• Almanya'da sürgünde yaşayan Süreyya Saklı'nın oğlu Rêber Apo'ya yönelik tecridi protesto amacıyla gerçekleştirdiği eylemde şehit düştü. Kızı Ermenistan'da sürgünde olan Süreyya Ana hakkında ise 45 yıl hapis cezası isteniyor.
  • Yaptığı el emeği ürünlerle özlemini hafifletmeye çalışan Süreyya Ana, “Şimdi buradayım ve mücadele etmeye devam ediyorum. Toprağımızdan uzakta olsak bile renklerimizi, kültürümüzü ve emeğimizi yaşatmak zorundayız" diyor.
  • Şehit oğlu Mehmet Şerif için ise “Çevredekiler söndürmeye çalışınca 'Ateşimi söndürmeyin' diyerek tepki göstermiş. Evladımdır, elbette yaşanmasaydı diyorum. Ama gösterdiği iradenin önünde de saygıyla eğiliyorum” diyor.

 

FİLİZ ZEYREK / DORTMUND

Bu yıl 20'ncisi düzenlenen Zîlan Kadın Festivali, Avrupa'da yaşayan binlerce Kürt kadını bir araya getirdi. Festival alanındaki stantlardan biri ise el emeğiyle hazırlanan takılarla dikkat çekiyordu. Sarı, kırmızı ve yeşil renklerde ördüğü bileklik, kolye ve küpeleri sergileyen Süreyya Saklı’nın küçük standına misafir olduk ve hikayesine kulak verdik.

2020’den bu yana Almanya'nın Bremen kentinde yaşayan altı çocuk annesi Süreyya Saklı’nın oğlu Mehmet Şerif Saklı 2012’de Rêber Apo’ya yönelik tecridi protesto için bedenini ateşe vererek şehit düştü. ‘PKK üyeliği’nden hapis cezası verilen kızı Kader, yaklaşık 6 yıldır Ermenistan’da yaşıyor. Kendisi hakkında ise Türkiye’de 45 yıl hapis cezası isteniyor.

Hizbulkontra tehditleriyle ilk göç

Yaşamındaki ilk zorunlu göçün 1995’de başladığını anlatan Süreyya Ana, Amed'in Farqîn (Silvan) ilçesinde devlet baskısı ve Hizbulkontra tehditleri nedeniyle Bursa'ya göç etmek zorunda kaldıklarını belirtiyor. Politik olarak tanınan bir aile olduklarını ifade eden Süreyya Ana, yıllar sonra bu kez Almanya'ya gitmek zorunda kalmış. Süreyya Ana “Toplam altı çocuğum var. Bir evladım hâlâ Amed'de yaşıyor. Birini şehit verdik. Bir çocuğum şu anda Ermenistan'da. Diğer üç çocuğum ise benim yanımda.  Ben de 2020'den beri Almanya'dayım” diyor.

Kalbimin bir parçası Farqin’de

Burada da onurlu Kürt mücadelesinden ayrı durmuyorum. Davamın takibi için alanlarda ve etkinliklerde elimden ne geliyorsa yapmaya devam ediyorum” diyen Süreyya Ana ekliyor: “Fakat kalbimin bir parçası hâlâ Farqîn'de. Altı yıl boyunca her göç eden gibi ben de psikolojik olarak çok zorlandım. Ülkemi, toprağımı, ailemi ve mücadele dolu yaşamımı her an özlüyorum. Bu hasret beni çok zorluyor.”

