• DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, kendine özgü yürüyen ve sivil denetimden azade olan sürecin, toplumsal katılıma açılmasını istediklerini söyledi.
  • "Bu mesele, toplumdan yalıtıp yürütülemez" diyen Koçyiğit, ne kadar çok toplum desteği olursa o kadar çok sağlıklı bir barış inşa edilebileceğini vurguladı.

 

Meclis İzleme Komisyonu’nun 1 Ekim’den sonra kurulmasını beklediklerini belirten Gülistan Kılıç Koçyiğit, komisyon için teknik ve ön hazırlık aşamasına ihtiyaç olduğunu söyleyerek, MGK kararının beklenmemesi gerektiğini ifade etti.

Kürt meselesinin demokratik siyasal çözümünü hedefleyen Barış ve Demokratik Toplum Süreci, önemli ve kritik bir aşamaya vardı. Süreç kapsamında hazırlanan 'çerçeve yasa', 10 Ağustos'ta 467 oy ile Meclis Genel Kurulu’ndan geçti. Akabinde ise Cumhurbaşkanı Yardımcılığı başkanlığında bakanlıklardan oluşan Takip ve Değerlendirme Kurulu, yasa kapsamında kuruldu. Kurul, 24 Ağustos'taki ilk toplantıda ise Adli ve Hukuki İşler Koordinasyon Alt Komisyonu, İzleme ve Tespit Alt Komisyonu, Sosyal Uyum ve Bütünleşme Alt Komisyonu ile Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu olmak üzere dört alt komisyonun kurulması kararlaştırıldı. Komisyonların işlevi, çalışmalarına ne zaman başlayacak, Takip ve Değerlendirme Kurulu’nun açıkladığı bu alt komisyonlarda kimler olacak, sivil toplum ve kadın örgütlerinin dahili olup olmayacağı merak edilen başlıklardan.

 DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, bu başlıklar kapsamında MA'dan Diren Yurtsever'in sorularını yanıtladı. Koçyiğit'in değerlendirmeleri özetle şöyle:

Önümüzdeki aşamalar

Kurul, süreçteki teknik meseleleri konuşacak, tartışacak, çözecek alt komisyonlarını da kurdu. Her birinin rol ve misyonuna dair detaylı bir bilgilendirmenin kamuoyuna yapılması gerekiyor. Önümüzde iki aşama var;

* Bu alt komisyonların toplanması, kendi iş takvimlerini, rol misyonlarını ve görev dağılımlarını yapmaları. Bunun için MGK kararı ya da onayı gerekmiyor, dolayısıyla kısa sürede toplanmaları ve iş takvimlerini belirlemelerine dair beklentimiz var.

* MGK'nın hızlı bir şekilde silahların bırakıldığını tespit ederek, yasanın yürürlüğe girmesini sağlaması ve sonra da dönüş sürecinin başlaması.

Bürokrasi hazırlığını yapıyor

Şu anda sadece kendi kurullarını oluşturmuş durumda bürokrasi ve kendi hazırlığını yapıyor, bize yansıyan bu. İş pratiğe döndüğü zaman zaten çok yoğun bir temas süreci başlamış olacak. Sadece bir bürokratik mekanizma değil, aynı zamanda bu bürokratik mekanizmanın da canlı bir iletişim içerisinde olacağı bir dönemin kapısı aralanacak.

Rêber Apo'nun durumu

Sayın Öcalan bu sürecin baş muhatabı ve sürecin asli yürütücüsü. Sürecin sağlıklı yürüyebilmesi, dönüşlerin sağlıklı olabilmesi, sürecin sağlıklı koordine edebilmesi için Sayın Öcalan’ın kendi örgütü ile sağlıklı iletişim kurabilmesi yaşamsal önemde. Elbette devletin sonuçta örgüt ve Sayın Öcalan ile bir iletişimi var fakat aynı zamanda bunun koordineli olması gerekiyor. Sayın Öcalan’ın hem kendi örgütüyle hem dışarı ile ve aynı zamanda devletle de açık, sürekli iletişim halinde olabileceği şartlar gerekiyor. Bunu nasıl yapacağını, ne şekilde sağlayacaklarını açıkçası bilemiyoruz. Mevcut koşullarıyla bu süreci yürütmesinin mümkün olmadığını kendisi ve örgütü de belirtiyor. Bu anlamda burada bir değişikliğe gitmesi gerekiyor. Sayın Öcalan bir komisyonda çalışacak ama aynı zamanda koordine edeceği/yöneteceği bir kurulun olması beklentimiz var. Bütün bunlar henüz netleşmiş değil.

