Elazığ, Amed ve Serhad'a karşı silaha dönüştürüldü

Dosya Haberleri —

19 Kasım 2020 Perşembe - 23:00

  • 1980 sonrasında da Elazığ’da Kürt kültüründen kopuş ve gerileme devam etmiştir. Elazığ “Türk Gladyosu” için Kürdistan’ın başkenti Amed’i dizginlemenin, Serhad illerindeki kültürel dokuya müdahalenin kapısı olarak görülmüştür. Halk İslam adına asimile edilirken genç nüfus da faşizmin mezesi ve aracı haline getirilmiştir.

EMRULLAH BOZTAŞ

Sivrice, “Buraya bir ilçe kurunuz ve doğunun Yalovası yapınız” diyen Atatürk’ün özel talimatı ile 1933’te kurulmasına başlanan bir ilçedir. Hazar gölünün kıyı şeridinde iklim olarak ılıman ve tarıma elverişli düzlüklerde kurulmuştur.
1933 ile 1940 arası dönemde Romanya, Yugoslavya ve Rusya’dan getirilen göçmenler için oluşturulan bir kent olma özelliğine sahip Sivrice, Elazığ’da Türk eritme potasının en başarılı olduğu yerdir. 1933 yılında bir iskan köyü olarak Hazar gölünün kıyısında kurulan bu yerleşim, peyderpey getirilen göçmenler ile bugün 50 köyün bağlı olduğu bir ilçe haline gelmiştir. İlk kuruluşunda 6 binden fazla Türk göçmen ziraata elverişli düzlüklere iskan edilmiş, bu bölgenin yerli Kürt halkı ya sürgün ya da iç göçe zorlanarak buradan çıkarılmıştır. Asimilasyon için derin planları olan Türk cumhuriyeti, 24 hanelik bu göçmen yerleşimine bir hükümet konağı inşa etmekten çekinmediği gibi Romanya sınırından geldikleri köyün ismi olan Sivrice’yi de bu yerleşime ad yapmıştır.
Bu Balkan göçmenlerinin birçoğu Uluova’ya, bir kısmı Palu ovasına ve Karakoçan'a, bunların içinden 92 kişi de bugünkü Sivrice’deki iskan mahallerine yerleştirilmiştir. Türk devletinin özel ilgisine mazhar bu Silistreli göçmenler, 1938'de Hazar gölünün güneybatı kenarına Sivrice adıyla kurulan şimdiki ilçe merkezi olan köye yerleştirilmiştir. Elazığ'a bağlı olan bugünkü Sivrice'nin İringil bucağının tamamı ile Huh bucağının büyük bir parçası, Elazığ'dan ayrılarak yeni bir Türk ilçe oluşturmak için Sivrice'ye bağlanmıştır.
İlçenin etnik yapısı, Türkleştirme politikalarının izlerini derinden taşır. Mevcut 50 köyün 29’unda Kürtçenin Kurmancî ve Kirmanckî lehçeleri, geri kalan 21'inde de Türkçe konuşulur.
İlçe merkezi, yılların asimilasyon ve bastırma politikaları sonucu göçmen Türk kültürünün etkisine girmiştir. Bu ilçe ve çevresinde de göçmen ya da asimile olmuş Kürtlerden oluşan, kendini Selçuklu bakiyesi sanan bir kütle yaşamaktadır. Kürtlerin Kurmanc ve Kirmanc köylerinin bir bütün olarak erime sürecine girdikleri söylenebilir.

