Türk işgali neden sürüyor?
Forum Haberleri —

Suriye/Türk işgali/foto:AFP
- QSD'nin entegrasyon anlaşması ve PKK ile barış görüşmelerine rağmen Türkiye, Suriye ve Irak’ta uzun vadeli askeri varlığını (askeri işgalini) sürdürmeye kararlı görünüyor.
* PAUL IDDON
Türkiye, Suriye veya Irak’taki askerlerini çekeceğine dair hiçbir işaret göstermiyor. Türk Savunma Bakanı Yaşar Güler, 9 Şubat’ta “Bu bölgelerden çekilme veya ayrılma gündemimiz yok. Başkalarının ne dediği umurumuzda değil. Şu anda böyle bir karar yok” dedi. Türkiye Meclisi, Suriye ve Irak’taki konuşlandırmaların üç yıl daha uzatılmasını Ekim 2025’te onaylamıştı.
New Lines Enstitüsü Strateji ve İnovasyon Kıdemli Direktörü Nicholas Heras, The New Arab’a “Türkiye, Irak’ta Kürdistan Bölgesel Yönetimi (Federe Kürdistan) üzerindeki nüfuzunu sürdürmek, Suriye’de ise Esad sonrası Suriye’nin gelişimi üzerinde güçlü bir etki sahibi olmak için süresiz bir varlık istiyor” dedi. Heras, Türkiye’nin her iki ülkedeki askeri varlığının; sınırlarındaki jeopolitik gelişmeleri etkileme, Kürtlerle ilgili iç sorunları azaltma ve Suriyeli mültecilerin geri dönüşü için koşulları oluşturma üzerine kurulu olduğunu düşünüyor. Analiste göre; ne Irak hükümeti ne de Suriye hükümeti Türkiye’nin askeri varlığına itiraz edebilecek güce sahip. Bu gerçeklik, Ankara için bu ülkelerdeki uzun vadeli askeri varlığı nispeten düşük maliyetli kılıyor.
Güler’in açıklamaları, Şam güçlerinin QSD'ye Halep'ten başlayarak Dêr Haifr'ı da şıp diğer Arap çoğunluklu bölgelere yayılmasından kısa süre sonra geldi. Şara’nın müttefiki ve QSD’nin iflah olmaz karşıtı olan Türkiye, bu saldırıyı desteklediğini açıklamıştı. Şam ile QSD, sonradan QSD savaşçılarının yeni Suriye ordusuna entegrasyonu konusunda anlaşmaya vardı. Bu durum ve ABD’nin DAİŞ’e karşı geçici ortaklığının büyük ölçüde sona erdiğini açıklamasıyla birlikte, Türkiye’nin Kuzey Suriye’de asker bulundurma ısrarını gerekçelendirmesi daha da zorlaştı gibi görünse de durum değişmedi.
Türkiye'nin işgalciliği
Ankara, Ağustos 2016’da güney sınırını aşarak Kürt güçlerinin ana bölgelerinden batıya doğru ilerleyerek izole kuzeybatı Efrîn'in bölgesine bağlanmasını engellemek amacıyla asker göndermişti. Türkiye, 2018 başında Efrîn'i işgal etti ve Ekim 2019’da Girê Spî ile Serêkaniyê'ye saldırarak işgal etti. Tüm bunlar Beşar Esad’ın Suriye’yi yönettiği dönemde gerçekleşti. Esad’ın Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana Ankara’nın artık 'cumhurbaşkanı' olarak bir müttefiki var. İsrail, Şam’ın yetkilendirdiği merkezi Suriye’deki üslere olası Türk askeri konuşlanmasına şiddetle karşı çıkıyor ve Esad’ın kaçışından hemen sonra Golan Tepeleri yakınındaki güneybatı Suriye’deki silahsızlandırılmış tampon bölgeye hızla ilerleyerek orada güçlerini tutmaya devam etti.
Oklahoma Üniversitesi Orta Doğu Çalışmaları Merkezi Direktörü Joshua Landis, The New Arab’a yaptığı açıklamada “Ankara, İsrail’in güney Suriye’yi işgalini devam ettirmesini ‘ya siz de çekilin’ türü bir argümanla gerekçe gösterebiliyor. ABD veya başkaları Türkiye’ye çekilmesini önerirse Erdoğan, bölgedeki tüm güçlerin eş zamanlı çekilmesini talep edebilir” dedi. Daha geniş açıdan bakıldığında Türkiye, Suriye ve Irak’ta nüfuzunu korumak ve Şam ile Bağdat’ın kendi Kürt nüfuslarıyla nasıl başa çıktığı konusunda söz sahibi olmak istiyor.