Sivil denetimden azade

Süreç, kendine özgü. Üçüncü bir göz yok. Süreci Sayın Öcalan ve devlet yürütüyor. Bir sivil denetimden azade. Bize göre gerçekten toplumsal katılıma açık olması gerekiyor. Sadece bir bürokratik ya da sadece siyasi mekanizmayla devasa ve toplumda çok büyük acılara mal olmuş bir sorunu çok yönlü çözmek, izlemek, raporlamak mümkün değil. Süreci birazcık halka ve sivil topluma açmak gerekiyor. Onların müdahil olacağı, söz söyleyebilecekleri, izleyebilecekleri, denetleyebilecekleri, raporlaştıracakları bir mekanizmaya, bir kurula, bir anlayışa ihtiyaç var. Kadınların, baroların, insan hakları örgütlerinin içerisinde olacağı bir mekanizme kurmaya ihtiyaç var. Alt komisyonların bir kurulu olarak da inşa edilebilir. Ya da Meclis kendi komisyonunu bu kapsayıcılıkta kurabilir. Kendi komisyonunu kurar ama aynı zamanda bütün kesimler ile iletişim, birlikte çalışma hukuku belirleyebilir. Bunun bir mekanizmasını kurabilir. Bunların dışında da bir kurul kurulabilir ve koordineli bir şekilde, Meclis'ten bürokrasi ile koordineli bir şekilde süreç yürütülebilir. Bunlardan azade bir sürecin yürümesi, barışın toplumsallaşmasında ciddi eksiklikler içerecektir.

Toplumdan yalıtıp yürütülemez

Bu mesele, toplumdan yalıtıp yürütülemez. Sadece devlet mekanizması içerisinde yürütemezsiniz. 86 milyon yurttaşın barışının geleceğini konuştuğumuz bir süreçteyiz. Ne kadar çok toplum desteği olursa o kadar çok sağlıklı bir barış inşa edebiliriz.

Sivil toplum her zaman için aslında yol gösterici olmuştur, ön açıcı olmuştur. Tabii ki güven açısından da öyle. Baroların içinde olduğu hukuki güvence, sivil güvence açısından çok önemli.

Bu iki mekanizmanın dışında sivil bir mekanizmanın da olması ve yeri geldiğinde iki tarafla da görüşmesi, iki tarafa da öneriler yapması gibi bir süreç olabilir.

İkincisi bir toplumsal hazırlığa ihtiyaç var. Yani biz barışı konuşuyoruz, geri dönüşleri konuşuyoruz ama bu konuda bir toplumsal hazırlığımız var mı? Bu soruyla henüz yanıt oluşturabilmiş değiliz. Gerçekten gelen insanların ihtiyaçlarından tutalım da onların toplumla yeniden bütünleşme süreçlerine kadar bir dizi ihtiyaç var. Bunların gözetilmesi, konuşulması gerekiyor ve bu anlamıyla bunların hazırlıklarının yapılması gerekiyor.

Meclis Başkanı bizimle görüştüğü zamanda ifade ettik bunları. Yine iktidarla temaslarımız sırasında da sık sık söylüyoruz bunları. Bu sürecin asli başlıklarından, gerekliliklerinden birisi. Buna uygun bir hızlı organizasyona ihtiyaç var bizim kanaatimize göre.

Evet ya da hayır denilmiyor

Hükümet kanadında şöyle bir anlayış var: Biraz yol alalım, biraz görelim, biraz yolda ihtiyaçları görmek, yolda ihtiyaçları belirlemek üzerinden bir yaklaşım. Yani evet de denilmiyor, hayır da. Bunlar zamanla ilerletilebilecek başlıklar olarak önümüzde duruyor.

Sivil toplumun daha yüksek sesle bu konuda talebini dile getirmesi gerekiyor. Müdahillik başvurularında bulunmak gerekiyor. “Biz de bu sürecin bir parçası olmak istiyoruz, bu süreci gözlemlemek istiyoruz, bu sürece katkı sunmak istiyoruz” diye baroların ve insan hakları örgütlerinin ve diğer çevrelerin sürece dahil olabilmek için harekete geçmesi gerekiyor.

Meclis'teki de netleşmedi

Meclis’te kurulacak izleme komisyonun ne zaman kurulacağı, üye sayısı gibi konular netleşmedi,. Muhtemelen Meclis İçtüzük hükümlerine göre kurulur. O da her partinin kendi temsiliyetine göre, grubu bulunan siyasi partilerden temsil oranlarına göre bir komisyon kurulabilir. Daha esnek bir formülle de kurulabilir. O komisyonun da tabii ki yan yana gelmesi, çalışma prensipleri belirlemesi, neyi denetleyecek, neyi raporlaştıracak, nereden bilgi alacak, kim oraya bilgi verecek gibi başlıklarında biraz netleşmesi gerekir.  Daha önceden bu komisyonun 17 üyeden oluşmasına dair bir rakam telaffuz ediliyordu. Fakat daha sonra sayı belirtmekten vazgeçildi. Burada ihtiyaca göre pekala kurulabilir. Ne zaman kurulacağına dair bir bilgilendirme yapılmadı. Meclis açıldıktan sonra, 1 Ekim'den sonra bu komisyonun kurulması ve çalışmalarına başlamasını bekliyoruz. ANKARA