Savunmanın ideolojik savunusu

Meral ÇİÇEK yazdı —

14 Eylül 2021 Salı - 23:00

  • Öz savunma salt pratik bir mesele değil. Bundan ziyade öncelikle bir bilince dayanır. İdeolojik savunma gücü en az fiziki savunma gücü kadar önemlidir. Hatta fiziki öz savunma gücünü ideolojik öz savunmadan alır. 

Sömürgeciliğin tarihi aynı zamanda öz savunma olgusunu halkların aleyhine ve egemenlerin lehine tersyüz etmenin tarihidir. Kapitalist uygarlığın hegemonya tacını takma yarışına giren Batı Avrupa devletleri sömürgeleştirdikleri her yerde direniş ile karşılaştı. Köleleştirdikleri insanların isyanıyla yüz yüze geldiler. Direnişleri bastırmak için başvurdukları yol ve yöntemlerle alçaklığın tarihini hep yeniden yazdılar. 

Kapitalist uygarlığın inşasında sömürgecilik, dolayısıyla halkların öz savunmasının yok edilmesi başat bir rol oynadı. Öz savunma bir bütünen, yani anlayış, bilinç, pratik ve gelenek olarak yok edilmeliydi ki ‘fethedilecek bakir topraklar’ üzerinde yaşayan insanlarla birlikte nesne kılınabilsin. Köleleştirilecek, yani benlikleri yok edilecek halklar hiçbir biçimde karşı koyma gücüne sahip olmamalıydı. 

Bu amaçla Batı devletleri işgal ettikleri her yerde önce yerli halkların silahlarını gasp edip silah olarak kullanabilecekleri her türlü aracı taşımalarını yasakladı. Bununla birlikte yerli halkların isyana hazırlanmasını önlemek için örgütleme araçlarının tümünü yasakladılar. Örneğin 19. yüzyılın ortalarında bugünkü ABD’nin güneyinde siyahların kalem taşıması bile ‘cinayete teşebbüsten yargılanıp idamla cezalandırılma’ tehdidi ile yasaklandı. Böylece siyahların kendi aralarında not yoluyla haberleşmesi, örgütleme için gerekli belgeler oluşturması ve olup bitenleri dışarıya yansıtması önlenmek istendi. 

Öte yandan sömürgeci beyazlar sonuna kadar silahlandırıldı. Böylece beyaz sivillerin de dahil edildiği bir işgal gücü oluşturuldu. ‘Canını, namusunu ve mal varlığını korumak’ adına silahlandırılan sivillerden oluşturulan bu paramiliter güç ABD’de günümüze kadar siyahlara karşı soykırımın devamlılığını sağlıyor. Devletin içinde yapısallık kazanmış olan linç kültürü özünde soykırımcı bir rejimi teşkil ediyor. Zaten genel anlamda da linç kültürü kendini soykırım rejimine dayandırır. Bu dün olduğu gibi bugün de böyledir. Cezasızlığın kaynağında bu gerçek yatar. 

Egemenlerin gayrimeşru şiddeti böylece yasallaşırken halkların meşru öz savunması ilegalize edildi. Özünde sömürüye karşı direnişi önlemeyi amaçlayan bu denklem, günümüzde de aynı şekilde uygulanıyor. Kürtlerin öz savunması bir yandan devletli düzen tarafından ‘terör’ diye kriminalize edilirken, her türlü linç ve soykırımın önünün açılması bu bağlamdadır. 

Öz savunma salt pratik bir mesele değil. Bundan ziyade öncelikle bir bilince dayanır. Bu bilinç ise hafızadan beslenir. Kapitalist uygarlık bu nedenle halkları öz savunmasız bırakmak için zihinlerini de sömürmeyi ve işgal etmeyi esas alır. Bu şekilde ezdiği halkların ‘uysallığını’ güvence altına almaya çalışır. 

Öz savunma bu açıdan aynı zamanda ideolojik bir meseledir. Ezilen halklar sömürgeciliğin kolektif zihinlerinde yarattığı ağır tahribatı çözümledikleri oranda etkili bir öz savunma gücünü oluşturup bu gücü her türlü ideolojik, politik ve askeri saldırılar karşısında savunabilir. İdeolojik savunma gücü en az fiziki savunma gücü kadar önemlidir. Hatta fiziki öz savunma gücünü ideolojik öz savunmadan alır. 
Ortadoğu’da yoğunlaşan Üçüncü Dünya Savaşı yeni bir aşamaya girerken geçen on yıllık süreçte ağır soykırım saldırıları ile karşı karşıya bırakılan halklar açısından bu husus bugün büyük önem taşıyor. Özellikle de Kürt halkı için. Fakat bu noktaya salt tehlike olarak bakmamak gerekiyor. Aynı zamanda bölgesel ve küresel düzeyde soykırım rejimlerine karşı ortak mücadele gerekçesi ve zemini sunuyor. 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.