Tahir Elçi anıldı

28 Kasım 2021 Pazar - 16:00

  • Amed'in Sur ilçesinde uygulanmak istenen sokağa çıkma yasaklarına karşı 28 Kasım 2015'te açıklama yaptığı sırada Türk güçleri tarafından katledilen Amed Barosu Başkanı Tahir Elçi, şehadetinin 6. yılında Dört Ayaklı Minare önünde anıldı.

Türkan Elçi, eşi Tahir Elçi’nin 6 yıl önce katledildiği Dört Ayaklı Minare’nin önünden, “Bugün yine adalet çıkmazındayız. Karşımızda beton duvar” sözleriyle seslendi.

Anma programı, yüzlerce avukatın cübbeleriyle Diyarbakır Adliye önünden yürüyüşüyle başladı. Yürüyüş öncesinde adliye binası önü ve çevresi polislerce abluka altına alındı. 

Yürüyüşe Tahir Elçi’nin eşi Türkan Elçi, kardeşleri Ömer ve Mehmet Elçi, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eşbaşkanı Saliha Aydeniz, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ebru Günay, Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, Hukuktan Sorumlu Eşbaşkan Yardımcısı Ümit Dede, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Ankara, İzmir, Adana, Mersin, Antalya, Sinop, Aydın ve bölge baro başkanları katıldı. Adliye önüne gelenlerin yakalarında, Tahir Elçi’nin fotoğrafı yer aldı.

”Em te ji bîr nakin, Seni Unutmayacağız” pankartı arkasında yürüyüşe geçen kitle, ellerinde ”Em hemû Tahîr Elçî ne (Hepimiz Tahir Elçi’yiz)”, “Minareyi ayaklarından, beni arkamdan vurdular” ve “Tahir Elçi cinayeti faili meçhul kalmayacak” yazılı dövizler taşıdı. Yol boyunca ise “Tahir Elçi ölümsüzdür”, ”Şehîd namirin” sloganları atan kitleye, çevredeki yurttaşlar ve esnaflar da yine alkışlarıyla destek verdi. 

Kitle Dört Ayaklı Minare önüne ulaştığında, kurulan ses sisteminden sözleri Yusuf Hayaloğlu’na ait Ahmet Kaya’nın seslendirdiği “Diyarbakır ortasında vurulmuş uzanırım/ Ben bu kurşun sesini nerede olsa tanırım/ Bu dağlarda gençliğim cayır cayır yanarken/ Ay vurur gözyaşıma ben gecede kalırım ben gecede kalırım” sözlerinin yer aldığı “Diyarbakır Türküsü” şarkısı çalındı. Hemen ardından da Elçi’nin vurulması öncesi yaptığı açıklama dinletildi. Saatler Tahir Elçi’nin vurulduğu 10.53’ü gösterdiğinde, saygı duruşunda bulunuldu. Ardından ilk sözü Amed Barosu Başkanı Nahit Eren aldı. 

Karanlık dönemin başlangıcı 

Tahir Elçi’nin katledildiği 28 Kasım 2015 tarihinin, aynı zamanda bir sürecin miladı olduğunu ifade eden Eren, “Bu tarihi alanda başlayan çatışmalar, o günden itibaren yükselerek ve yıkıcılığı artarak devam etmiştir. İnsan hakları ihlallerinde dramatik bir yükseliş görülmüş, hükümetin demokratik değer ve taleplere sırtını dönerek, Kürt meselesinde güvenlikçi politikalara dönmesiyle bugüne kadar uzanan bir OHAL atmosferi yaşanmıştır. Karanlık bir dönemin başlangıcı olan bu cinayetin üzerinden 6 yıl geçmiş olmasına rağmen faillerin ortaya çıkarılmasına dair bir istek ve irade ortaya konulmamış; Elçi Ailesi’nin, hukuk camiasının ve toplumun adalet duygusu maalesef tatmin edilememiştir. İlk andan itibaren yargı makamlarının isteksiz tutumları, yapılmayan olay yeri incelemesi, kaybettirilen kamera kayıtları gibi birçok skandal gelişme, bu cinayetin aydınlatılmasını istemeyen bir iradenin varlığını açığa çıkarmıştır. Diyarbakır Barosu ve Elçi Ailesi’nin avukatlarının ısrarı neticesinde, cinayetin üstünden dört buçuk yıl geçtikten sonra bir iddianame hazırlanmış, üç polis memuru ve bir örgüt mensubu hakkında kamu davası açılabilmiştir” dedi.

