Türk Devlet Aklı -III- : Kürt halk direnişi karşısında ulusal güvenlik sendromu!

Dosya Haberleri —

10 Ekim 2021 Pazar - 21:00

Pablo Picasso

Pablo Picasso

  • 1993 Konseptinin finali 15 Şubat uluslararası komplosu (1999) ile yapılırken 8 hükümet değişmişti, fakat 2015 Konseptinin 2023 tarihli bilinmez finaline doğru gidilirken hala değişmeyen bir iktidar yapılanması söz konusudur.


 RÊNAS CÛDÎ

‘Türk Devlet Aklı – II’ başlıklı devam yazısında, Türk devlet aklının karakteristik özellikleri ve 1923-1950 yılları arasındaki ilk sürümünün hangi dinamikler üzerinden şekillendiği açıklanmıştır. Türk devlet aklının motor gücü olan, hem uluslararası düzendeki değişimlerden hem de Türk siyasal kültüründen beslenen, elitler arası rekabetin işleyiş mantığına odaklanılmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarının ürünü olan ‘tamamlanamayan ulus-devletleşme projesinin’ zaman içinde giderek belirginleşen bir rekabet alanına dönüştüğü ve devlet aklının gelecek sürümleri için de bir miras işlevi gördüğü vurgulanmıştır. Bu mirasın, 1950-1960 yılları arasında, Türk devlet aklının birinci sürümden ikinci sürüme geçiş aşamasında elitler arası rekabette nasıl belirleyici bir rol oynadığına işaret edilmiştir. Yine geçiş dönemi esnasında siyasal elitlerin yaptığı hatalardan biri olan dünya sistemindeki değişimlerin yeteri kadar iyi analiz edilememesi konusu ele alınmıştır. Bu hatanın sadece 27 Mayıs 1960 tarihli askeri darbenin yapılmasına imkan sağlamadığı aynı zamanda devlet aklının ikinci sürümünün de kapısını araladığı iddia edilmiştir. Öyleyse, 27 Mayıs Darbesi’nin ardından Türk devlet aklı kendisini nasıl güncellemiştir?

   Türk Devlet Aklı – 2. Sürüm / MGK
   Devlet aklının ikinci sürümü olarak değerlendirilebilecek ve 2007 yılına kadar devam edecek olan zaman diliminin alameti farikası Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) oluşturulmasıdır. 27 Mayıs Darbesinin ardından hazırlanan 1961 anayasası ile kurulan MGK’nın varlığı ile devlet aklının giderek organizasyonel yanının öne çıkacağı bir mekanizma hayata geçirilmiştir. Aslında MGK’dan önce de çeşitli isimler altında –Harp Encümeni (1922), Yüksek Müdafaa Meclisi Umumi (1933), Milli Savunma Yüksek Kurulu (1949)– asker-sivil ilişkilerinin koordinasyonu için oluşturulan mekanizmalardan bahsedilebilir. Fakat MGK, hem anayasal bir kurum haline getirilmesi hem de odağında savunmanın değil güvenlik kavramının olması ile kendisinden önceki mekanizmalardan farklılaşmaktadır. Zira güvenlik olgusu savunmayı da içine alan, sadece askeri boyutta değil aynı zamanda sosyal, ekonomik ve siyasal düzeyde kapsamlı tedbirlere ve uygulamalara işaret etmektedir. Bu yüzden, geçiş dönemi esnasında devlet seçkinleri arasındaki keskinleşen sınırların bulanıklaştığı, bürokratik ve siyasal elitlerin hatırı-sayılır bir kısmının askeri elitlerle yakın temas halinde olduğu görülecektir. Özellikle periyodik olarak gerçekleştirilen askeri darbeler ve muhtıralar MGK’nın Türkiye siyasetindeki merkezi konumunu giderek güçlendirecektir. Örneğin, 1961 anayasasında MGK’nın rolü siyasal elitlere ‘bilgi sunmak’ ile sınırlı iken, 1971’de ‘tavsiyede bulunmak’ ve 1982’de ‘bildirmek’ şeklinde düzenlenecektir. Yine MGK’nın seyrine paralel olarak onun asli unsuru olan askeri elitlerin mali, idari ve hukuki denetimden azade olması söz konusu olacaktır. Böylelikle, ilk sürümünde tek-parti yönetimi üzerinden ideolojik düzeyde Kemalizm ve onun temsilciliğini yapan bürokratik elitler ile özdeşleştirilen Türk devlet aklı artık kurumsal bir kimlik olarak MGK ve yürütücü aktör olarak askeri elitler üzerinden anılacaktır.