Sayın Öcalan'ın öngörü ve önerileri

Forum Haberleri —

Öcalan/Rojava/foto:AFP

Öcalan/Rojava/foto:AFP

  • Sayın Öcalan, Kürtlerin onurunu yücelten ama bu onuru intihara dönüştürmeyen bir siyasal çizgi önerdi. Ne teslimiyetçi bir uyum ne de maksimalist bir kopuş…

MEM ARYAN

Ortadoğu’da siyaset, güç ilişkileriyle ilerler. Bu coğrafyada haklı olmak, kazanmak için yeterli değildir; hatta çoğu zaman tehlikelidir. Kürtlerin modern tarih boyunca yaşadığı kırılmaların temelinde de bu gerçek yatar. Bugün Suriye sahasında yaşananlar, uzun süredir işleyen bir siyasal aklın ve buna karşı geliştirilen sabırsız reflekslerin çarpışmasıdır. Kürt siyasetinin son 40 yılına bakıldığında, stratejik berraklığı en erken ve ısrarla vurgulayan isimlerden biri Sayın Abdullah Öcalan'dır.

Sayın Öcalan’ın yıllar boyunca altını çizdiği temel mesele; Kürt sorunu, askeri başarılardan ziyade bölgesel konjonktürü doğru okuyarak, güç dengelerini gözeterek ve zamana oynayarak çözülebilir. Bu yaklaşım, özellikle Suriye sahasında yaşanan gelişmelerle birlikte daha görünür hâle geldi. Suriye iç savaşı, Kürtler için tarihsel bir fırsat kadar, tarihsel bir tuzağı da içinde barındırıyordu. Sayın Abdullah Öcalan’ın yıllardır ısrarla vurguladığı, Kürt sorununun tekil bir ülkenin ya da tek bir savaşın meselesi olmadığıdır. Kürtler, dört devletin sınırları içinde bölünmüş; bu devletlerin her biriyle farklı düzeylerde çatışma ve uzlaşma ilişkisi yaşayan bir halktır. Bu nedenle Suriye’de atılan her adım, Şam'ın yanı sıra Ankara, Tahran, Bağdat ve küresel güçlerle kurulan dengeyi de doğrudan etkiler.

Öcalan'ın öngörüsü ve temel zaaf

Sayın Öcalan’ın öngörüsü tam da bu çok katmanlı yapıyı merkeze alır. O, Kürt siyasetinin temel zaafının, çoğu zaman yerel başarıyı stratejik sonuç sanmak olduğunu savundu. Oysa Ortadoğu’da yerel başarılar, eğer uluslararası ve bölgesel dengelerle uyumlu değilse kısa sürede tasfiye edilir. Rojava’da ortaya çıkan özerk yapı, askeri ve toplumsal açıdan önemli bir eşik olsa da hukuki ve siyasal tanınma olmadan kalıcı bir statüye dönüşmesi mümkün değildi. Bu noktada sıkça dile getirilen “bağımsızlık” fikri, Sayın Öcalan’ın perspektifinde bir hedef değil, yanlış zamanlanmış bir talep olarak görülür. Bağımsızlık, bir halkın istemesinin yanında çevresindeki devletlerin ve küresel sistemin bunu tolere etmesiyle mümkündür. Güney Kürdistan’da yaşanan referandum süreci, bu gerçeği tüm açıklığıyla ortaya koydu. Uluslararası destek olmadan ilan edilen irade, gerileme de üretti.

Zamana yayılmış siyaset

Suriye özelinde tablo daha da kırılgandır. Şam’daki iktidar, klasik anlamda meşru bir devlet düzenine dayanmıyor. Ortada ne yeni bir anayasa vardır ne de bu anayasayı üretecek kapsayıcı bir siyasal süreç. İktidar, farklı silahlı grupların geçici uzlaşmasına dayalıdır ve bu uzlaşmanın ne kadar süreceği belirsizdir. Böyle bir zeminde yapılacak her anlaşma, kalıcı bir hukuk yerine geçici bir denge anlamına gelir. İşte Sayın Öcalan’ın ısrarla işaret ettiği “zamana yayılmış siyaset” burada anlam kazanır. Kürtler açısından mesele, en fazlasını istemek değil, elde edileni koruyabilecek bir zemin yaratmaktır. 10 Mart Mutabakatı gibi çerçeveler, bu nedenle bir “nihai çözüm” olmaktan çok, alan açan geçici eşikler olarak değerlendirilmelidir. Bu eşikleri mutlaklaştırmak da tümden reddetmek de aynı ölçüde risklidir.

Romantize etmeden kabul etme

Uluslararası aktörlerin tutumu ise Kürt meselesinin yapısal açmazını bir kez daha gösteriyor. ABD, Avrupa ülkeleri ve bölge devletleri, Kürtleri çoğu zaman bir özne olarak değil, kriz yönetiminin aracı olarak ele alıyor. Bir gün “istikrar unsuru” olarak görülen Kürtler, ertesi gün pazarlık masasında kolayca gözden çıkarılabiliyor. Bu durum, Kürtlerin ahlaki konumuyla değil, güç hiyerarşisindeki yerleriyle ilgilidir. Sayın Öcalan’ın öngörüsünün değeri, tam da bu acı gerçeği romantize etmeden kabul etmesindedir. O, Kürtlerin onurunu yücelten ama bu onuru intihara dönüştürmeyen bir siyasal çizgi önerdi. Ne teslimiyetçi bir uyum ne de maksimalist bir kopuş… Ortadoğu’da ayakta kalmanın yolu, bu iki uç arasında kurulan ince dengeden geçer.

Uzun soluklu varoluş mücadelesi

Bugün gelinen aşamada, Kürtlerin masada olmaya devam etmesi bir tercih değil, bir zorunluluktur. Bu masa, önceki yıllara kıyasla daha dar, taleplere daha kapalıdır. Bu durum, bir yenilgi olarak değil de konjonktürün dayattığı bir gerçeklik olarak okunmalıdır. Az görünen kazanımlar dahi, eğer doğru zamanda ve doğru biçimde alınırsa geleceğin kapısını açık tutabilir. Sorun şudur ki; Suriye hâlâ istikrarsızdır, iktidar geçicidir ve cihatçı yapıların etkisi sanılandan daha güçlüdür. Böyle bir ortamda, erken zafer ilanları kadar erken umutsuzluklar da yanlıştır. Kürt siyasetinin önündeki asıl sınav, bu belirsizlik içinde soğukkanlılığını koruyup koruyamayacağıdır.

Ortadoğu’da tarih, en çok bağıranları değil, en uzun süre direnenleri yazar. Sayın Abdullah Öcalan’ın öngörüsü de tam olarak bunu hatırlatır; Kürtler için mesele, bir anlık sıçrama değil, uzun soluklu varoluş mücadelesidir. Bu mücadele, sabırla yürütülür.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.