Sesimizi duyurmaya ihtiyacımız var
Kadın Haberleri —

Kadın Tribünali
-
Belçika’nın başkenti Brüksel’de başlayan 2026 Kadın Tribünali, farklı ülkelerden kadın örgütlerini bir araya getirerek kadına yönelik şiddet ve adalet konularını tartışmaya açtı. Cumartesi’ye kadar devam edecek Tribünal’da kapanış Rojava kadın devrimiyle yapılacak.
- Tribünal’in organizasyonunda yer alan Anna Cooper, “Kadınlar hukuki süreçlerde büyük hayal kırıklığı yaşıyor. Resmi mekanizmalar yüzüstü bırakıyor. Bu yüzden bir araya gelip kendi tanıklıklarımızı paylaşmaya, sesimizi duyurmaya ihtiyacımız var” dedi.
Aralarında Madam Fortuna ve Arenberg Tiyatrosu’nun da bulunduğu kuruluşların düzenlediği 2026 Kadın Tribünali, Belçika’nın başkenti Brüksel’de başladı. ‘(Feminist) Adaleti Geri Kazanmak’ başlığı altında Brüksel Hür Üniversitesi’nde yapılacak üç ayrı panelde kadına yönelik şiddetle mücadele stratejileri ve feminist adalet pratikleri tartışılacak. Farklı ülkelerden kadın örgütleri, feminist ağlar ve aktivist yapılar tarafından organize edilen Tribünal, 1976 yılında Belçika’nın başkenti Brüksel’de gerçekleştirilen Uluslararası Kadınlara Karşı Suçlar Mahkemesi’nin devamı niteliğinde. Program, Avrupa merkezli feminist yapılar başta olmak üzere çeşitli uluslararası ağların ortak çalışmasıyla hazırlanırken, TJK-E (Avrupa Kürt Kadın Hareketi) de düzenleyici ve katılımcı yapılar arasında yer alıyor. Tribünal’a çok sayıda ülkeden aktivist, akademisyen ve kadın hakları savunucusu katılacak.
Zengin bir program sunuluyor
Açılışını Brüksel’de yapan Kadın Tribünali, ardından mekan değiştirerek Anvers’e geçecek. Perşembe akşamı burada 2026 KADIN Kolektifi tarafından müzik-tiyatro performansı sergilenecek. Alix Konadu’nun yönettiği performans Anvers, Marsilya, Barcelona ve Rotterdam’dan 40 kadını buluşturuyor.
27 Mart Cuma günü ise Anvers’teki Arenberg Tiyatrosu’nda Sosyo-Artistik Mozaik adı altında yaratıcı atölyeler, artistik performanslar, sergiler, film gösterimler ve tartışma panellerinden oluşan zengin bir program sunuluyor. Etkinliğin bu bölümünde TJK-E ve Jineoloji Merkezi tarafından ‘Ataerkil mitolojinin maskesini düşürmek’ başlığı altında atölye düzenleniyor, ayrıca bilgilendirme standı açılıyor.
2026 Kadın Tribünali’nin son günü olan 28 Mart Cumartesi günü yine Anvers’te 50 masanın etrafında 500 kadının toplanıp kendi şiddet deneyimlerini paylaşması hedefleniyor. Aynı günün akşamında zengin bir sahne programı ile kapanış yapılacak. Kapanışta Rojava Kadın Devrimi’ne de yer verilecek.
Tanıklıklarını paylaşabilecekler
2026 Women’s Tribünal’ın organizasyon ekibinde yer alan Anna Cooper, programa ve mahkemeye ilişkin Jinnews’e değerlendirmelerde bulundu. Birçok farklı kimlikten kadınları bir araya getirdiklerini söyleyen Anna Cooper, “Bugün kadınlara yönelik şiddet, toplumsal cinsiyet ve eşitsizlik konularında kadınların kendi tanıklıklarını paylaşabilmeleri için yeni yollar bulmayı hedefledik; yani atölyeler aracılığıyla, tartışmalar yoluyla, sanatsal pratikler ve performanslar aracılığıyla bunu gerçekleştirmek ve gerçekten bir araya gelerek bir kız kardeşlik, dayanışma ortamı yaratmak ve feminizm tarihindeki bu önemli anı kutlamak istedik” diye belirtti.
Örgütlü güçlerini birleştirdiler
Belçika, Fransa, İspanya, Almanya ve daha birçok yerden 45 farklı örgütün bu mahkemeyi hayata geçirmek için güçlerini birleştirdiğini ifade eden Anna Cooper, “Sürecin hikayesine gelirsek, Antwerp’te bir grup kadınla birlikte çalışıyorduk. Madam Fortuna, 2022’den bu yana ‘2026Women’ adlı projenin bir parçası olarak Antwerp’te göçmen kadınlarla yerel düzeyde çalışıyordu. Daha sonra 2024’ten itibaren Marsilya ve Rotterdam’daki kadın gruplarıyla bağlantı kurmayı başardık. Bu buluşma, kadınların bu şehirlerde yaşadıkları deneyimleri paylaşmaları ve bunun etrafında sanatsal bir performans üretmeleri açısından önemliydi” sözlerini kullandı.
