Siz ne olurdunuz?

Forum Haberleri —

4 Temmuz 2021 Pazar - 23:00

  • Evet, zalimler bu toprakların her karışına zulümleriyle büyük acılar ektiler. Son yirmi yılındaki temsilcisi diktatör Erdoğan, Kürtlere en çok zulmü yapan faşist şef olarak tarihe geçti. Ancak Hitler, Mussolini, Saddam nasıl yenildilerse faşist rejimin şefi olan Erdoğan da devleti ile yenilecek ve karanlığa gömülecektir.

İSKAN AMED

Varlığınız, diliniz, kimliğiniz inkar edilirse, siz ne olurdunuz? İsimleriniz zorla değiştirilirse, varlığınız yasaklarla zincirlenirse, köylerinizin, şehirlerinizin adları değiştirilirse, ülkeniz parça parça edilirse, siz ne olurdunuz? İnsanlarınızın cesetleri derelere doldurulursa, halkınız mağaralarda kimyasal gazlarla yok edilirse, kadınlarınızın karnındaki bebeler süngü uçları ile parçalanırsa, siz ne olurdunuz? Binlerce köyünüz ateşe verilirse, kadim şehirleriniz yerle bir edilirse, her gün ve gece halkınızdan insanlar gözaltında kaybedilirse, faili meçhul cinayetlere kurban edilirse, işkence tezgahlarından geçirilirse, zindanlara doldurulursa, milyonlarca insanınız göç yollarına sürülürse, siz ne olurdunuz? Toplumunuzda sayısız insan darağaçlarında asılırsa, duvar diplerinde kurşuna dizilirse, cesetleri toplu çukurlara gömülürse, siz ne olurdunuz? 

Kabirlerinden insanlarınızın kemikleri çıkarılıp yaya kaldırımlarına kutu kutu gömülürse, yaralı gençleriniz toplu şekilde kapalı yerlerde diri diri yakılırsa, çocuklarınız savaş uçaklarıyla bombalanıp paramparça edilirse, insanlarınız miting alanlarında hunharca katledilirse, siz ne olurdunuz? Ceylan, havan toplarıyla parçalanırsa, 12 yaşındaki Uğur’un minik vücuduna 13 kurşun sıkılırsa, vurulan Cemile bebe cesedi kokmasın diye annesi tarafından buzdolabında saklanırsa, Taybet ananın cesedi günlerce sokak ortasında bekletilirse, gençlerinizin cesetleri çırılçıplak soyulur, teşhir edilir ve panzerlere halatlarla bağlanıp sürüklenirse, dağlardaki savaşçılarınızın kesilen kafalarıyla poz verilirse, siz ne olurdunuz? 

Dilinize bilinmeyen bir dil denilirse, varlığınız ‘kuyruklu’ diye alaya alınılırsa, anadilinizle eğitim ve öğreniminiz yasaklanırsa, size zorla yabancı bir dil ile eğitim verilirse, siz ne olurdunuz? Özcesi halkınız dile gelemeyecek kadar zulmün her türlüsüne uğruyorsa, hayat size dayanılması oldukça zor bir nefes alıp verme olayı haline getirilirse, siz ne olurdunuz? Tüm bu benzeri görülmemiş zulümleri size yapanlar ayrıca sizi: ‘Terörist’ diye yaftalarsa, insan olarak tepkiniz ne olur ve tüm bu vahşetler karşısında, siz ne olurdunuz?  

Peki rahat uyuyabilir misiniz?

Peki, tüm bu zorbalıklar halkınızın başına getirilirse siz uyuyabilir, yemek yiyebilir, eğlenebilir, hiçbir şey yaşanmamış gibi sıcak evlerinizde kulaklarınızı, gözlerinizi, ağzınızı kapatabilir misiniz? Ya da ‘Ateş evimden uzak olsun da kimin evi yanıyorsa yansın mı’ diyeceksiniz? Oysa hepimiz bu dünyada yaşamıyor muyuz? Ve yaşamımız diğer tüm canlılar gibi birbirini besler. Unutulmasın ki kötülükler bir zincirin halkaları gibi birbirine bağlıdır. Güçlenen ve büyüyen kötülük ise bütün biricik gezegenimizi sarar. İnsanlık, Hitler faşizminin neden olduğu şiddetin dalga dalga bütün dünyaya yayıldığını yakın tarihte gördü ve tanık oldu. Yangın benim ülkemde değil, başka bir ülkede diyenler, yangının büyümeyeceğini garanti edebilir mi? Böyle vahşi bir sömürgeciliğin yarın ülkenizi de tehdit etmeyeceğini kim söyleyebilir ki?         

Bahsettiğimiz halk Kürtler, vatan ise Kürdistan’dır. Zalim ise matruşka bebekler gibi iç içe giren rejimlerle, tarihi boyunca zulmünü sistemli bir şekilde devlet terörü zırhına bürünerek yapan Türk devletidir. Siz sadece yukarda kaba hatları ve sembolik verilerle gösterilen tarifi imkansız büyük felaketler yaşayan böyle bir ülkede vücut bulmuş bir insan olsaydınız, yaşam anlamsız, ölüm çok daha da değerli olmaz mıydı? Bu acılar karşısında sözün herhangi bir hükmü kalır mıydı? Ve zulmün neden olduğu bu acılar karşısında direnmekten ve savaşmaktan daha da kutsal ne olabilir diye kendinize sormaz mıydınız?

Kanla yaratılan emeği hiç düşündünüz mü?

