- Türk Savunma Bakanlığı, Akdeniz'de gerilimi tırmandırıyor. Bakanlık, deniz yetki alanları konusunda kanun çalışması yapıldığını duyurdu.
- Atina, gerilimi tırmandırmanın İsrail ve müttefikleriyle ilgili bölgesel dengelerdeki değişimlerden duyulan endişeden kaynaklandığını biliyor.
Türk hükümeti, Doğu Akdeniz’de İsrail, Kıbrıs, Yunanistan ve İtalya'yı birbirine bağlayacak bir enerji hattı kurulmasının gündeme gelmesiyle birlikte öne sürdüğü 'Mavi Vatan' safsatasının, uluslararası alanda karşılık bulmaması üzerine bir kanun hazırlandığını duyurdu.
İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs geçen yıl askeri iş birliği için üçlü çalışma planı imzalamıştı. Yunanistan ile Fransa arasında da bu yıl savunma ve diğer alanlarda iş birliğini artırmayı hedefleyen stratejik bir anlaşma imzalanmıştı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, "Türkiye'den tehdit gelirse Yunanistan'ın yanında dururuz" demişti. Türkiye, Ege ve Doğu Akdeniz başta olmak üzere bir dizi konuda ileri sürdüğü keyfi iddiaların tamamını bir iç hukuk metnine dahil etmek amacıyla yasa çıkarmaya karar verdi. Türk Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada, deniz yetki alanlarına ilişkin kanun çalışmalarının ilgili kurumlar tarafından sürdürüldüğü belirtilerek, askeri, teknik, akademik ve hukuki katkının iletildiği aktarıldı. Bakanlığın haftalık basın bilgilendirme toplantısında kanun çalışmasıyla ilgili yaptığı açıklama şöyle: "Deniz Yetki Alanları Kanunu çalışması, denizlerimizdeki yetki alanlarımızdaki sorumlulukları belirleyecek ve iç hukuk mevzuatımızdaki eksiklikleri giderecek çerçeve bir yasa niteliğindedir. Söz konusu kanun çalışmalarına Bakanlığımız tarafından askeri, teknik, akademik ve hukuki düzeyde katılım sağlanmış, katkılarımız ilgili kurumlara iletilmiştir. Bahse konu kanun metnine ilişkin nihai çalışmalar ülkemizin ilgili kurumları tarafından sürdürülmektedir. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, ülkemizin deniz yetki alanlarındaki hak ve menfaatlerini korumaya her zaman olduğu gibi kararlılıkla devam edecektir."
Türk hamlesinin üç boyutu
Kathimerini gazetesinden Konstantinos Filis'e göre; bu hamlenin, usul (prosedürel), içerik ve niyet boyutları var.
Usul boyutu açısından bakıldığında, bu tamamen iç hukuk işlemi niteliğindedir. Ne AB müktesebatını ve herhangi bir uluslararası örgütü bağlar ne de Uluslararası Deniz Hukuku’na herhangi bir şey ekler veya onu önceden belirler. Türk hükümeti, yasanın uluslararası bir dayanak kazanması için son dönemde Birleşmiş Milletler’e sunduğu bazı hükümleri bu metne dahil etmeye çalışabilir, ancak hiçbir egemenlik hakkı iç hukuk mevzuatı ile kazanılamaz; bu, ancak devletler arası anlaşma veya uluslararası mahkeme kararıyla mümkündür.
Erdoğan, iç siyasette hem anket sonuçlarının hem de ana muhalefetin “Türkiye’nin yakın çevresindeki konularda taviz vermekle” suçlamalarının hem de Devlet Bahçeli gibi bir koalisyon ortağının baskısı altındadır. Bu nedenle en azından algı düzeyinde kaybettiği zemini geri kazanmak istiyor. Şu anda Yunanistan’ın diplomatik ve operasyonel alanda çok yoğun ve kısa bir süre içinde gerçekleştirdiği hamlelerle kazandığı algıdır bu. Yunanistan’ın deniz mekânsal planlamasından deniz parklarına, Chevron’un Girit’in güneyindeki Türkiye-Libya mutabakatını kesen parsellere katılmasına, son dönemde Kıbrıs’taki varlığına ve Türkiye’nin “askerden arındırılmış” saydığı adalara füze sistemleri konuşlandırmasına kadar uzanan adımları, eğer zamana yayılmış olsaydı Türkiye’nin tepkisi muhtemelen daha ölçülü olurdu. Yunanistan’ın özellikle zaman bakımından yoğunlaştırılmış aktif politikası, fiilen Cumhurbaşkanı Erdoğan üzerindeki baskıyı artırdı.
Yasanın içeriği henüz bilinmiyor, ancak Ankara son yıllarda Birleşmiş Milletler’e sunduğu belgelerden sapmazsa büyük ölçüde bilinen Türk tezlerinin tekrarı niteliğinde olacaktır. Önemli olan iki husus vardır;
* Türkiye’nin “gri bölgeler” olarak tanımladığı alanların yasada nasıl yer alacağı ve nasıl tanımlanacağı;
* Sembolik olarak “Mavi Vatan” doktrinini resmileştirmeye kalkışıp kalkışmayacağıdır. Böyle bir adım, Türk hava-deniz kuvvetleri ile sahil güvenliğinin, yasayı gerekçe göstererek hareket kabiliyetlerini önemli ölçüde artırmasına zemin hazırlayabilir.
