Sürgünde direniş, sürgünde edebiyat

Dosya Haberleri —

20 Eylül 2022 Salı - 20:00

Düşmanlıklar Zamanı: Gassan Kanafani ve Filistin Direniş Edebiyatı kitabının yazarı Ali Çakmak ile konuştuk. 

  • Direniş (mukavama) edebiyatı kavramı 1960’lı yılların ortalarında Gassan Kanafani tarafından geliştirilmişti. Bir direniş söz konusu olduğuna göre, bu kavram daha önce gerçekleşen bir işgale, zorbalığa özgül (kültürel) bir alanda verilen bir karşılığı, mücadeleyi içermektedir. 
  • Direniş edebiyatı Kanafani’nin adlandırması ama aslında 2. Dünya Savaşı sonrasında de-kolonizasyon süreçleriyle, ulusal kurtuluş mücadeleleriyle örtüşen yönü var. İşgalin yok ettiği, kitlelerin buna itirazını, yaşadıklarını tarihselleştirme arzusunu da içeriyor. 
  • Mahmud Derviş, bir şiirinde “içimdeki sürgün o kadar güçlü ki, belki onu evime de götürürüm” diyordu. Dolayısıyla sürgünde, dünyanın dört bir yanında yaşamak zorunda kalmak Kürt edebiyatının güçlenmesi, beslenmesi için bir imkâna da dönüşebilir.

MAHİR FIRAT FİDAN

Filistin ulusal kurtuluş mücadelesinin en önemli figürlerinden biri olan Gassan Kanafani, tarihler 1972’yi gösterdiğinde henüz 36 yaşındayken, 17 yaşındaki yeğeni ile beraber Mossad tarafından katledildi ve ardından bir mücadele ile bu mücadelenin edebiyatını bıraktı, yani “direniş edebiyatını.” Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin (FHKC) bütün mücadelesine sinen Kanafani, ezilen ve sömürülen halklara, kelimelerden yarattığı silahıyla bir umut aşıladı. Edebiyatçı ve gazeteci kimliğiyle direnmekle hükümlü yaşamlara bir ışık tuttu. Biz de Gassan Kanafani’yi ve yarattığı “direniş edebiyatı”nı, Düşmanlıklar Zamanı: Gassan Kanafani ve Filistin Direniş Edebiyatı kitabının yazarı Ali Çakmak ile konuştuk. 

Ali Çakmak

İlk olarak şunu sormak istiyorum: Düşmanlıklar Zamanı, Gassan Kanafani ve Filistin Direniş Edebiyatı kitabını yazma fikri nasıl gelişti?

Kanafani’nin Türkçe'de yayımlanan ilk kitabı 1986 yılında İngilizce'den çevrilen Güneşteki Adamlar’dı. Bir yıl sonra Filistin’de ilk intifada başlayacaktı ve bunun hem kitaba hem de Kanafani’nin düşüncelerine bir ilgi, yakınlık doğurması beklenirdi ama öyle olmadı. Yarın dergisindeki kapsamlı bir tanıtım yazısı dışında kitabın fark edildiğini, ilgi çektiğini sanmıyorum. Ben de kitaptan ve Yarın’daki yazıdan 1990’lı yılların ortalarına doğru haberdar olmuştum. Kitabı bir sahafta buldum, kapağı dikkatimi çekmişti ve okudukça o sırada Türkiye’de yaşanan olaylarla bağlantılar, köylerinden edilen Kürtlerin başka ülkelere göç etmeleriyle paralellikler kurduğumu hatırlıyorum. Güneşteki Adamlar hayatları, aileleri dağılan üç Filistinli'nin çölü geçerek zengin Körfez ülkelerine çalışmaya gitmek için verdikleri mücadeleyi anlatır. Sonunda yine bir Filistinli olan kaçakçının basiretsizliği, ihmali ya da kayıtsızlığı nedeniyle hayatlarını kaybederler. Yurdunu kaybeden Filistinli için başka bir şehrin imkânsız olduğunu, artık trajedisini kendisiyle birlikte her yere götüreceğini söylemekle kalmaz Kanafani, Arap ülkelerinin Filistinlilerin acılarına sırt çevirdiğini de ima eder.

