduğunu kendimden biliyorum ama profesyonel yardımla iyileşme oranları gerçekten epey yüksek.

SOSYAL:

Mesele verimlilikten ibaret değil

Sekoya ağacının kökleri yalnızca 2-4 metre derinliğe uzanır. Dibe doğru büyümek yerine, dışarı büyürler. Onlarca metre yatay uzarlar ve başka ağaçların köklerine sarılırlar. Birbirine geçmiş köklerin oluşturduğu ağ, sert hava koşullarında bile ağaçların güçlü durmasını sağlar. Biz de öyleyiz.

2010’da, Brigham Young Üniversitesi’nden araştırmacılar, ortalama 7,5 yıllık bir zaman zarfınca 300.000’den fazla insanı izlediler ve yalnızlıkla ilişkili ölüm riskinin obezite ve fiziksel hareketsizlik ile ilişkili olandan fazla ve sigara içme ile ilişkili olana yakın olduğunu buldular. Daha yakın tarihli bir araştırma, dijital bağlantıların belirli koşullarda faydalı olabildiğini (örneğin, uzaktaki dostlarla ve aileyle temas halinde olmak) ama bunların, yüz yüze ilişkilerin ve fiziksel mevcudiyet ve temasın yerini tutmadığını gösteriyor.

The Lonely American: Drifting Apart in the 21st Century kitaplarında, Harvard psikiyatri profesörü Jacqueline Olds ve Richard Schwartz, “verimliliğe” aşırı odaklanmanın ve “meşgul olma kültünün” anlamlı ilişkiler kurmanın önüne geçtiğini yazdılar. Bu milenyaller için özellikle doğru olabilir. Yakın tarihli bir araştırmaya göre, milenyallerin yüzde 30’u kendisini yalnız hissediyor ve yüzde 22’si hiç dostu olmadığını söylüyor. Bu çok büyük bir sorun ve tersine çevirmek için hepimizin mücadele etmesi gereken bir trend.

BİLİŞSEL:

Dikkatinizi tam verin

“Tutkunuzu keşfedin” en popüler kişisel gelişim laflarından biri ama bayağı yanlış yönlendirici ve bazen zararlı bile. Sanki hep içinizde saklı olan bir tutkunuzu keşfedecekmişsiniz gibi sürekli arayış halinde olmak… Her dört insandan üçünde böyle bir inanç olsa da, buldukları şey nadiren gerçek tutkuları oluyor. Buna maymun iştahlı da deniliyor. İnsanlar ilginç buldukları bir uğraşı ile ilk kez karşılaştıklarında, mükemmellik arayışlarıyla onu abartıyorlar ama hevesleri çabuk geçiyor. Bunun yerine tutkuyu aniden keşfedilen değil zaman içinde gelişen bir şey olarak görmek ve beklentimizi “bu mükemmel” seviyesinden “bu ilginç” seviyesine indirmek gerek. Çalışmalar, uzun vadeli gelişen tutkunun daha kalıcı ve enerji verici olduğunu gösteriyor.

Bir uğraşınız varsa, bu ne olursa olsun, dikkat dağıtan şeylerden uzaklaşın ve dikkatinizi tam olarak verin. İnsanların duygularını gerçek zamanlı bildirmesine imkan veren bir aplikasyon, yaptığınız bir işe ne kadar tam yoğunlaşırsanız ondan o kadar keyif aldığınızı belirlemiş. Bu da, gün içinde tek bir şeye odaklanarak geçirdiğiniz zamanın, geri kalan sürede genel ruh halinizi olumlu etkilediği anlamına geliyor.

RUHSAL:

Güçlü bir amacınız olsun

Amerika’da dinler düşüşte, özellikle de gençler arasında. 2018 tarihli bir araştırma, en yaygın dinin, dinsizlik olduğunu göstermiş. Bu kendi başına sorun değil ama yüzlerce yıldır, din birçok insan için amaç vazifesi gördü. Bu boşluğu hiçbir şey doldurmadığında, etkisi negatif olabiliyor.

Bu yıl yayınlanan bir çalışma ise, yaşamlarında güçlü bir amacı olan insanların ömrünün daha uzun olduğunu gösteriyor. Ve bu cinsiyet, ırk, maddi durum ve eğitim gibi diğer tüm faktörler dikkate alındığında bile geçerli.

Amaç din çerçevesinde olmayabilir ama Berkeley’deki California Üniversitesi’nden psikoloji profesörü Dacher Keltner’ın çalışmasının da gösterdiği gibi, insanın kendi yaşamının dışında, daha yüce bir şeye tanıklık etmesi, bu ister harika bir gün batımını izlemek, ister müzik dinlemek, isterse de bir ustanın eserini şekillendirmesine şahit olmak olsun, onu aşkınlığa taşıyor ve ruhsal bağ kurma hissi yaratıyor. Bize ruhsal sıhhat vermeyecek şeyler ise, modern çağın önümüze sürdüğü tüm o şeylerde mana aramak: güzellik, zenginlik, ajite olmak, cinsel çekim…

ÇEVRESEL:

Ivır zıvırı bırakın

Çevremiz bizi birçok şekilde belirliyor ama bunu pek fark etmiyoruz.

Mikro seviyede, gündelik çevrenizi düşünün. Telefonunuz sürekli açık mı? Bildirimlerle sürekli dikkatiniz mi dağılıyor? Ulaşmak istediğiniz amaca uygun bir ortamda mısınız? Evde sürekli abur cubur tutuyor musunuz? Etrafınızda sürekli ıvır zıvır mı var? Amacınız, çevrenizi davranışlarınıza destek olacak şekilde tasarlamak.

Makro seviyede, kendinize şu soruları sorun. Yaşanmaz bir yerde yaşadığımı mı hissediyorum? İşe gidiş gelişlerim ruhumu emip bitiriyor mu? Taşınmanın ciddi bir ayrıcalık ve imkan işi olduğunu biliyorum ama taşınmaktan kastım, dehşetli şekilde pahalı, rekabetçi ve kalabalık şehirlerden taşınmak, o şehirler içinde taşınmak değil. Büyük şehirlerde insanların kendini ne kadar çok sıkışmış hissettiğini size anlatamam bile. Taşının! Yaşamın çok daha ucuz olduğu, doğayla iç içe ve bir sürü iyi işin olduğu çok yer var. Ve nereye giderseniz gidin, gezegene sahip çıkın. Bunu yapmazsanız, bu yazıdaki her şey zaten boşa gider.

Sıhhat istiyorsanız yapmanız gerekenler bunlar. Ivır zıvırı bırakın ve temel şeylere odaklanın. Bunlar basit şeyler, her zaman kolay değil ama her zaman zor da değiller.

Çeviri: SERAP ŞEN

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.