Boşnakların gelişi ve gidişi
Osmanlı-Rus savaşı ve ardından gelişen Ermeni tehciri, demografik yapıda köklü değişimlere sebep olacaktı. Elazığ’da yaşayan Kürdistanlı Hristiyan nüfusta ciddi bir azalma yaşanmıştır. Savaşın etkisi ile Osmanlı İmparatorluğuna sığınan Kafkas kavimlerinin bir kısmı Elazığ çevresine yerleştirildi. Kalıcı bir etkiden çok geçici olarak bu gölgede bulunan Kafkas nüfus, Suriye ve Ürdün’ün aksine kısa sürede İç ve Batı Anadolu’ya göç ederek orada yüksek bir popülasyon oluşturmuştur. Mesela Kayseri’deki kültürel farklılaşma Kafkasya göçmenlerinin etkisi ile gerçekleşmiştir.
Elazığ civarında yaşanan kültür erezyonunun başlıca mimarları ise Balkan göçmenleridir. Türk devleti ve Yugoslav Krallığının 1934’te vardıkları ilk anlaşma ile 200 bin Boşnak’ın Anadolu ve Mezopotamya’ya göçü planlandı. İskan kanunlarında tarifi geçen “Türk soyuna bağlı” ya da “Türk kültürü içerisinde yer alan” tanımları özellikle Boşnakları kapsamaktadır. Balkanlarda Slav soylu olup Türklüğe hizmet eden bu kavim, Müslümanlık ile Türklük ayrımından uzak olarak şekillendiği için Türk kültürüne bağlı kabul edilmiştir.
Boşnakların öncelikli olarak Türkiye’nin Irak ve İran sınırlarına yerleştirilmesi planlansa da bu tam olarak gerçekleşmedi. Boşnak muhacirler, Elazığ ve Erzincan bölgesine yerleştirildi. Bunların büyük bir bölümü Kürdistan koşullarına uyum sağlayamadı. Bir süre sonra İzmir ve İstanbul çevresine göçler ile nüfusları ciddi oranda eriyecekti.
Geçmişte ve günümüzde Elazığ’daki Boşnak yerleşimlerinden bazıları şöyledir:
* Sivrice ve çevresine Kosova (Gilan), Sancak (Nova Varoş) ile Dobrucalı göçmenler yerleştirildi.
* Altınçevre köyüne (Erpinik) Kosova göçmenleri, Şahinkaya köyüne Kosova göçmenleri ile Sancak (Sjenica), Makedonya (Manastır), Bulgaristan (Razgrad) göçmenleri yerleştirilmiştir.
Elazığ Merkez’e Silistreliler (Tutrakan) ile birlikte Şumnu ve Rusçuk göçmenleri iskan edildi.
* Sarıçubuk köyüne Silistre ve Dobriç’den getirilenler iskan edilmiştir.
* Akçakiraz köyü bir dönem Sancak bölgesi Boşnak nüfusunu barındıran bir köy olsa da Yurtbaşı ve Yazıkonak köyleri gibi Boşnak nüfus tarafından terk edilmiştir.
* Elazığ Merkez ve birkaç ilçede bulunan Boşnaklar, Türk etnisitesi içerisine eklemlenerek varlıklarını sürdürmektedir. Merkez ilçe, Sivrice ve Kovancılar çevresindeki köylerde de eser miktarda varlar.

1970’li yılların faşist zihniyetinin militan devşirme merkezlerinden biri olan Elazığ, asimilasyon ve devlet memurlarının özel çabaları ile bu rotaya sürüklenmiştir ancak belirleyici olan İslam’ın ahaliye karşı kullanılan bir araç haline dönüştürülmesidir.

İslam’ın Türkleştirme sürecine etkisi
Elazığ her ne kadar 1880’lerden başlayarak sürekli Türk etnisitesinin göç merkezine dönüştürülmüş olsa da halen soy ve dil açısından Kürtçenin hakim olduğu bir Kürdistan kentidir. Siyasette ise durum Kürt halkının aleyhinde seyretmektedir.
Ülkücü faşistlerin sokaklarında rahatlıkla gezebildiği Elazığ’da “Harput kültürü” adı altında bir “sarhoş kültürü” yaratılmasının etkisi oldukça büyüktür. Hem “Harput kültürü” hem de “sarhoş kültürü” söylemi siyasal ve toplumsal yaşamda dillendirildiği için bu yazının konusu edilmiştir. 1970’li yılların faşist zihniyetinin militan devşirme merkezlerinden biri olan Elazığ, asimilasyon ve devlet memurlarının özel çabaları ile bu rotaya sürüklenmiştir ancak belirleyici olan, İslam’ın ahaliye karşı kullanılan bir araç haline dönüştürülmesidir.
Elazığ’da dejenere faşist nüfusun çoğunluğunu Kürtler oluşturur. Erken Cumhuriyet döneminde mayalanan bu ırkçı fikirler, 1960 ve 1970’li yıllarda Elazığ’da taban bulmuştur.
Bir devlet politikası olarak halkı birbirine kırdırma yaklaşımı, İç Anadolu ve Kürdistan’ın kuzey kentlerinde Sünni İslam’ın Alevi inancına karşı kışkırtılması ile taban bulabilmiştir. 1970’li yıllarda Dersim’de etkin olan Türk sol geleneğine karşı Elazığ da din/iman adı altında Türk ırkçılığının merkezlerinden biri olmuştur. PKK’nin kuruluşu ardından Dersim, Türk sol söylemli Kemalist siyasal etkiden arınarak Kürdistani motiflerine tekrar kavuşsa da bu gelişmenin Elazığ’a etkileri sınırlı olmuştur. Elazığ, bu Sünni İslam boyalı Türk eritme potasını kırmakta geç kalmış bir Kürdistan ili olarak sosyolojik tariflere negatif örnek olarak girmiştir.
1980 sonrasında da Elazığ’da Kürt kültüründen kopuş ve gerileme devam etmiştir. Devletin askeri darbe sonrası başlattığı İslamileşme hareketi, birçok tarikat ve Batıni saplamalara yol açsa da faşist yapılanmayı koruyup-kollamaya, geliştirmeye devam etmiştir. Türk “derin devleti”, dizginleri bırakmaya yanaşmamıştır. Elazığ “Türk Gladyosu” için Kürdistan’ın başkenti Amed’i dizginlemenin, Serhad illerindeki kültürel dokuya müdahalenin kapısı olarak görülmüştür. Bu süreçten sonra halk İslam adına asimile edilirken genç nüfus, faşizmin mezesi ve kullanılacak aracı haline getirilmiştir.
Özcesi Şeyh Said sonrası meydan, sahte Müslümanlara ve yalancı Türk-İslam sentezine kalmıştır. Elazığ’da kendine Sünni ve Müslüman diyen sözde İslami şahsiyetler, günümüzde bile İslam ve Kürtlük için sancak açan Şeyh Said hakkında olumsuz konuşmakta ve vaaz etmektedir.