Güneşteki Adamlar, Kanafani’nin mücadelesine ve kitaplarına duyduğum ilginin derinleşmesini sağlayan bir roman (novella) oldu. Daha sonra artık yayımlanmayan Duvar dergisinde Kanafani hakkında iki makale yazdım. Sömürgecilik sonrası süreçler hakkında kitaplar yayımlayan Zoomkitap bu makalelerden bir kitap derlenebileceği önerisiyle gelince Düşmanlıklar Zamanı kitabı ortaya çıktı.  

Lübnan gazetesi The Daily Star, Gassan Kanafani’yi, “Hiç ateş etmemiş komando olarak” tanımladı. Bu tanımlamaya baktığımızda Kanafani’nin kelimeleri bir silah olarak ve bir direniş biçimi olarak ne kadar da etkili kullandığını çok iyi anlıyoruz. Bu açıdan baktığımızda siz, “Direniş Edebiyatı”nı nasıl tanımlıyorsunuz?

Direniş (mukavama) edebiyatı kavramı 1960’lı yılların ortalarında Gassan Kanafani tarafından geliştirilmişti. Bir direniş söz konusu olduğuna göre, bu kavram daha önce gerçekleşen bir işgale, zorbalığa özgül (kültürel) bir alanda verilen bir karşılığı, mücadeleyi içermektedir. Kanafani’nin sözünü ettiği direniş edebiyatı elbette 1948’deki İsrail işgaline verilen mücadele içinde şekillenmişti. 1960’lı yılların ortalarında muazzam Filistin mücadelesi direniş edebiyatının temsilcilerini de belirginleştirmişti. Semih el-Kasım, Mahmud Derviş, Fedva Tukan, Gassan Kanafani, Jabra İbrahim bu açıdan öne çıkan isimler olarak değerlendirilir.     

Aslında Kanafani direniş edebiyatı kavramını 1966 yılında yayımladığı “İşgal Edilmiş Filistin’de Direniş Edebiyatı: 1948-1966” başlıklı yazısında ilk kez dile getirmişti ve Filistin mücadelesinin tarihsel sürekliliğini göstermeyi amaçlıyordu. Bu açıdan İngiliz mandasına karşı 1936’da başlayan ve üç yıl süren ayaklanma sırasında şiirleri, şarkılarıyla direnişi destekleyen halk ozanlarından, şarkıcılardan 1960’lı yıllara uzanan bağları da ihmal etmiyordu. 1967 yenilgisinden sonra direniş edebiyatı kavramı esas olarak işgal altındaki topraklardan ya da sürgünden yükselen Filistin edebiyatını kastediyordu.  

Kitabınızda Kanafani’nin Filistin Halk Kurtuluş Cephesi mücadelesi içerisindeki önemini birçok yönden ele almışsınız. Ve işgal altındaki Filistin’de gelişen “direniş edebiyatı”nın dikkat çeken isimlerinden ilki olarak Gassan Kanafani’yi işaret ediyorsunuz. Diğer isimleri Jabra İbrahim Jabra, Fedva Tukan, Semih el-Kasım, Mahmud Derviş olarak sıralıyorsunuz. Direniş edebiyatı söz konusu olduğunda Kanafani’yi diğer yazarlardan ayıran neydi? Siz bu durumu neye bağlıyorsunuz? 

Kanafani direniş edebiyatının önemli isimlerinden biri ama kuşkusuz ilki değil. Böyle sunmak hem doğru olmaz hem de Kanafani’nin tarihsel süreklilik vurgusuna uygun düşmez. Kanafani için belirleyici olan Filistin mücadelesinin sürekliliğidir; işgal sürdükçe direniş de derinleşecektir. 1950’li, 1960’lı yılların Filistin mücadelesi Semih el-Kasım, Mahmud Derviş, Tevfik el-Zeyyad gibi şairleri öne çıkarmıştır ama Kanafani’nin dikkati, onların mücadeleciliğinin arkasındaki 1920’lerin, 1930’ların Filistin direnişini sahiplenen, büyüten İbrahim Tukan, Abu Salma (Abdülkerim el-Karmi), Abdulrahim Mahmud gibi şairlerin ihmal edilmesine izin vermez. Abu Salma’nın 1936’da Filistinli direnişçilere İngilizlere teslim olmayı öneren Arap hükümetlerini eleştiren şiirleriyle 1960’ların sonlarında Filistinli devrimcilerin Arap monarşilerini de karşı-devrimci ilan eden tutumları arasındaki bağ görmezden gelinebilir mi?     

