Türklerin galeyan zamanı...

Ahmet KAHRAMAN yazdı —

8 Eylül 2020 Salı - 11:16

  • Antik Yunanistanlı Sokrates, “başkasına bağlı ve bağımlı olan köleleşir“ diyordu.

 

Kürtler, bu hakikati “ruh ve bedenlerinde“ yaşayıp kavrayarak öğrendiler.

Persler ve Arapların dinmeyen saldırıları ile bitmek bilmeyen iç çatışmaları yüzünden, yüz yıllar önce devletlerini yaşatma güçlerini, bağımsızlıklarını yitiren Kürtleri, bir türlü teslim ve “tabii“ olmaya direndiler. Düşmanları, dirençlerini kırmak için kişi ve aileleri tek tek çıkar sofrasında avlayarak, Sokrates‘in tanımına uygun biçimde köleleştirmeyi amaçladılar.

Şeyh İdrisê Bedlisî’yi bir heybe altınla bağlayarak bu işe başladılar.

Yüz yıllar sonra, Abdülhamit döneminde ise “düşmanını köle yapmak istiyorsan eğer, ona iş, görev, paye veya makam ver“ sözüne uygun olarak, bugünkü koruculuğun başlangıcı olan Hamidiye Alayları görevler, yetkiler, Ağalık, Beylik payeler dağıtıldı. Onların aracılığıyla Kürtler, talan rejimine bekçi yapılmak istendi.

Buna bağlı olarak, “Aşiret Medreseleri“ kuruldu. Kürt gençleri buralarda eğitip devşirilerek, süslü, sırma üniformalı “köle“ bir kitle yaratılmak istendi. Ancak istenilen verimi alamadılar. “Aşiret Mektepleri“nden, hainlerin yanında Cıbranlı Halit Bey, İhsan Nuri Paşalar da çıktı.

Dağılan Osmanlı‘nın mirasına konan, İttihatçıların “B Takımı“ olan Kemalistler, Hamid’in açtığı yoldan giderek “hizmetkar bir Kürt eliti“ni yaratmak için, “numunelik“ olarak Dersimli Diyap Ağa’yı, Atatürk’ün yanına oturtup gezdirdiler. Çekilen fotoğrafı, Lozan görüşmesi sırasında “Türk-Kürt kardeşliği“nin simgesi olarak dağıttılar. Ama bir kaç yıl sonra, Diyap Ağa’nın köyünü basıp tesadüfen kurtulan bir torunu (Perihan Yıldırım) hariç, bütün ailesini (35 kişi) topluca katlettiler.

Kemalizmin “avam takımı“ DP, Kürtleri hizmete alarak, köleleştirmek için memur, kimilerini mebus yaparak, “kaybedecek olan şeyi olan hizmetkara“ dönüştürmek istediler.

Bazîdli Selahattin Beyazıt, Galatasaray Kulübü’nün başkanı ve İngiltere Kraliçesini de ağırlayan “Yüksek Türk Sosyetesinin Prensi“ydi. Yine Bazîdli Celal Yardımcı hep bakandı.

Kendi halkının kırımında da katkı veren Amedli Pirinççi ve Tiğreller ise “CHP eliti“ idi. Urfa’dan Cevheri ailesi, Demirel’in yanında “hizmetteki“ Kürtleri temsil ediyordu.

Günümüzde AKP “güzeli Kürtler“, kısa zamanda edindikleri serveti, ücret ile makamlarını korumak için, kendi halkı ve değerlerine sövenler olarak Mehmet Metiner, Galip Ensarioğlu ve Orhan Miroğlu olarak “temayüz” ediyor.

Ancak, yüzyılı aşkın zamandan beri yapılan yatırıma rağmen, “satın alma ile köleleştirme“ stratejisi tutmadı. Görev ve paye ile tutulanlar, “zilli kurt“ misali Kürtlük ve Kürdistanîlikten dışlandılar.

Selahattin Demirtaş’ın başında olduğu HDP’nin aldığı 6 milyon oy, bu dışlanmışlığın göstergesidir. Çocukları hesaba katarsak, her oy en az üç kişiyi temsil ediyorsa eğer, bu Kürtlerin tümüne yakın bir rakam demektir.