Ankara, bu revizyonist doktrinin temel unsurlarını yasalaştırarak onu sistematik ve kurumsal hale getirmek istiyor. Yasanın, büyük ihtimalle çok güçlü bir Meclis çoğunluğuyla kabul edilmesini, müzakere masasında bir koz olarak kullanmayı hedefliyor. Tıpkı 1995’te Meclis'in Yunanistan’a karşı “casus belli” kararı alarak 12 mil karasuları genişletmesini engellemek için kullandığı gibi.
Türkiye'nin gerçek endişesi
Gerçekte Türk yönetimi, özellikle İsrail ve müttefikleriyle ilgili bölgesel dengelerdeki değişimlerden endişe duyuyor. Bu değişimleri bir ölçüde önceden engellemek ve her halükârda genel bir müzakereye hazırlanmak istiyor. “Mavi Vatan” anlayışının iç hukuk nezdinde meşruiyet kazanmasını, müzakere çantasına yeni bir araç olarak eklemeyi umuyor. Bu, yalnızca Yunanistan’la ilgili değildir. Bölgedeki diğer ülkeleri ve özellikle ABD’yi de kapsayan daha geniş bir çerçevenin parçasıdır. Türk tarafının saldırgan gündeminin açığa çıkmaya başladığı ilk aşamadır ve bu gündemin Kıbrıs’a ve Libya’ya doğru genişlemesi beklenmektedir.
Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (IGA) Direktörü Konstantinos Filis'e göre; Yunanistan, bu duruma soğukkanlılıkla tepki vermeli, ancak konuyu Avrupa forumlarında ısrarla gündeme getirmeli ve böyle bir adım karşısında misilleme olarak, öncelikle Girit’in güneyinde karasularını genişleteceği uyarısını zamanında yapmalıdır.
Atina tam olarak algılıyor
Vasilis Nedos'a göre ise yasa hazırlığı hakkındaki sürekli sızdırmalar, Atina tarafından tüm boyutlarıyla algılanıyor;
* Bir yandan Ankara’nın Ege ve Doğu Akdeniz’deki revizyonist ajandasını yasalaştırma aracı olarak,
* Öte yandan özellikle son aylarda ana muhalefetin, Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki AKP hükümetini (Milliyetçi Hareket Partisi’nin oylarıyla da desteklenen) Yunanistan karşısında pasif kalmakla suçladığı iç siyasete yönelik bir hamle olarak.
Atina’da bekle-gör tutumu benimseniyor ve yanıt, yasanın nihai içeriğine göre şekillenecek. Şu ana kadar Atina, Türk hükümetinin bu yasal girişimi konusunda resmi bir kanaldan bilgilendirilmedi. Buna rağmen Astipalya ile Kos arasındaki bölgede yaşanan taciz olayı gibi gelişmeler havayı daha da ağırlaştırıyor. Bölgede Cosmote adına optik fiber kablo döşeme çalışması yürüten “Ocean Link” gemisi faaliyet gösteriyordu.
Güvenli mesafeden yaklaşan Türk füze botu, rutin taktiğine uygun olarak, bölgede NAVTEX yayınlama ve çalışma izni verme yetkisinin Türkiye’ye ait olduğu mesajını yayınladı. Türk tacizine (hailing) yanıt, Türk Deniz Kuvvetleri fırkateyni “Adrias”tan çok hızlı geldi. Fırkateyn, “Ocean Link” gemisinin, Hidrografik Servis’in Heraklion İstasyonu tarafından yayınlanan 471/26 sayılı NAVTEX uyarınca Yunan yetki alanında faaliyet gösterdiğini vurgulayan bir mesaj yayınladı. “Adrias” fırkateyninin hızlı tepki vermesi, Ege’de Türk Deniz Kuvvetleri’nin “Kataygida” (Fırtına) tatbikatının sürmekte olmasından ve bölgede birden fazla savaş gemisinin bulunmasındandı. Bu, son aylarda (özellikle Ocak ayından beri) kamuoyuna yansıyan dördüncü benzer olaydı. Daha önce de Türk korveti, Amorgos ile Astipalya arasında optik fiber kablo döşeyen “Ocean Connector” gemisini taciz etmişti.
Not edilmesi gereken bir diğer husus, Avrupa Birliği destekli ve Yunanistan’ın da katıldığı “SEA-SPINE: High Speed Submarine Backbone for islands in the Aegean Sea” projesidir. Bu proje kapsamında Amorgos, Astipalya, Kos, Sifnos, Folegandros, Eğriboz, Sakız, Midilli, Limni, Taşoz ve Skyros adaları toplam 563 kilometrelik denizaltı kablolarıyla birbirine bağlanacaktır. Şu ana kadar Türk tarafı, telsiz tacizlerinin ötesinde, kablo döşeme çalışmalarını fiilen engelleyecek bir harekette bulunmadı, ancak bu yöntemle Haziran başında Türkiye Meclisi’nde yasalaşması beklenen tezlerini de hatırlatmış oluyor. Bunlar, 25. meridyenin doğusundaki (Ege’nin yaklaşık ortası) sorumluluk ve yetki alanı, denizdeki çeşitli faaliyetler, “gri bölgeler”, Doğu Ege adalarının statüsü gibi konuları kapsıyor. Ayrıca Montrö Sözleşmesi’ne (1936) aykırı şekilde Çanakkale ve İstanbul Boğazları’nın isimlendirilmesi gibi konularda da zaman zaman Atina ile sürtüşme yaratıyor.
Yunan tarafı için tüm bu hareketlilik, Ankara’nın Ege ve Doğu Akdeniz’deki Yunan haklarını yalnızca kâğıt üzerinde değil, sahada da fiilen sorgulama stratejisine dönüp dönmeyeceği sorusunu yeniden gündeme getiriyor. ANKARA/ATİNA