Soykırım asimilasyonla devam ediyor

Dosya Haberleri —

22 Mayıs 2022 Pazar - 20:00

1872 - Pyotr Gruzinski'nin sürgünü anlattığı yağlı boya tablosu/ wikipedia

1872 - Pyotr Gruzinski'nin sürgünü anlattığı yağlı boya tablosu/ wikipedia

21 Mayıs soykırımı ve soykırımın bugüne yansımalarını Çerkes sosyolog Akanda Taştekin'le konuştuk.

  • 1864 yılında modern dünyanın gördüğü ilk büyük soykırım yaşandı. 16. yüzyıldan beri süren Çerkes-Rus savaşları artık sona ermiş ve Çerkeslerin mutlak yenilgisiyle sonuçlanmıştı. 21 Mayıs 1864'te son savaş kaybedildikten sonra Çerkesler yurtlarından sürüldü. Bugün Türkiye'de 2 milyondan fazla Çerkes'in yaşadığı biliniyor. 
  • Bugün İsrail’de, Kfar Kama’da bile akrabalarımız, aile dostlarımız var. Kendi yaşadığım coğrafya çerçevesinde de sürgünle gelen nüfus Osmanlı’da dağınık bölgelere yerleştiriliyor; Samsun’a, Düzce’ye, Kayseri’ye… Bunu takip eden bir iskan politikası var, son olarak da Cumhuriyetin bu asimilasyon sürecinde devraldığı tarihsel sürekliliğin altını çizebiliriz.

MIHEME PORGEBOL

Tarihin kazanı halkların kanıyla doludur ve sönmek bilmeyen iktidar ateşinde kaynar durur. Sezar, İskender, Cengiz Han, Süleyman, Hitler, Bush... Pers, Mısır, Roma, Osmanlı, Rus, Moğol... Bir iktidar yoktur eline kan bulaşmamış. 1864 yılında modern dünyanın gördüğü ilk büyük soykırım yaşandı. 16. yüzyıldan beri süren Çerkes-Rus savaşları artık sona ermiş ve Çerkeslerin mutlak yenilgisiyle sonuçlanmıştı. O dönemde kapitalist sömürgecilikle tanışan Rusya, Çar Petro'nun "Bize Çerkesya lazım, Çerkesler değil" şiarıyla Çerkes yurdunu işgal edip nüfusun neredeyse tamamını binlerce yıl boyunca yaşadıkları topraklardan sürdü. Sürgün yaklaşık 500 bin insanın ölümüyle sonuçlandı. 

Yaşananlara tanıklık eden bir Rus asker gördüklerini şöyle anlatıyordu: "Yolda sarsıcı bir görüntüyle karşılaştık, kadın, çocuk ve yaşlıların cesetleri, parçalara ayrılmış, yarısı köpekler tarafından yenmiş, sürülenler açlık ve hastalıkla boğuşuyor, neredeyse bacaklarını hareket ettirecek güçleri yok, yere devriliyorlar ve canlı halleriyle köpeklere yem oluyorlar. Türk gemiciler en ufak hastalık belirtisi gösterenleri anında suya fırlatıyor. Dalgalar, bu şanssız cesetleri Anadolu kıyılarına sürüklüyor. Sürgüne gönderilenlerin sadece yarısı karayı canlı görebildi." 

Her ne kadar pek dillendirilmese de sürgünde Osmanlı'nın da payı büyüktü. O yıllarda tüm sınırlarında savaşlar veren ve içeride de türlü isyanlarla boğuşan Osmanlı İmparatorluğu, belki kendi yıkımını ertelemek belki de Ruslarla bozuk ilişkilerini düzeltmek için iskan politikaları uyguladı ve imza attığı anlaşmalarla sürgünü teşvik etti. Nihayetinde 21 Mayıs 1864'te son savaş kaybedildikten sonra Çerkesler yurtlarından sürüldü. Sürgünün tamamlanması yıllar aldı ve geride Çerkeslerin sadece yüzde 7'si kalmıştı. Bugün Türkiye'de 2 milyondan fazla Çerkes'in yaşadığı biliniyor. Biz de 21 Mayıs soykırım ve sürgününün Türkiye'de yaşayan Çerkesler için ne ifade ettiğini, soykırımın bugüne yansımalarını Çerkes sosyolog Akanda Taştekin'le konuştuk:

Akanda Taştekin

Çerkesler tarihin en büyük sistematik soykırım ve sürgünlerinden birini yaşadı. 21 Mayıs Çerkes halkı için bugün ne anlam ifade ediyor?