Baro Başkanı Eren, gerek iddianamenin içeriği, gerekse yargılamayı üstlenen mahkeme heyetinin ilk celsedeki tutum ve davranışlarının cinayetin aydınlatılmasını istemeyen bir iradenin varlığına dair kanaatlerini pekiştirdiğini, son celsede ise organize bir kötü niyet ve manipülasyonun olduğunun ayan beyan ifşa olduğunun altını çizdi. Bilgisi olmadığı halde sahte tanıkların nasıl oluşturulmaya çalışıldığı, söz konusu kişilerin ne şekilde ve kimler tarafından baskılandığı ve soruşturmanın nasıl manipüle edilmek istendiği, duruşma tutanaklarına bütün ayrıntıları ile yansıdığını dile getiren Eren, sözlerini şöyle sürdürdü: “Açık tanık beyanlarına rağmen hala soruşturma sürecindeki bu hukuksuzluklara karşı yargısal sürecin başlatılmamış olmasını üzülerek ve endişeyle izlemekteyiz. Bir hukuk devletinde tanıkların yargı görevi yürüten kişi ve kişilerce yönlendirilerek soruşturmanın manipüle edilmesi, bu görevi yürütenlerin keyfiliğinin ve süreçteki hukuksuzluğun sınırlarını gösteren bir skandaldır.

Kürdistan’ın kıymetlilerinden

 Tahir Elçi cinayeti alelade bir cinayet değil, bu dava da sıradan bir dava değildir. Tahir Elçi Kürdistan’ın en kıymetlilerinden biri olarak, bir siyasi cinayete kurban gitmiştir. Dönemin Başbakanı olarak siyasi sorumluluğun muhatabı olan Ahmet Davutoğlu, cinayetten 5 yıl sonra cinayetin yaşandığı bu kentte yaptığı açıklamada; bu cinayetin ‘siyasi bir suikast’ olduğunu söyleyerek bizleri bir kez daha doğrulamıştır. Dönemin başbakanının bu açıklamaları soruşturmanın seyrine yeni bir boyut kazandırmıştır. Bu davanın, siyasi ağırlığına ve Tahir Elçi’nin isminin hatırasına yaraşır bir şekilde sürdürülmesi siyaset ve yargı kurumunun boynunun borcudur.

 Tahir Elçi’nin özlemi

 2015’ten beri bir siyasi kriz yaşayan Türkiye, baştanbaşa bir insan hakları krizinin de yaşandığı bir ülkeye dönüştü. Siyasi krizleri, insan haklarını çiğneyerek örtebileceğini düşünen siyaset kurumunun, tarihten alması gereken en önemli ders; insan haklarını baskılayan bir rejimin sonsuza kadar sürmeyeceği, insan haklarının mutlaka galip geldiğidir. Dolayısıyla Kürt meselesi başta olmak üzere, bireysel ve kolektif hakları tanıyan, bunlara riayet eden, insan haklarına dayalı bir rejimin tesisi herkes için hayati bir ihtiyaç ve bir güven kaynağıdır. Kürt toplumu da Türkiye toplumu da çatışmaların, hak ihlallerinin mağduru ve yorgunu olduğu kadar, barışı gözünde tüterek beklemektedir. Türkiye’de herkesin iyiliğini isteyen bir siyaset, bugüne kadar yaşananlardan ders çıkararak herkes için iyi olanı isteyecek ve hayata geçirecek cesarete de sahip olmak durumundadır.

