Türk tipi kontra: Hizbullah

Ahmet KAHRAMAN yazdı —

  • İlk defa 6-8 Ekim 2015 tarihlerinde HÜDAPAR’a görev emri çıkarıldı. HÜDA PAR’ı Kurdistan’da saldırı gücü olarak kullandılar.
  • HÜDA PAR’a şimdi de seçimde Recep’i destekleme emri çıkarıldı. Eh, ücretin gereği bu. Kiralık, verilen görevi yapacak elbette.

Geçen yazımda, Türklerin İran’dan kopya Hizbullah’ın kanlı yüzüne değinmiş, fakat gazete yazısının dar boyutunda, portresini çizmekle kalmıştım. Kaldığım yerden devam edeyim.

1980’ler ve  generallerin kanlı, irinli darbesi sonrasında, tımarhanenin henüz yeni yol telaşında olduğu günlerdi. MHP’nin "devlete yardımcı" çetesi, kullanılmış ve terkedilmişliğin boşluğunda, "Allah Allah, bu vatan bölünmez, bayrak inmez" naralarıyla mafyalaştılar. Para karşılığında zenginlerin tahsil edilemeyen çek, senetleri konusunda, silahla "adalet tecellisine" giriştiler. Bu sırada, Kürt aksanlı bir çete de İstanbul’un kenar semt bakkalları, yeri uygun kuyumcuları soymaya girmişti.  

Fakat Kurdistan’da özgürlük rüzgarları esmeye başlayınca, soyguncular, başlarına geçen bir "talebe"nin yol göstermesiyle, yön değiştirip dinci sektöre girdiler. Kurdistan’ın belli başlı şehirlerinde "din kitapları" satan dükkanlar açtılar. O güne dek, polisten felik felik kaçan soyguncular, artık huzur içindeydi. Elleri, kollarını sallayarak şehir sokaklarında turluyor, ziyaretlerine gelen polislerle çay içiyorlardı.

Ama havada bir tuhaflık vardı. Sokakta Kürtçe mırıldanmanın bile başa bela olduğu bir iklimde bunlar, bağıra bağıra Kürtçe konuşuyor, polis Kürtçe müzik avındayken, bütün bir semti sese boğan Kürtçe müzik yayını yapmaya başladılar.

Yüzyıldır yasaklar altında yaşayan Kürtler, "dokunulmazlığın" ne anlama geldiğini bildikleri için, bunlara temkinle baktılar, uzak yürüdüler;  Bunlar Türk devletinin kiralıklarıdır.

Ve yanılmadılar. Dünün “pexas“ları, bir süre sonra, piyango zengini gibi Bingöl’ün “Kur“ köyünde, askeri kışlanın bitişiğinde, “ilk dini sohbet“ kamplarını açtılar. Orada nelerin olduğunu da “sohbete katılan dindar“lardan öğrendiler. "Pexas“lar, Türk subaylarından insan kaçırma, işkence yapma ve adam öldürme yöntemleri üzerine askeri eğitim alıyorlardı.

Bir süre sonra gizlilik karanlığı iyice aralandı. Soyguncular, Kürtlere karşı Türk devletinin korumaya adanmış kiralık katilleri, gezgin cellatlardı artık. Çetenin bir adı da vardı: İran’ın yarattığı “Hizbullah“a atfen “Hizbullah, yani allahçı...

Daha sonra IŞİD’de de göreceğimiz üzere, bunlar kiralık katildi. Tapındıkları şey kazançtı. Kazanç için dini kirletiyor, insani değerleri öldürüyorlardı. Suçlu, günahkar ya da günahsızı, ismini bilmedikleri, hayatlarında hiç görmedikleri insanları katl ediyorlardı. Kurbanları arasında bir ayırım da yoktu. Kadın, erkek, çocuk, ihtiyar farketmiyor; onlara gösterilen her Kürt düşman, dolayısıyla hedefti. Bir hesaba göre yalnız 1992 ile 1995 yılları arasında, diri diri betona gömerek, diri diri doğrayarak, işkence edip telle boğarak, kalabalık sokaklarda arkadan yanaşıp tek satır darbesi yada tek kurşunla vurarak 500 kişiyi öldürdüler. Ama, bu rakam gerçekçi değil. Katl edilmiş Kürt sayısı binlerle ifade ediliyordu.