Son zamanlarda, çalışmaya çıkan Kürtlere karşı Ankara’da, Yozgat, Sivas, Manisa, Karadeniz, Sakarya ve baştan başa Türk kesiminde düzenlenen linç saldırıları da, ücretli köleciliğin tutmadığına dair başka bir göstergedir.

Öte yandan bu ırkçı saldırılar yerel ya da bölgesel değildir. Türk devletinin temel dayanağıdır. Başlangıçta, önce devlet kurdular. Sonra, altını dolduracak kalabalıklar topladılar. “Ben Müslümanım“ diyen her göçmeni Türk kabul ettiler ve onlardan ırk devşirdiler.

Elitleri devşirmeydi. Kimileri daha dün, bir kuşak önce din değiştirmiş, “Türk“ olmuştu. Bunlar, hala kendilerine bir ata edinmekle meşguller. Afganistan’dan gelen bir çetebaşını ata yapmak için yüz milyonlar harcayarak, davullu, zurnalı, mehterli törenler düzenliyor, at yarıştırıyorlar.

Bu ayrı bir konu da, oradan buradan gelenler, yerli halkın kanına girip, yurtlarını gasp ettiler. O günden beri, “galeyana geldik abi“ diye diye yerlilerin kalıntıları ve Kürtler üzerine ölüm ayini düzenliyorlar. 6-7 Eylül 1955’deki son Rum, Ermeni ve Yahudi kıyımı, onların ekonomik güçlerini de ele geçirme “galeyanı“ydı.

1978’deki Maraş, Malatya, Çorum, Sivas kırımı ile sonraki Sivas yangını, uyanıp ekonomik ve sosyal olarak gelişen, giderek güç haline gelmeye başlayan Alevi Kürtleri, Türk usulu tasfiye, Türk resmi söylemiyle Türk’ün “galeyan“ıdır. 6-7 Eylül'de “Atatürk’ün evini bombaladılar“ yalanı, Kürt Alevilerin kırımına da “cami yanıyor“ entrikası, Türk’ün galeyan sebebiydi.

1990’larda, Türk devletinin Kürdistan’daki teröründen kaçan Kürtler, gittikleri Türk şehir ve kasalarında lince maruz kaldılar. O kadar merttiler ki, bir kişiye on köpürmüş vandal saldırıyordu. 2002’de iktidara gelen El Kaide (İslamo Faşizm)’nin Türk versiyonu AKP döneminde azgınlaşan ırkçı dalga büyüyerek yayıldı. 6-7 Eylül “galeyanı“nın bir benzeri ise 6-8 Ekim 2014 tarihlerinde, Kobanê’de İslamo Faşizme verilen desteği protesto için sokağa çıkan Kürt kitleleri sindirmek için düzenlendi. İki günde 53 can alındı. Yüzlerce ev ve işyeri talandan sonra yıkıma uğradı.

Türk faşizmi, utanma duygusunu artık “fora“ etmişti. Kimseden utanması, sıkılması yok, Batı dünyası ise dostu, yandaşıydı. 16 şehrini kuşatıp kıyım ve yıkımdan sonra, Ankara’da, Yozgat’ta, Tokat, Manisa, Eskişehir, Karadeniz havzası, Sakarya, Bolu baştan olmak üzere, bütün Türk hinterlanlarında Kürtler, sivil giyimli haydutların hücumuna uğradılar.

Haydutluk, haydutların yanında kar kaldı. Türk için “galeyan“ zamanıydı. Kendi adaletlerini uygulamak için galeyana gelmiş, tecavüz, talan ve linçe kalkışmışlardı. O kadar yani...

Ancak bütün bunlar, Kürtlerin 6-7 Eylül’ünün habercisidir. Türk devleti ise bütün bölgeyi tehdite başlayan bir suç çetesidir. Bu durumda, Kürtler için iş başa düşüyor. Can ve mal güvenlikleri için, Franko rejimine karşı “yeraltı“na çekilen Basklılar misali örgütlenmek zorundadırlar. Aksi halde, gecikmişliğin ve eli kolu bağlı bekleyenler gibi, kaderlerinin yasını tutacaklardır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.