Kürdistan dağları işgalci Türk ordusuna meydan okuyor. Zulme karşı kutsal bir direniş ve savaş veren Kürt kızları ve oğulları kanlarını dökerek halkını var ediyorlar. Kan ile yaratılan bir varlık ve özgürlük savaşıdır bu. Kanın en önemli fonksiyonlarından birinin dokulara taşıdığı oksijen olduğu bilinir. İnsan toplumsallığında ise dokulara akan kanın amacı emektir. Yaşamın belki de üzerinde en çok konuşulan ama hakkı en fazla yenilen gerçeği emek olmaktadır. Ne yazık ki günümüzde emek vermek en çok kaçınılan olgulardan biri olmaktadır. Verilen emek ise ya yalan yaşamak ya kariyer yapmak ya da güdülerin beslenmesi derecesine indirgenmiştir. Peki ya siz hiç hayatlarının baharında bedenlerinden döktükleri kanla toplumsal değerlerini besleyen, her gün fotoğrafları ile sicilleri, haber bültenlerine düşen gencecik kadın ve erkek gerillaların yarattığı emeğin üzerinde hiç düşündünüz mü? Halkının oksijenini, döktükleri kanla oluşturan gerillaları yani. Gerillanın onca zulme ve saldırıya rağmen halkını yaşatması çelikten bir kalbin aşkı değil de nedir?   

İnsan doğar, yaşar ve ölür. Bu baki, kadim ve has bir döngüdür. Bu döngü aralığında insanlığın yazgısı, iki gerçeğin mücadelesi içinde gelişiyor. Ezenler-ezilenler, köleler-efendiler, iyiler ve kötüler. Bu düalist gerçekler, adına yaşam denilen zamanın içindeki insanın kadim ve acılı serencamıdır. Kürdistan dağlarında iki aydır, belki de gezegenimizin yazgısını etkileyecek büyük bir savaş yaşanıyor. Ezenler, efendiler, kötüler, devletler, hainler birleşmiş el birliği ile iyilere, ezilenlere, köleleştirmek istedikleri özgür ruhlu güzel insanlara karşı bütün sahte ve yalan zırhlarına bürünerek savaş açmış durumdalar. 

Evet, zalimler bu toprakların her karışına zulümleriyle büyük acılar ektiler. Unutulmasın ki toprağın ve doğanın adaleti olduğu gibi insan toplumsallığının da adalet yasaları vardır. Bu görünmez adalet yasalarına göre ekilen ne ise Hitler’in sonu emsalinde görüldüğü gibi biçiliyor. Elbette Kürt halkına en çok ve en büyük zulümleri yaşatan Türk devleti de ektiği zulmü biçecektir ve biçiyor da. Çöken ekonomisi, yozlaşan ve çürüyen ontolojik yapısı, her an patlayacak bir lağım haline gelmesi, kaynağını yaptığı zulümden alıyor. 

Türk devleti Kürtler yok olsun istiyor

Türk devleti varlığını, Kürt halkını yok etmede görüyor. Bu noktada diğer zalim sömürgelerden ayrılıyor, çünkü sömürgeciler bir halkı hep sömürebilmek için yok olmasını istemez. Ama Türk devleti klasik sömürgelerin çok ötesine geçerek, Kürtleri kültürel soykırımdan geçirmeyi, sürekli acı ve içkence içinde tutmayı temel gayesi haline getirmiştir. Fakat tarih direnenlerin değil en çok zalim güçlerin mezarı olmuştur. Tarih zalimleri sadece kötülüklerini göstermek için hatırlatırken, direnenleri daima insanlığa emsal haline getirmiştir. 

Matruşka bebeklerini andıran Türk devlet hükümetlerinin son yirmi yılındaki temsilcisi ve en büyüğü diktatör Erdoğan, Kürtlere en çok zulmü yapan faşist şef olarak tarihe geçti. Türk ordusu, DAİŞ’den devşirdiği adına ÖSO dediği çeteleri ile birlikte Mart ayından itibaren gerilla güçlerinin özgürlük kalesi olan Medya Savunma alanlarına saldırıyor. Amacı; bu kaleleri ele geçirip, varlığını kalıcı hale getirmek, bu kalelere yerleştireceği DAİŞ çeteleriyle, işgal ve istilasını bütün dünyaya yaymaktır. Erdoğan’da gizleme gereği duymadan Hitler gibi: ‘Tek insan, tek millet, tek bayrak, tek renk, tek ses, tek fikir, tek şef’ diyor. Fakat unuttuğu bir gerçek var. PKK bütün dünya bir olup saldırırsa dahi direnir, ama bütün dünyayı yenecek gücü olsa da saldırmaz.       

PKK hareketi tarihi boyunca Egîd’leri ve Zilan’ları ile ne olurdunuz sorusuna ölümsüz melekler gibi olunmalı cevabını vermiştir. Zulme karşı halkların özünde doğan PKK hareketi, Garê’de Komutan Şoreş’in zafer bakışlarında Zap, Metîna ve Avaşîn’deki ölümsüz fedaileri ile hep ışık saçıyor ve yaşamı aydınlatıyor. Fakat Hitler, Mussolini, Saddam Hüseyin vb. nasıl yenildilerse ve karanlığa gömüldülerse, yeryüzünün en büyük faşist rejimin şefi olan Erdoğan da devleti ile yenilecek ve karanlığa gömülecektir. Unutulmasın ki zalimlerin karanlık saltanatı mutlaka yıkılmıştır. Bu insan toplumunun ve yaşamının ahlaki ve vicdani adaletidir.  

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.