Tükürülen eller tek tek yalanıyor

Ahmet KAHRAMAN yazdı —

15 Kasım 2021 Pazartesi - 23:00

  • Recep Erdoğan, bir ara hızlıydı. Yeryüzündeki tekmil İslamcı teröristlerin reisi havasındaydı. Mısır Genelkurmay Başkanı Sisi, hırsızlık, işkence yapan, cinayet işleyen kendi dincilerini iktidardan devirince, durumdan görev çıkararak ona savaş ilan etti. Meydanlarda "katil Sisi" diye bağırdı. Ama bir süre sonra, "öpücem" diye Sisi’nin eline sarıldı.

Recep Erdoğan, dün kükreyip tehditler savurarak tükürdüğü ellleri, bugün tek tek ve sırayla yerden kaldırıp öpüyor, başına koyuyor. Bazılarını bir güzel yalıyor. Osmanlı ruhu yerde yani...

Kimse, be hey adamım bu düşüş, yerde çürüme ve iki büklüm eğilme iyi de, senin onurun ve de temsil ettiğin benim onurum neden ayak altında diye sormuyor.

 Türkün reisi Recep Tayyip tehdit ettiği Rusların en büyüğü, Putin’i kapısında, yağmur yemiş Medine fukarası misali, "acaba içeriye alır mı" diye için için titreyerek bekledi. Ama ayakta dikilip kalması, halkınca başarı diye alkışlandı.

Recep Erdoğan, Libya’ya dış müdahaleye parmağını sallayıp "NATO’nun orada işi ne?" diye heyheylendi. Sesini duyan Kemalistler (Türk tipi solcu) ve dinciler, sokakta birleşip "devrimci" tavrını kutsayıp "Kahrolsun Amerika" diye naralandılar.

Fakat Recep Erdoğan, üç gün bile geçmeden, "kafasına darbe almış" şaşkın, şaşkaloz kalmış bir belengaz gibi tornistan ederek, İzmir sahillerini NATO güçlerine açtı. Onları hayal kırıklığına uğratı. Ardından bir "bond" çantaya dolar istifleyip Ahmet Davutoğlu’nun eline vererek, peşin ödül tertibinden, Libya lideri Kaddafi’nin canını almaya çıkmış İslamo-faşist katillere gönderdi.

Birileri çıkıp "ay insanlık onurum" diye, çığlık bile atmadı.

Daha sonra, "ne işi var?" dediği NATO değil, ama kendisi Suriye’deki tecavüzcüler, hırsızlar ve kelle kesen katillerden oluşan kiralık ordusunu peşine takarak, Libya’ya yardım adıyla ganimete çöktü.

Çok sıkılmadan Libyalılara ilanı aşk etmekle kalmadı. Dincilere linç ettirilen Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam karşısında, "gel seni öpeyim" derekesinde taklacı güvercin kesildi. Seyfülislamı uçağıyla getirtip ağırladı.

Magandanın yaniler yanisi ile Libya’da kim kaybederse o kazandı. Katlettiklerinin çocuklarını "öpücem abi" diyerek, kucaklayarak, dolandırıcının gözyaşıyla katlettiklerinin matemine oturarak...

O öpüp yaladıkça, ırkçı, ganimetçi maganda, “şahlandık, emperyalist olduk" diye alkışa duruyor. Düzenin siyasileri de, meydanlarda "en iyi Kürt katili benim" yarışına çıkıyorlar.

Recep Erdoğan, bir ara hızlıydı. Yeryüzündeki tekmil İslamcı teröristlerin reisi havasındaydı. Mısır Genelkurmay Başkanı Sisi, hırsızlık, işkence yapan, cinayet işleyen kendi dincilerini iktidardan devirince, durumdan görev çıkararak ona savaş ilan etti. Meydanlarda "katil Sisi" diye bağırdı. Ama bir süre sonra, "öpücem" diye Sisi’nin eline sarıldı.

Onun "dincilerine karşı" diye Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Abu Dabi emirliklerine resmen savaş açtı. Onları, kendisine karşı darbe düzenlemekle suçladı. Ama güç yetiremeyince, kapılarında "içeriye alınma" nöbetine durdu.

Dün yumruk sıkıp sövgüye tuttuğu BAE emirini öpüp ağırlamak için nerdeyse yere yatacak. Çünkü, kurduğu mafya düzenini afişe eden Sedat Peker, orada yaşıyor. Emiri ikna ederse oradan çıkaracak. Bir de el öpme işe yararsa, emiri Kürtlere düşman edecek...

Öte yandan, Suriyeli Esat işgalci ve talancı. Ama, "seni öpeyim" diye kapısında bekliyor.

Esat bugüne dek, onurlu davrandı. İki büklüm olma, öpme yalama hamlelerini, "ülkemden çekil, sonra gel" diyerek geri itti ve itmeye devam ediyor.

Bütün bunların sebep ve sonuçlarını özetlersek; Erdoğan, sokaktan geliyordu. Mesleksizdi. Erbakan’ın toplantılarında amigoluk yapıyor, liderden önce, ırkçı, dinci ve şoven şiirler okuyarak, hokkabazlıklar yaparak kitleyi havaya sokuyor, oyalıyordu. Yıllarca bu işi yaptı. Sonra, kendi nam ve hesabına sahneye atladı ve ilerlemeye başladı.

Aziz Nesin’in tesbitiyle Türk halkının yüzde 60’ı zeki değildi. Bu kesim, kimin ne dediğine bakmıyor, mugalatacıdan hoşlanıyordu. Erdoğan, mugalatacının tekiydi. Bu sayede, merdivenleri atlayarak yükseldi.

Başbakan olunca, Ahmet Davutoğlu’nun "Stratejik Derinlik" üflemesiyle, Mısırlı Hasan el-Benna’nın dinine (tarikatı) ram oldu. Dinci ve Osmanlı’nın yeryüzünde dolaşan hayaleti kesildi. Ama, batıya (eski işgal toprakları) diş geçiremediği için, doğuya yöneldi. Kürdistan parçaları kolay lokma olduğu için, onları hedef aldı. İran hariç, Kürdistan’ın öteki üç parçadaki Kürt varlık ve oluşumlarını tahribe başladı. Güney Kürdistan işbirlikçilerinin yardımıyla, orayı fiilen işgal etti. Kendine bağladı. Rojava’da kiralıklara rağmen Kürtler direndi. Amerika ve Rusya’nın bağışladığıyla kaldı ama işgal ve talan histerisi onu terketmedi.

Bu arada Irak ve Suriye’den parçalar kopardı fakat Kafkaslar’da Rus engeliyle karşılaştı. Batı ittifakı onu Libya’dan kovmaya uğraşıyor.

Libya hariç, Kuzey Afrika’ya, Mısır ve Arap yarım adasına diş geçiremedi. Tehditleri de boşa çıktı. Oralarda etek öpme, el yalama ile kendince, kırmızı başlıklı kızın kurdu gibi, kamuflajla yer edinmeye çalışıyor.  

Osmanlı’ya özen pazarında sıfırı, açık deyişle ekonomiyi tüketenler, dün aslan taklidiyle kükrerken, bugün yaltaklanarak kedi gibi miyavlıyorlar. Dün tükürdükleri elleri, bugün yalıyorlar.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.