Türkiye, Suud ve Katar
Landis, “Erdoğan, Şara’nın Esad’ı yenmesine yardım etti ve kuşkusuz Türkiye’ye olan büyük borcunun henüz tam ödenmediğine inanıyor” dedi. Ayrıca Ankara ile Şam arasında hâlâ başka “tartışmalı konular” bulunduğunu belirten Landis, şunları söyledi: “Suriyeli sanayiciler, ucuz Türk ithalatının kendilerini piyasadan düşürdüğü gerekçesiyle Şam’dan gümrük vergilerini artırmasını talep ediyor. Şam, Tartus limanı konusunda büyük bir anlaşma imzaladı, ancak ticaret, savunma ve ulaşım alanlarında bekleyen başka anlaşmalar da var. Kürt meselesi Suriye’de hâlâ çözülmedi. Birçok konu çözülmedikçe Ankara söz sahibi olmakta ısrar edecek ve elindeki kaldıracı tutmak isteyecektir.”
Kürt meselesi üzerindeki nüfuzun ötesinde Türkiye, askeri varlığını sürdürmenin daha geniş stratejik faydalarını görüyor. Landis, “Ankara ve Suudi Arabistan, 'Direniş Ekseni’nin büyük ölçüde yok edilmesiyle birlikte bölgedeki İsrail’in hegemon konumunu sınırlamak için birlikte çalışıyor. Bölgede yeni bir güvenlik mimarisi ortaya çıkıyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar İsrail’i sınırlamak istiyor. Türkiye’nin Suriye’deki konumunu zayıflatmak istememesinin nedenlerinden biri budur. Suriye’yi İsrail’i sınırlama çabalarında önemli bir parça olarak görüyor. İsrail’in Doha veya İran’a karşı son bombalama harekâtlarında gösterdiği gibi, bölgesel ülkelere dilediği anda saldırma yeteneğinden korkuyorlar” şeklinde konuştu.
Şam'ın tereddütü
İç istikrarsızlık da Şam’ın Türkiye’nin askeri varlığını talep etme kabiliyetini veya isteğini sınırlıyor. Landis, şunları ifade etti: “Şam’ın ülkedeki hâkimiyetini ne kadar çabuk pekiştirip ülkenin azınlıklarıyla başarılı bir birlikte yaşam/geçici uzlaşı bulabilirse Türk askerlerinin çekilmesini talep etme gücü o kadar artar. Suriye iç güvenliği güvenilmez kaldıkça ve rejim yanlısı milisler belli bir bağımsızlık derecesini korudukça Ankara, Suriye içindeki konumunu koruma hakkını meşru görecektir.”
Irak'ta belirti yok
Suriye’nin aksine, Türkiye’nin Irak’taki askeri varlığı 1990’lara dayanıyor; o dönemde Federe Kürdistan'ın dağlık bölgelerindeki gerillaya karşı aralıklı sınır ötesi operasyonlar başlatmıştı. Türkiye Aralık 2017'den itibaren hiç olmadığı kadar derinlere uzanan daha fazla uzak askeri üs kurarak varlığını genişletti. Ankara, Mayıs 2021’de uydu görüntülerinin ortaya çıkardığı üzere Federe Kürdistan'ın bazı bölgelerini ormansızlaştırarak ordusu için yollar inşa etmesiyle Iraklı Kürtleri kızdırmıştı. Bu ay bile Türkiye’nin Duhok bölgesinde bir yol inşa ettiği ortaya çıktı. Türkiye şu anda PKK ile kapsamlı barış müzakereleri yürütüyor ve bu görüşmeler kayda değer ilerleme kaydetti. Örneğin PKK, 12 Mayıs 2025’te Türkiye'ye karşı silahlı mücadelesinden vazgeçtiğini ilan etti. 11 Temmuz'da iyi niyet jesti olarak silahların yakıldığı bir tören düzenlendi. Ayrıca 16 Kasım’da stratejik Zap bölgesinden çekildiğini duyurdu ve bunu barışa yönelik “önemli pratik katkı” olarak nitelendirdi.
Amerikan Üniversitesi öğretim görevlisi ve Orion Politika Enstitüsü kıdemli üyesi Süleyman Özeren, “Türkiye’deki barış süreci hâlâ devam ediyor, ancak belirgin şekilde yavaşladı” dedi. Tam bir fesih ve doğrulanabilir silahsızlanma olmadan Ankara’nın Irak veya Suriye’deki askeri varlığını çekmesi pek olası görünmüyor. Özeren, “Ülke içinde devam eden bir barış süreci varken Türkiye, Irak’ta da Suriye’de daha önce üstlendikleri gibi yapıcı roller üstlenmeleri için özellikle ABD ve AB’nin dış aktörlerin katılımını muhtemelen gerektirecektir” diye devam etti. Ankara uzun süredir Irak’a da PKK varlığını ortadan kaldırması için baskı yapıyor. Aynı zamanda bu hedefin sınırlarının farkında ve buna göre “güvenlik operasyonlarını Bağdat ile yapıcı ilişkileri sürdürme ihtiyacıyla dengelemeye” çalışıyor.
* Hewlêr'de yaşayan yaşayan serbest gazeteci Paul Iddon'un The New Arab'daki yazısı çevrilerek düzenlendi.