Kanafani’nin hayatı da edebi üretimi de işgal ve ona karşı mücadele tarafından belirlenmiştir. İsrail işgali Filistinleri işgal altındaki topraklarda yaşamak zorunda kalanlar ve sürgüne gidenler olarak ayırmıştı. Kanafani’nin ailesi de Hayfa’yı terk etmek, Lübnan, Şam, Kuveyt’te yaşamak zorunda kalmıştı. Tıpkı kahramanları gibi Kanafani de kamplarda yoksulluk ve aşağılanma içinde büyüyen bir çocuktu. Filistin köylüsünün yoksulluk, utanç ve mücadeleyle geçen zorlu hayatı onun eserlerinin merkezi temasıdır. Bütün bunlar onu, toprağını kaybeden yoksul Filistin köylüsünün, mülteci kamplarında düzenli bir geliri olmaksızın yaşayan, bir bakıma emek sürecinin dışına atılarak hayatı ve emeği değersizleştirilen Filistinlilerin sesi haline getirir.

Gassan Kanafani

Kanafani’nin edebiyatını politika, politikasını edebiyat besliyor. Direniş edebiyatı bu bağlamda diyalektik bir ilişki öngörüyor. Sizce, edebiyatın kendi duyarlılıkları içerisinde, “direniş edebiyatı”nın özünü ne oluşturuyor? Bu konuyu biraz açabilir misiniz?

Direniş edebiyatı Kanafani’nin bir adlandırması ama aslında İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki de-kolonizasyon süreçleriyle, ulusal kurtuluş mücadeleleriyle örtüşen bir yönü var. İşgalin yok ettiği, şekilsizleştirdiği, kendi tarihi ve gerçekliğiyle bağını kopardığı kitlelerin nihayet buna itirazını, yaşadıklarını tarihselleştirme arzusunu da içeriyor. Bu nedenle Yakındoğu’nun, Afrika’nın de-kolonizasyon süreçlerine, burada yaşanan acılara değinen eserlere de bu açıdan bakılabilir. Kanafani’nin eserlerini bu açıdan Kenyalı yazar Ngugi wa Thiong’o’nun eserleriyle karşılaştırmalı olarak inceleyen çalışmaların arttığı görülüyor. 

Direniş edebiyatı bir yönüyle Üçüncü Dünya Edebiyatı’yla da bağlantılı görünüyor. Thiong’o’nun okullarda öğretilen edebiyatın aslında “baskı ve sömürü estetiği” ile “insanın toplumsal özgürlük estetiği” olarak ikiye ayrıldığını belirtmesi ya da Perulu devrimci Jose Mariáthequi’nin Peru edebiyatının “klasik, romantik ve modernist” gibi bir çerçeve içerisinde değil “kolonyalist, kozmopolit ve ulusal” edebiyat şeklinde ayrıştırılarak tartışılması gerektiğini belirten yaklaşımlarının da direniş edebiyatıyla ortak unsurlar taşıdığı söylenebilir.

