Tayyip’i, Trump ve Merkel yarattı

Ahmet KAHRAMAN yazdı —

3 Haziran 2022 Cuma - 23:30

  • Merkel ve Trump yaratığının vardığı menzil bu: Gözüne kestirdiği ülkeye "faşist ol" diyor. Saddam da böyleydi. Ama kendini beğenmiş egosuna kurban gitti, sonunda...

Sanıyorum, 2007’deki Paris gezisi, Recep Tayyip’in, Batı ile ilk ciddi temasıydı. Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac da, onu ciddiye alan, Batılı ilk lider...

Fakat Chirac, onu kabulden sonra başına "bir şeyler" gelmiş gibi şaşkın ve panik içindeydi. Gazeteciler, daha "ne konuştunuz?" diye soramadan, dert yanar, içini döker gibi şöyle demişti: "İnsan biraz nezaketli, kibar olur!.."
Tayyip’in içeride ne yapıp, neler deyip Chirac’ı delirttiği, "meçhul" kaldı.

Ancak, ondan sonra pek çok Batılı lider, patavatsızlığa muhatap olmamak için, önlem olarak mesafeli durdu.
Tayyip’in Kürt takıntısı, o sıralar da "paranoya" halindeydi. O zaman da, kendini Kürtleri yeryüzünden silmekle görevli sayıyordu. Çünkü, onun için Kürlerin varlığı, bazı ülkelerin toprak bütünlüğü meselesiydi. Ve o da, "meselenin halli ile memur"du.

Onun için, komşu ülkeleri işgal ve o toprakları Kürtlerden arındırması, ona verilmiş bir görevdi. Boşalttığı topraklara, İslamcıları, haydutları yerleştirmek, ülkenin toprak bütünlüğüne uygun, ama Kürtlerin kendi yurtlarında özgürce yaşaması toprak bütünlüğüne aykırıdıydı.

Ve paranoyası, o dönemde, Kürdistan’ın Güney bölgesiyle meşguldu. Kafası oraya takılı bim bim ediyordu. Günde, en az beş vakit, Barzani’ye sövüp onu aşağılayarak, "Irak’ın toprak bütünlüğü"ne tapınıyor (Irak’ın önemli bir bölümü şimdi, işgal altında) ardından tehdidini sarkıtıyordu: "Bir gece ansızın gelebiliriz!.."

Chirac bu sıralarda terbiyesizliğini bağırmıştı. Bendeniz de, bir yazımda paranoyaya teşhisimi koymuştum: "Bu sağlıksız ruh, dünyanın başına bela olacak!.."

Sonra, yanılmadım. Adım adım giderek, Saddam’ın da eksikliğini hissettirmeyen bir bela kesilmeye başladı.
Amerika, haddini bildirmek için, Kerkük’te entrika çeviren askerlerinin başına çuval geçirmek zorunda kaldı. Ondan sonra, uzunca bir ara, farklı sesler vermeye başladı. Hatta Kuzeyli Kürtlerle "barış masası"na bile oturdu.  

Ama, bir süreliğineydi, her şey. Sonra ırkçı ve Ergenekoncu generallerin sesine uyarak, Rus Putine yanaştı. Oradan aldığı sinyallerle, "ben her şeyim" demeye başladı. "Hak, hukuk" diye bir kavram kalmadı.

Başkalarının yazıp eline verdiği ve onun meydanlarda bağırdığı metinler, kanun yerine geçmeye başladı.
Sonra, başkasının biçtiği görevle, Suriye Fatihi rolüne soyundu. Boko Haramlı, IŞİD ve El Kaideli İslamcı eşkıyanın başında, Suriye’ye daldı. Talan, tecavüz ve kafa kesmeler...

Suriye’nin toprak bütünlüğü diye diye, İslamcı haydutların başında, ülkenin yerli halkı Kürtlere saldırıyor, ama kendisi işgalci de değil ilhakçı olarak, bayrağını dalgalandırıp parasını mecburi kılıyordu.  

İkinci taklada, "safi insan" kesilip Hollywood starlarının da kullanıldığı reklam kampanyasıyla, ülkesine topladığı ve büyük çoğunluğu Boko Haramcılar, IŞİD ve El Kaidecilerden oluşan mülteciler için, Avrupa’dan haraç istemeye başladı. Alamayınca Hollanda da bombalar patlamaya başladı. Fransa’da katliamlar düzenlendi. Ardından Almanya Başbakanı Merkel’in devreye girmesiyle, bir süreliğine idare edecek kadar para kopardı.

Diktatörleri sevdiğini söyleyen Amerikan Başkanı Donald Trump da, Rus Putinle birlikte, Rojava işgaline izin verdi. Tayyip’in ruhu bundan sonra kalıbından çıktı. Tutmayın ki Recepi, Moğolların Cengiz Hanı, Osmanlının Yavuz Selimi veya Kanunisi gibi haraç toplayan adamdı artık.

Her yönüyle tek adam oldu. Kürt kırımı, Kürdistan’ın yıkımı, talanınına girişti.
Silah olarak kullandığı mültecileri, Avrupa sınırlarına yığdı. Akdeniz’in eski korsanlarına özenerek, her bir yana seğirtti.

NATO üyesi, ama NATO’yu tehdit ediyordu en son. Finlandiya ve İsveç’in NATO üyesi olma isteklerini, vurguna dönüştürmek istiyordu. Üyeliğe rızaya karşılık, Amerika’dan haraç olarak uçaklar istiyordu. İsveç ve Finlandiya’dan da, silaha ek olarak Kürtlerle savaşa girmelerini istiyordu. En azından ülkelerinde Kürtleri kısıtlamalarını ve istedikleri insanları vermelerini...

Çok ilginç, Merkel ve Trump’ın bağışından sonra, bunlar kendilerini dünyanın egemeni olarak görmeye ve buyurganlık yapmaya başladılar. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, İsveç Dışişleri Bakanı’ndan, Kürtlerin yasaklanması isteği üzerine, aldığı "yasalarımız buna izin vermiyor" cevabı üzerine, şöyle diyordu: "Yasalarınızı değiştirin!.."
Merkel ve Trump yaratığının vardığı menzil bu: Gözüne kestirdiği ülkeye "faşist ol" diyor. Saddam da böyleydi. Ama kendini beğenmiş egosuna kurban gitti, sonunda...

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.