Bir fırsat olarak kullanılmalı
Bu mahkemenin bir fırsat olarak kullanılması gerektiğini belirten Anna Cooper, şöyle konuştu: “Bizim için en önemli yaklaşım, Avrupa’da yaşayan ancak dünyanın farklı ülkelerinden gelen ve hem kendi ülkelerinde şiddet ve toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri yaşamış hem de Avrupa’da göçmen kadınlar olarak bunları yaşayan kadınların, bu Tribünalı bir araya gelip deneyimlerini paylaşabilecekleri bir fırsat olarak kullanabilmelerini sağlamak. Bizim için bu meseleler etrafında kız kardeşlik ve dayanışmanın inşa edilmesi gerçekten çok önemli.”
Kendilerini ifade edebilecekleri bir yol
Özellikle yapılacak olan mahkemenin konseptinin çok önemli olduğunu belirten Anna Cooper, “50 yıl sonra, insanların bir araya gelip birlikte şarkı söyleyebilecekleri, şiir atölyeleri yapabilecekleri, birlikte yazabilecekleri, dokuma yapabilecekleri ve kendi görüşlerini ve tanıklıklarını birçok farklı şekilde ifade edebilecekleri bir alan yaratmak istiyoruz. Böylece daha resmi hukuki ya da akademik ortamlarda kendini ifade etme deneyimi olmayan kadınların da kendilerini ifade edebilecekleri bir yol açılmış oluyor. Farklı geçmişlerden gelen tüm kadınların kendilerini ifade edebileceği bir alan yaratmak bizim için çok önemli” diye belirtti.
Resmi hukuki süreçler hayal kırıklığı
Anna Cooper, erkek devlet şiddetine maruz kalan kadınların bu mahkeme ve benzer örgütsel ağlara katılmalarının nedenini ise şöyle açıkladı: “Bence ne yazık ki şiddet yaşamış pek çok kadın, resmi hukuki süreçler tarafından büyük ölçüde hayal kırıklığına uğratılıyor. Resmi hukuki mekanizmalar, tecavüz başta olmak üzere aile içi şiddet ve cinsel taciz gibi farklı şiddet biçimlerine maruz kalmış kadınları birçok açıdan yüzüstü bırakıyor. Bu nedenle kadınların bir araya gelmeye, yaşadıklarını ve deneyimlerini farklı bir şekilde ifade etmeye duydukları çok gerçek bir ihtiyaç ve boşluk var. Bunu diğer kadınlarla paylaşabilmek, kendi yerel toplulukları içinde bir destek ağı geliştirmek, ama aynı zamanda farklı topluluklarla, farklı kimlikler ve etnik geçmişlerden kadınlarla köprüler kurmak ve kadınlar arasında böyle bir dayanışma ağının var olduğunu hissetmek önemli.”
Yerelde çözüm gücü oluşturuluyor
Birlikte çalıştıkları 45 ortak örgütün yerelde de tek başına çözüm gücü olmaya çalıştığını belirten Anna Cooper, “Mesela Brüksel’deki Foyer örneğini düşünebiliriz; Cuma günü 52 kadınla birlikte geliyorlar ve bu kadınlar, evde maruz kaldıkları şiddet ortamından çıkabilmeleri için barınma ve konaklama desteği sağlanmış kişiler. Bunun dışında bazı örgütler daha çok kadınların finansal olarak desteklenmesine odaklanıyor. Bu çözümlerin yalnızca devlet ya da sistemle sınırlı olmaması, aynı zamanda daha özerk olması ve kadınların şiddet, ayrımcılık ve eşitsizlik durumlarından çıkabilmeleri için ihtiyaç duydukları desteğin sağlanmasına imkân tanıması önemli” dedi.
50 yıl geçmesine rağmen
İlk kadın mahkemesinin üzerinden 50 yıl geçmesine rağmen kadınların aynı sorunları ve şiddeti konuşmaya devam ettiğini; geriye gidişin yanı sıra bazı iyileşmelerin de yaşandığını söyleyen Anna Cooper, konuşmasını şöyle tamamladı: “Birlikte çalıştığımız birçok örgüt, son 50 yıl ve daha uzun süredir uğruna mücadele ettiğimiz haklara karşı şu anda bir geri tepme (backlash) yaşandığını hissediyor; bu hakların artık sorgulanır hale geldiğini düşünüyorlar. Siyasetin sağa ve faşist yönelimlere doğru kaymasıyla birlikte, bu hakların hâlâ korunmasını sağlamak ve onları kaybetmemek için mücadeleyi sürdürmek gerektiğini düşünüyoruz. Bu nedenle mücadelenin devam etmesini sağlamak ve farklı örgütler arasındaki bağı güçlü tutmak çok önemli; böylece kadın haklarına saygının gerilemesi değil, ilerlemesi güvence altına alınabilir.” HABER MERKEZİ