PKK’nin iradi müdahalesi ve Kürtlüğün yeniden keşfi
Kürdistan İşçi Partisinin (PKK) 1984’te Eruh ve Şemzinan baskınları ile başlattığı iradi müdahale, bir Kürdistan kenti olan Elazığ’ın da bir numaralı siyasi gündemi olmuştur. Özgürlük isteyenlerin karşısında bir konum alsa dahi Elazığ, zorla da olsa Kürdistan’da bir Kürt kenti olduğunu öğrenmiştir.
Devletin resmi söylemi olan “Dağ Türkleri” teranesi ilk olarak Elazığ’da çökmüştür. Bu resmi tez, hem Kurmancî hem de Kirmanckî konuşan Kürtlerin için için güldükleri bir şakaya dönüşmüştür. 1988 ila 1992’de Kürdistan’da Türk özel savaşının hiçbir ahlak kuralını uygulamadığı ve Kürtleri onursuzlaştırmak için her türlü kirli politikayı uyguladığı dönemlerde Elazığ’da faşist parti MHP içerisinde dahi “asıl Kürt’ün kendileri olduklarını ve gerektiğinde bunu PKK’den daha iyi savunabileceklerini” iddia eden çevreler çıkmış ancak bu kişi ve çevreleri devlet “malum” yöntemler ile tekrar kendi tarafına çekmiştir.
1984’te kimyası bozulan devletin Elazığ’da kafası iyice karışmıştır.

Sivrice’nin etnik yapısı, Türkleştirme politikalarının izlerini derinden taşır. Mevcut 50 köyün 29’unda Kürtçenin Kurmancî ve Kirmanckî lehçeleri, geri kalan 21'inde de Türkçe konuşulur.
İlçe merkezi, yılların asimilasyon ve bastırma politikaları sonucu göçmen Türk kültürünün etkisine girmiştir.

AKP ağababalarının izinde
Kürt Özgürlük Mücadelesinin baskısı altında 1980 sonrası yeteri düzeyde uygulanamayan asimilasyon politikaları Erdoğan öncülüğünde neo-Osmanlıcı/Türkçü yaklaşım ile yeniden ele alındı. “Bu ele alış yenidir desek” bile esasen bu, eski kodların farklı yorumundan başka bir şey değildir.
Etnik yapı olarak Türk olan Gagavusların Moldovya’dan Türkiye’ye getirilmemesi, Hristiyan oluşlarından kaynaklanmıştır. Yine İran’da meskun Azeri etnik yapısının bir kısmı Şii inancına bağlılıklarından dolayı kabul edilmemekte ve teşvik görmemektedir. Kürdistan’da asimilasyon hedefine ulaşmaya çalışan Türk devleti, kendi içinde bilindik Türk-Sünni inançlı homojen bir nüfus oluşturmak için de en üst seviyede çaba göstermektedir.
Dikiş tutturamayan Kafkas ve Balkan göçmeni etnik unsurların yerine bulunan yeni formül, Irak’tan Türkmenlerin, Suriye’den de AKP’ye bağlı çete gruplarının Elazığ’a yerleştirilmesi olmuştur. Elazığ’dan Türkiye’nin batı illerine göç süreklileşirken Suriyeli grupların kente yerleşimi de devam etmektedir. Temmuz 2019 yılı verilerine göre Elazığ’da 13 bin 680 Suriyeli sığınmacı yaşamaktadır. AKP’ye bağlı grupların savaş ağaları, daha iyi şartlarda Adana-Mersin-Antep hattında yaşamaktadır. Ayak takımı olarak görülen ve yeni Türklüğe gübre kabul edilen bu kesim, kentin dış mahallelerinde yoksulluk sınırının da altında yaşamını sürdürmektedir.
Resmi veriler bu kesimin yüzde 60’ının erkek, yüzde 40’ının da kadın olduğunu gösteriyor. Bunların yüzde 44’ü 26-35 yaş arası, yüzde 22’si ise 36-45 yaş arası. Ölçme ve değerlendirme yeteneğine sahip olan herkes, 26-45 yaş aralığındaki yüzde 66’nın savaş mağdurundan çok savaş aracına benzetilebileceğini teslim edecektir.