Türkiye’de, insan hakları rejiminin tesis edildiği, siyasetin derinleştirdiği kutuplaşmanın aramızdan çekildiği, Kürt meselesinin demokratik ve evrensel değerleri ölçü alarak çözüme kavuştuğu bir toplumsallık, ebedi başkanımız Tahir Elçi’nin de özlemidir. Biz Diyarbakır Barosu olarak böyle bir geleceği inşa etme yolunda üst üste koyduğumuz her taşın, içinde yaşadığımız topluma olan sorumluluğumuz kadar,  değerli başkanımıza olan sözümüzün bir gereği olduğunu da biliyoruz. Diyarbakır Barosu olarak, kolluk ve yargı yetkisinin olabildiğince keyfi ve kötüye kullanılarak, Tahir Elçi cinayetinin karartılması çabalarına karşı, karanlığa fener tutmaya devam edeceğiz! Bu cinayetin tasarlanması, işlenmesi ve üzerinin örtülmesinde doğrudan ve dolaylı rolü ve etkisi olan herkesin yargı önüne çıkarılması için çabamızı sürdüreceğiz. Tahir Elçi’ye, Türkiye ve Kürdistan kamuoyuna söz veriyoruz.”

Adalet enkaz altında

 Türkan Elçi ise eşinin katledildiği Dört Ayaklı Minare’nin önünden şu sözlerle seslendi: “Bugün yine adalet çıkmazındayız. Karşımızda beton duvar. Dünyanın boşluğuna bağırır gibi adaletin sağır kulağına 6 yıldır bağırıyoruz. Bizi duyan kim. Huzurumuzu nihayetlendiren, barışın hayalini kurmanın bile nafile bir hayal olduğunu, bizden çok uzaklarda bir yerde olduğunu duyuran kurşun sesi hala kulaklarımızda. Ayaklarının altında öldüğümüz, ayaklarının altına her sonbahar geldiğimiz bu minare her gün tanrının büyüklüğünü kime seslenir. Çeşmesinden kan akan şadırvanlı avluda duaların kabulüne kim heveslenir, durmadan akan kızıl çeşmenin şırıltısıdır karanlık gecelerimizi uzatan. 

Bilinsin ki dirliğimize, huzurumuza, kardeşliğimize umutlarımıza karanlık ellerin sıktığı kurşunların enkazı altında kalan sadece etimiz, kemiğimiz, çocukluğumuz, geçmişimiz toplumsal hafızamız değil, aynı zamanda adaletin kendisidir. Makamlarını, mevkilerini hukukun kudretiyle muhkemleştirenler bunu iyi bilmelidirler ki viraneye dönmüş tarumar bahçemizde onlardan adalet istemek ne ricamızdır ne de onların adalet tesis etmesi bize bir lütuftur. Bunu onlardan talep etmek ve beklenti içinde olmak, bizim en doğal vatandaşlık hakkımızdır.

Bilinsin ki umut, güven, huzur içinde yaşayacağımız bir ülkenin hayali, küstürelen şehirlerle barışmanın yollarından biri de bu sokaktan geçer. Hangi etnik kökenden, hangi dilden, hangi dinden olduğuna bakmaksızın insanı insan olmasından dolayı kucaklayan bir hukuk adamının kanıyla lekelenen bu sokağın kirinden, ölümün ufunetinden kurtulması sağlanmadıkça, katiller hak ettikleri cezalarla cezalandırılmadıkça vicdanını yitirmiş, vebal yüklü, yarınların kavgasına gebe bir ülkeden başka bize ne kalır.”

Türkan Elçi’nin yaptığı bu açıklamanın ardından Dört Ayaklı Minare’nin önüne kırmızı karanfiller ve taşınan lolipoplar bırakıldı. 

Mezarı da ziyaret edildi

 Dört ayaklı Minare önündeki tören son bulurken, anma programı saat 14.00’te Elçi’nin Yeniköy Mezarlığı’ndaki kabri başında devam etti. Anmaya çok sayıda kişi katıldı.  AMED

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.