PKK lideri Abdullah Öcalan’ın ele geçirilmesi sürecine kadar bu böyle devam etti. Öcalan’dan sonra ihtiyaç kalmadı düşüncesiyle olmalı ki, baskınlar serisiyle lideri Hüseyin Velioğlu’nu öldürdüler. Ötekileri  tutukladılar.

Ancak tutukladıklarını, 2011 yılında AKP rejimine sokak bekçiliğine karşılık serbest bıraktılar. Hür Dava Partisi (HÜDA PAR) adıyla partileştiler. İhtiyaç duyulduğunda liderleri, parti başkanı sıfatıyla Saray’a çağrıldı.

İlk defa 6-8 Ekim 2015 tarihlerinde HÜDAPAR’a görev emri çıkarıldı. O sıra Kobanê, Türk destekli IŞİD’in kuşatması altındaydı. HDP lideri Selahattin Demirtaş’ın çağrısıyla Kürtler, Türk devletinin tutumunu protesto etmek üzere sokağa çıktılar. Demirtaş’ın çağrısı da, sokağa çıkanların eylemi de anayasal haktı. Ama kitlelere saldırıldı. HÜDA PAR’ı Kurdistan’da saldırı gücü olarak kullandılar.

Amed’de ölen Yasin Börü bir saldırgan ve aile boyu Hizbullah militanıydı. Sonra, “Bayram günü kurban eti dağıtırken öldürüldü“ yalanına sardılar onu. Ve o gün 140 kilometre uzaklıkta olan müzisyen Mazlum İçli’yi de onun ölümünden sorumlu tutup 124 yıllık hapse mahkum ettiler.

Bütün bunlar bir yana, HÜDA PAR’a şimdi de seçimde Recep’i destekleme emri çıkarıldı. Eh, ücretin gereği bu. Kiralık, verilen görevi yapacak elbette.

İlginçtir, Türk medyası, Türk ırkçılığının tabancası, ölüm kemendi olarak kullanılan HÜDA PAR’ın programına Kürtlere özerklik yazdığını, Kürt diline özgürlük istediğini işleyerek Kürtçü olduğunu bile savunuyor.

Oysa, bunlar Kürt düşmanlığı kavli üzere ortalığa salındılar. Kürt özgürlük yürüyüşünü boğmak üzere. Bir Kürtçü Müslüman, Alevi, Ezidi, Hristiyan, Musevi olabilir, ama öncelikle Kürt‘tür. Kürt’ü katleden kim olursa olsun katildir. Bunların eli ise Kürt kanında. Ruhları bu kanla kara. Ve Kürtleri katledenleri kutsayan.

Titri, makamı ne olursa olsun Halife Ömer’in de elinde Kürt kanı var. Bu bir gerçek. Orduları Kurdistan’da taş üstünde taş bırakmadı. Sadece Amed’de 70 bin kişiyi kılıçtan geçirdi. Bu katledilmişler, günün  yaşayan Kürtlerin atalarıdır. Ama HÜDA PAR utanmadan, sıkılmadan yer yıl Amed’in fethini kutsuyor. Bununla katledilmişlerin ruhunu taciz edip çiğniyor. Bu nasıl Kürtlük?

Aynı Kürt katilleri, dört parça Kurdistanın işgalini, milyonların esaretini bilmiyor, ama Kudüs’ün yasını tutuyor. Kobanê’nin işgalini kurtuluş ilan ediyor. Güney’i ve Rojava’nın işgalcisinin kapısında, "Kapı kulu" olarak duruyor. En son 10 Kürt şehrinin yerle bir edilmesini, binlerin katline gözünü kapatıyor, ama Filistin’in, Hint yarım adasındaki Myamar‘ın yasını tutuyor.

Sen yüzüne tükürülmeye bile değmezsin be...

Kurdistan tarihi, bir başka yönüyle ihanetler tarihidir. Son yüz yılda tarih, Şeyh Said’i elleri bağlı teslim eden yakınlarını gördü. Seid Rıza’nın peşine düşen yeğenini de. Bu ortalık hainlerle dolu. Ama bunlar sefillerinin en sefili..

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2024 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.