Kanafani için politika ve kültürün (dolayısıyla edebiyatın) birbirini dışladığı iddiası bir klişe. Politikadan uzaklaşmasını ve edebi faaliyete ağırlık vermesini önerenlere bu ikisinin birbirinden ayrılamayacağını, politikadan uzaklaşırsa edebiyatının da sönükleşeceğini, canlılığını kaybedeceğini söylüyor. Öte yandan roman, öykü yazabilmek bir karakter yaratmayı öngörmektedir ve Kanafani edebi bir karakter yaratabilmek için verdiği çabanın onu zorunlu olarak Filistin tarihi ve siyaseti hakkında düşünmeye sevkettiğini dolayısıyla bu ikisinin birbirinden ayrılamayacağını savunur. “Çalıntı Gömlek” adlı hikayesi tipik bir örnektir. İşgal nedeniyle evlerinden atılmış, kamplarda yaşayan Filistinliler, Birleşmiş Milletler’in desteğiyle hayatta kalmaya, karınlarını doyurmaya çalışmaktadır. Filistinlilere dağıtılmak üzere toplanan giysi, eşya ve yiyeceklerin bulunduğu depoyu soymaya giden iki kişiden biri istemeye istemeye bir un çuvalı seçer ama bir süre sonra bunun verdiği utancın altından kalkamaz, un çuvalını yerine bırakır ve ısrarla onu hırsızlığa çağıran Filistinliye hırsla vurur. Aslında sıradan bir hırsızlıktır sözkonusu olan ve iki Filistinli de gerçekten ihtiyaç duydukları için depoya gelmiştir ama oradan basit bir eşya ya da giysi çalmak bile çalanın Filistin mücadelesindeki yerini değiştirecek kadar önemlidir. Basit bir hırsızlığın, basit bir hırsızlıktan başka bir anlam taşımadığı bir zamana kadar Filistin’de her şey birbirine bağlı ve politik olacaktır.  

Öte yandan Kanafani büyük bir William Faulkner hayranıdır; siyaset ve edebiyat arasındaki bağa yaptığı vurguya rağmen mutlak iyi ya da mutlak kötü karakterler çizmemesinde, Yahudiyi saf kötülük timsali olarak değerlendirmemesinde, sadece savaşçı ve cesur Filistinliyi değil korkak ya da hırsız Filistinliyi de tasvir edebilmesinde bu hayranlığın payının olduğu düşünülebilir. 

“Direniş edebiyatı” demişken, şu konuya değinmeden geçmek istemiyorum. Kürt tarihine baktığımızda da birçok direniş görüyoruz. Bu tarihi ve politik imgeler, Kürt edebiyatında yeteri kadar yaşam buldu mu? Kürt edebiyatında gelişen bir direniş edebiyatından bahsedebilir miyiz?

Direnişin Kürt edebiyatında karşılığı olup olmadığını sadece tarihi ya da politik imgelerin varlığıyla ölçmek doğru olmayabilir. Sözünü ettiğim “Çalıntı Gömlek” hikayesi bu açıdan da önemlidir. İki yoksul Filistinli politik bir tartışma ya da imge üzerinden tavır almazlar; gerçekten ihtiyaçları olduğu için hırsızlık yapmayı düşünmüşlerdir. Utanç hisseden ve vazgeçen Filistinli daha politik biri değildir, daha doğrusu onun bu yönünü bilmeyiz. Öte yandan onu hırsızlığa çağıran da Filistinlidir, demek ki kahraman ya da onurlu Filistinli gibi hırsız Filistinli, kurnaz Filistinli de direniş edebiyatında kendine yer bulabilmektedir.

Kürt edebiyatı çerçevesinde Mehmed Uzun’un Kürt siyasal tarihinin figürlerini merkeze alan romanları akla geliyor ama bunun söylediğim çerçeveye ne kadar uyduğunu bilmiyorum. Direniş edebiyatından söz ettiğimizde, Filistin edebiyatının işgal altında yaşayanlar ve Filistini terk etmek zorunda kalan sürgünler tarafından yazılmış olduğu gerçeğini hatırlamak da önemli. Kanafani, Jabra İbrahim romanlarını Beyrut’ta, Şam’da, Irak’ta yazdılar ama bir de Hayfa’da yaşamaya ve yazmaya devam eden Emile Habibi var. Mahmud Derviş ise vatan ve sürgün arasında dans etmenin en parlak temsilcilerinden biriydi. Bir şiirinde, “içimdeki sürgün o kadar güçlü ki, belki onu evime de götürürüm” diyordu.

Dolayısıyla sürgünde, dünyanın dört bir yanında yaşamak zorunda kalmak Kürt edebiyatının güçlenmesi, beslenmesi için bir imkâna da dönüşebilir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.