Suriye'de gerçeği kabul edelim

Forum Haberleri —

Suriye

Suriye

  • Bölünmüşüz. Parçalanmışız. Birbirimizden kopmuşuz. Suriye’nin mevcut halini de sloganlarla örtbas edemezsiniz.

* ŞIVAN IBRAHIM

Bugünün Suriye’sinde en yüksek sesler, karşılıklı suçlamalarla dolu; kalkınma, adalet ve ulusal yenilenme dili ise tamamen bastırılıyor. Parçalanmış bir toplum olduğumuzu kabul etmek, kurtuluşun ilk adımıdır.

Suriyelilerin televizyon ekranlarında ve dijital platformlarda birbirini parçalamasını izlemek zaten zor. Daha da zor olan ise Şam’daki otoriteleri savunduğunu iddia edenlerin devleti kendi özel mülkleriymiş gibi davranması; farklı düşünen herkese karşı korumaya alınmış bir mülk olarak görmesi. Her türlü muhalefet, hatta alternatif bir yöntem ya da vizyon önerisi bile ihanetin ta kendisi olarak damgalanıyor ve acımasızca eziliyor.

Karşı tarafta ise muhalif kamuoyunun büyük bölümü, otoritelerden gelen her sözü, ıslah edilemez, diyalog kurulamaz, hatta taktiksel iş birliği bile yapılamaz bir kötülük olarak görüyor. Bu iki kutup arasında ise çevrimiçi bot orduları, şekerli oyun alanlarını buluyor. Her hakareti büyütüyor, her küçük anlaşmazlığı varoluşsal bir mücadeleye dönüştürüyorlar.

Kaçınılmaz sonuç: Kamu alanı hakaret, ihbar ve kan dökme çağrılarıyla domine ediliyor. Eksik olan ise Suriye’nin geleceğine dair herhangi bir süreklilik arz eden; Suriyeliler arasındaki uçurumu nasıl kapatacağımıza dair bir tartışma.

Yaralı toplumun karmaşık gerçekleri

Geriye kalan tek şey, zehirli bir anlatı oluyor. Dürzîler hain ilan ediliyor. Aleviler rejim kalıntısı olarak damgalanıyor. Kürtler ayrılıkçı olarak yaftalanıyor. Karşılığında otoriteler de kökten radikal ve baskıcı olarak lanetleniyor. Nüanslara yer yok. Yaralı bir toplumun karmaşık gerçeklerine alan yok. Bu karşılıklı şeytanlaştırma, orta zemini tamamen yok etti. Siyasi hayatın oksijeni olan uzlaşma, ihanet olarak damgalanıyor. Suriye kamu alanı siyah-beyaza indirgendi. Çalışabilir çözümler arayan, ortak bir ulusal çerçeve peşinde olan ılımlı sesler bile hızla yeni hedef haline geliyor.

Devlet onaylı kalabalıklar

Örneğin, yakın zamanda bir televizyon konuğunun sözde “Aşiret Ordusu”nun neredeyse yarım milyon savaşçıya sahip olduğunu iddia etmesini ele alalım. Bu, paralel, yarı-devlet niteliğinde bir milis dili değil midir? Şu anda otoriteler tüm silahların Savunma ve İçişleri Bakanlıkları altında toplanmasında ısrar ediyor. Eğer gerçekten bu ölçekte bir güç varsa neden İsrail devriyelerinin Şam kırsalı, Dera, Kuneytra, Golan ve Hermon Dağı’nda Suriye egemenliğini tekrar tekrar ihlal etmesine karşı kullanılmıyor? Neden varlığı yalnızca iç çatışmalarda belirginleşiyor? Eğer bu rakamlar abartılıysa o zaman bu retorik, diğer Suriyelileri korkutmaktan başka ne işe yarıyor ki?

Eğer güç gerçekten var ve önemli silah stoklarına sahipse başka sorular doğuyor: Bu silahlar nereden geldi? Kim dağıtıma izin verdi? Kim kontrol ediyor? Şiddet tekeli kurmak isteyen bir devlet, aynı anda fazla silahlı gücün alenen kutlanmasına tahammül edemez.

Her iki durumda da siyasi mesaj aşındırıcıdır. Bütün toplulukların; Dürziler, Aleviler, Kürtler, hatta muhalif Sünniler, iç düşman olarak çerçevelenmesini ve bunlara karşı güç kullanılabileceğini normalleştirir. Şam’daki liderlik, kendisine yakın medya figürlerinin bu tür bir dil kullanmasının Suriye’nin düşmanlarına en değerli hediyeyi verdiğini hiç düşündü mü? Ulusal uzlaşmayı kapatan retorikten daha fazla istikrarsızlığa hizmet eden bir şey yoktur. Geçmiş çatışmaların sürekli kazınması, gelecek projelerinin önüne geçtiği ölçüde ulusal ruhu daha kesin bir şekilde parçalar.

Dürüst olalım

Medya ortamı, ne kadar parçalanmış olsa da nispeten açık kalmayı başardı. Hâlâ orta zemini arayanlara ev sahipliği yapabiliyor. Hâlâ ötekini tanıyan, ortak zemin arayan ve kolektif sorumluluğu kabul eden yeni bir toplumsal sözleşme savunucularına platform sağlayabiliyor. Yeniden inşa araçlarını kullananları, yıkım araçlarına tercih edecek zaman hâlâ var. İlk adım, dürüstlüktür. Suriye coğrafi, siyasi ve en tehlikelisi sosyal olarak bölünmüş durumdadır. Bunun aksini iddia etmek ahmaklıktır.

Suveyda’da, Dürziler arasında pek çoğunun Şam otoritelerinden korkması anlaşılır. Sahil boyunca pek çok Alevinin kimlikleri konusunda derin bir haksızlık ve kaygı duygusu taşıması da anlaşılır. Kürtlerin “haydut gruplar” olarak nitelendirilmesine sıcak bakmamaları da doğaldır. Otorite taraftarları ise kendi kolektif hafızalarında şiddet anılarını taşıyor; varil bombaları ve roketler, Sednaya’daki işkenceler, kayıplar, yüz binlerce ölü, kayıp ya da harap olmuş şehirlerden yerinden edilmiş insanlar.

Bu parçalanma tamamen şaşırtıcı değil. Üç faktör bunu körükledi;

* Suriye’nin zengin ulusal ve dini çeşitliliği kendi başına çatışma kaynağı değildi; eski rejim tarafından silah haline getirildi ve topluluklar birbirine düşürüldü. Hâlâ bunun bedelini ödüyoruz.

* Birleştirici bir ulusal anlatının ve tutarlı bir askeri doktrinin yokluğu güvensizliği sürdürüyor.

* Ciddi bir yuvarlak masa toplantısı olmadı. Suriye’nin siyasi bir sorun yaşadığı ve siyasi çözüm gerektirdiği kabul edilmedi. Çeşitliliğin yönetimi, tarihsel haksızlıklarla yüzleşme ve gelecek korkuları tanınmayı gerektiriyor.

Bölünmüşüz. Parçalanmışız. Birbirimizden kopmuşuz. Güneşi kalbur ile gizleyemezsiniz. Suriye’nin mevcut halini de sloganlarla örtbas edemezsiniz. Parçalanmışlığımızı kabul etmek, onarımın vazgeçilmez başlangıcıdır.

* Kürt ve Suriye meseleleri üzerine çalışan araştırmacı Şivan İbrahim'ın Syrian in Transition'daki yazısı çevrilerek kısaltıldı. 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.