‘Ateşimi söndürmeyin’

Oğlu Mehmet Şerif Saklı'nın hikayesini anlatırken duygulanan Süreyya Ana, genç yaşta politik faaliyetlere katılan oğlunun uzun yıllar Azadîya Welat gazetesinin dağıtımını yaptığını, daha sonra İstanbul'da gazetenin merkezinde çalıştığını belirtiyor. Oğlunun 4 Haziran 2012’de Bursa’nın Mudanya ilçesinde gerçekleştirdiği eylemi ise şu sözlerle anlatıyor: "Önderliğe yönelik tecridi protesto etmek amacıyla Mudanya'da bedenini ateşe vererek fedai bir eylem gerçekleştirdi. Çevredekiler deniz suyuyla söndürmeye çalışınca 'Ateşimi söndürmeyin' diyerek tepki göstermiş. Babasının telefon numarasını vererek haber verilmesini istemiş. Hastanede bir gün boyunca eyleminin nedenini anlattı. Ameliyat olmak istemedi ancak babası ve amcasının imzasıyla ameliyata alındı. Bir gün sonra yaşamını yitirdi."

‘Önünde saygıyla eğiliyorum’

Oğlunu hastanede ilk gördüğü anı anlatırken duygulanan Saklı, yaşadığı acıyı şu sözlerle dile getiriyor: "Bir anne olarak evladımı o şekilde görmek dayanılmazdı. Ama düşünüyorum; bir genç, hayatının baharında, nasıl bir aşktır, nasıl bir bağlılıktır ki bedenini böyle ateşe veriyor? O kadar acının içerisindeyken bile eyleminin arkasında duruyor olması muazzam bir irade, muazzam bir güçtü. Evladımdır, elbette yaşanmasaydı diyorum. Ama gösterdiği iradenin önünde de saygıyla eğiliyorum.

45 yıl hapis cezası isteniyor

Süreyya Ana, oğlunun şehadetinden sonra mücadeleye daha fazla bağlandığını, çalışmalara daha aktif katıldığını belirtiyor. Farqîn'deki öz yönetim sürecinde halka ve gençlere destek verdiğini, Kobanê eylemleri sırasında birçok kez sınır hattına gittiğini ve bu nedenle hakkında çok sayıda dava açıldığını belirterek şunları söylüyor: "Katılım yapmak isteyen genç bir kadın arkadaş ailesine ulaştırmam için bana bir mektup emanet etmişti. Daha sonra fedai eylem gerçekleştirerek yaşamını yitirdi. Ailesi mektubu benim ulaştırdığımı öğrenince hakkımda şikayette bulundu. Bu nedenle 10 yıl hapis istemiyle yargılandım. Katıldığım etkinlikler ve öz yönetim sürecindeki faaliyetler nedeniyle de farklı davalar açıldı. Toplamda hakkımda 45 yıl hapis cezası isteniyor. Şimdi de buradayım, mücadeleye devam ediyorum."

***

El emeğiyle kültürünü yaşatıyor

Sürgünde yaşadığı özlemi el emeği ürünleriyle hafifletmeye çalışan Süreyya Ana, festival alanında kendi yaptığı bileklik, kolye ve küpeleri sergiliyor. Takı yapımını tamamen kendi çabasıyla öğrendiğini belirten Süreyya Ana, yaptığı işin yalnızca bir el sanatı olmadığını söylüyor: "İplerin maliyetini karşılamak için küçük bir ücret alıyorum ama amacım para kazanmak değil. Renklerimizin ve sembollerimizin daha fazla insan tarafından taşınmasını istiyorum."

Özlemim bir nebze de olsa hafifliyor

Festivalde özellikle gençlerin Kürt renklerine gösterdiği ilgiden büyük mutluluk duyduğunu belirten Süreyya Ana şöyle devam ediyor: "Gençlerin renklerimize sahip çıkması beni çok duygulandırıyor. Her yıl buraya geldiğimde içim kıpır kıpır oluyor. Kürdistan'a duyduğum özlemi bu kadınların arasında bir nebze olsun hafifletmeye çalışıyorum." Sözlerini kadınlara çağrıyla tamamlayan Süreyya Ana, ”Buradan tüm kadınlara sesleniyorum: Ayağa kalkın, iradenize sahip çıkın. Toprağımızdan uzakta olsak bile renklerimizi, kültürümüzü ve emeğimizi yaşatmak zorundayız” diyor.