 

‘Muhâcirîn Komisyon-ı Âlisi’nden beri
değişmeyen ırkçı öz

Osmanlı’da ilk iskân organizasyonu, 1872 yılında kurulan “Muhâcirîn Komisyon-ı Âlisi” adlı kuruluştur. Böylelikle günümüze kadar gelecek olan iskan kanunlarının temelleri atılmıştır.
31.05.1926 tarih ve 885 sayılı İskân Kanunu, dışarıdan gelecek olan göçmenler için “Türk harsı” (Türk kültürü) şartı aramıştır. Öncelikli görülen, Türk kültürüne bağlılıktır. Biat etmek esas alınmıştır.
Türk cumhuriyetinin ilk İskan Kanunu, 21.06.1934 tarihinde 2510 sayılı yasa ile yayınlanmış ve resmiyet kazanmıştır. Yıllara rengini verecek olan ve değişmeyecek tarif, “Türk ırkından olup hükümetten iskân yardımı, Türk soyundan meskûn veya göçebe fertler ve aşiretler ve Türk kültürüne bağlı meskûn kimseler” diye uzayıp giden sömürgeciliğin ırkçı söylem ve eylemleri olmuştur.
İkinci İskan Kanunu da 16.06.1970 tarihinde kabul edilen 1306 sayılı yasa ile 2510 sayılı yasaya ek maddeler halinde oluşturulan yasadır.
Köklü değişiklikler içermeyen, öz itibarı ile birbirinin devamı olan bu yasaların sonuncusu, 5543 Sayılı İskân Kanunu’dur ki bu da 26.09.2006 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Tüm bu kanunlarda değişmeyen ırkçı öz, Anadolu ve Mezopotamya’nın etnik olarak tekleştirilmesi, homojen bir Türklüğe ulaşılması hedefidir.

 

Çok parti, tek devlet:
DP ırkçı iskânı sürdürdü

Demokrat Parti (DP) de CHP gibi kendi dönemlerinde sevk edilen muhacirleri planlı ve programlı bir şekilde Kürdistan kentlerinden Elazığ’a da yerleştirmeye devam etti. DP, Kürdistan’a iskan edilenlerin rahat ve sağlıklı bir ortamda yerleşip serpilmeleri için içinden çıktığı Kemalist partinin Kürt algısını ve düşünüş biçimini kendi iskan planında farklı cümleler kullanarak aynıyla resmileştirdi. Bu planın köşe taşları şöyleydi:
1. Türk soyundan olan ve Türkçe konuşan muhacirler alışık oldukları iş ve iklim koşullarına göre iskân edilecek ve bunlardan yeni bir köy oluşturulabilecekti. Anadili Türkçe olmayanlar, kendi soylarından olan ve kendi dillerini konuşan köylerde iskân edilemeyecekler, diğer yerlerde de geniş bir topluluk oluşturamayacaklardır. Ayrıca bunlar Trakya ve Doğu sınırı boyunda da iskân edilmeyeceklerdi.
2. İskân isteğinde bulunan mülteciler, sakıncalılık durumları ilgili bakanlıklarca araştırıldıktan sonra 1. maddedeki koşullara göre muhacir işlemi göreceklerdi.
3. Türk soyundan olan ve anadili Türkçe olan göçebeler, ilgili bakanlıklarca belirlenecek yerlerde toplu ya da dağınık iskân edilebilecekler. Türk soyundan olmayan ve anadili Türkçe olmayanlar iskâna uygun Türk köylerine serpiştirilerek iskân edilecekler ve yerleştirildikleri yerde nüfusun yüzde 10’unu geçmeyeceklerdi.
4. Gezgin Çingeneler hiçbir zaman toplu olarak ve yeniden köy kurularak yerleştirilmeyecek, uğraşılarına ve geçim koşullarına göre birbirine yakın olmayan Türk köylerine 5 haneyi geçmeyecek şekilde dağıtılarak iskân edileceklerdi.
5. Yeni oluşan muhacir köyleri, demir ve karayolu ulaşımına, tarım ve sağlık koşullarına uygun yerlerde oluşturulacaktır. İskân programına göre Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığının görüşlerini alarak yeniden köy kurabilecekti.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.