21 Mayıs 1864 bir kırılma tarihi olarak Çerkes halklarının hafızasında yer ediyor. Kbaada Vadisi (Krasnaya Polyana) son savaşın verildiği yerdi, Kızıl Çayır adını da buradan alıyor. Bir asırlık direnişin sonucunda Çerkesler Çarlık Rusyası’na yenildi, korkunç katliamlar yaşandı, sağ kalanlar da topraklarından sürüldü ve dünyanın dört bir yanına dağıldılar. Yaklaşık 1,5 milyon Çerkesin sürüldüğü kabul ediliyor, o dönemde anavatanda kalanların oranı çok düşük. Sürgün yolunda hayatını kaybedenler de hayli fazla; salgın hastalığa, açlığa ve sefalete dayanamayarak yaşamını yitiriyor çoğu. Karadeniz limanları boyunca toplu mezarlar kazıldığı anlatılırdı bize. Çerkeslerin kavminden Şapsughların yaşadığı yerde 600 bin yerli vardı, bugün orada sadece 8 Şapsugh köyü olduğunu biliyoruz mesela; Soçi’de Çerkeslerin Şaçe dediği bölgenin sahipleri Ubıhlar tamamen coğrafyadan silindi. 21 Mayıs bu işgal ve kolonizasyonun, soykırım ve sürgünün sembolik tarihi. Bu hafıza dün gibi canlı. 

Zaten soykırıma dair genel bilgi ve kronolojiye ulaşmak mümkün. Tarih konuşulurken hep egemen erkeklerin gözünden anlatılıp yine erkeklere odaklanılır ancak biliyoruz ki toplumsal travma ve trajedilerde en çok kadınlar zarar görüp hedef haline getirilir. 21 Mayıs'a kadınların gözünden bakarsak neler görürüz?

Buna dair çok veri yok aslında elimizde. Daha sosyolojik bir perspektiften savaşta, göçte, sürgünde kadınların ve çocukların daha dezavantajlı olduklarını ve bu şiddetten daha çok etkilendiklerini biliyoruz. İnsanlık tarihi savaş mağduru, köle olarak satılan, zorla evlendirilen, suistimal ve istismar edilen kadınların ve çocukların, hatta çoğunlukla kız çocuklarının, hikayeleriyle dolu. Bunu söylerken çok uzak bir tarihten de bahsetmiyorum ne yazık ki, 9 yaşın üzerindeki kız çocuklarına savaş ganimeti olarak IŞİD tarafından el konulduğu, Êzîdî kadınların köle pazarlarında satıldığı dönemlerde yıl 2014’tü, henüz 10 yıl dahi geçmedi üstünden. Kitlesel göç-sürgün döneminde Çerkes kadınlarına odaklandığımızda yazılı literatürde genelde saraydaki Çerkes cariyelerle ilgili anlatılara rastlıyoruz. Osmanlı haremindeki Çerkes kadınlar zaten bilinirdi ancak sürgün sürecinde bu sayıda ciddi bir artış oluyor. Saray için Çerkes kadınları her zaman “cazip” olarak anlatılır, bu cazibe “annelikte” de Çerkes kadınına önemli bir rol atfediyor, “güzel genler taşımak” gibi korkunç derecede seksist ve ırkçı yanları da var bu savların. Özetle kadının yine cazibesi, doğurganlığı, anneliği öne çıkıyor; farklı dilden, dinden, ırktan kadınlar yine benzer sorunlarda ortak paydalarda buluşuyor.

Ya sürgün sonrası süreç?

Sürgünden sonraki süreçte de Çerkes kadınların diasporada örgütlü bir şekilde var olması engellere takılıyor. Çerkes kadınların cemiyet ve dergi yayıncılığında ön planda yer aldıklarını biliyoruz; Hayriye Melek Hunç gibi isimler var hafızamıza kazınan… Beş Çerkes kadın tarafından kurulan Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti var mesela. Diyane diye bir dergi de bu cemiyetten çıkıyor ama bilinen yalnızca bir sayısı var. Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti 1919’da mektep açtığında burası Osmanlı’da kız ve erkek öğrencilerin aynı yerde ders gördüğü ilk Müslüman mektepti. Lozan’dan sonra hem dernek hem okul kapatıldı, Çerkes çocuklarının anadilde eğitim hakkı da hiç edildi. Tarihsel bir süreklilik var burada; Cumhuriyetin ilanıyla birlikte homojen bir toplum, Türkleştirme ve milli sermayenin inşasında azınlıkların üstünde oluşan basınç da arttı zaten ve Çerkes kadın hareketi de bundan nasibini aldı.