Türklerin ‘mütedeyyin’ Kürt partisi

Ahmet KAHRAMAN yazdı —

11 Aralık 2020 Cuma - 22:49

  • Çetin Altan, İlhan Selçuk ve Doğan Avcıoğlu gibi kalemler, 1960’larda, “mış gib“ yaparak seçilmişlerle, diktatoryal yola devam eden TC rejimini, “Filipin tip demokrasi“ olarak horlayıp aşağılıyor, alay ediyorlardı.

Gelin görün ki, o günün bu aşağılayıcı saptaması, günümüz magandalarının rejimini yüceltici “dolgu“ olarak revaçta.  Magandalar, kurdukları Mafya düzenine, “Türk tipi Cumhurbaşkanlığı sistemi“ adını verdiler.

Bu tesbitten sonra, asıl konumuza gelirsek; son yüz yılda dünyamız sayısız değişim geçirdi. Maganda diktatörlükleri olan ırkçı rejimler, Faşist düzeneklerin köküne kibrit suyu dökülüp üstünde, demokrasiler inşa edildi. Ama Türk’ün “Filipin tipi demokrasisi“ asla değişmedi. Kuruluş temeli olan ırkçı diktatörlüğün versiyonlarıyla yoluna devam etti. Ta başında Kürtlere biçilen kaderle (Şark Islahat planı ve Takriri Sükun) kırım ile kan sesi de daim oldu.

Ama, onları teslim alamadılar. Her kırım seferinden sonra, yeniden doğrularak “hey Roma Reş“ ben buradayım dediler. 1990’ların başından itibaren de, rejimin hukuku dairesinde, temsilcileri aracılığıyla (eski) “Filipin tipi siyasette“ yer almaya başladılar.

Bunu yakarken, temsilcilerinden, kendileri veya çocukları için iş, aş, ekmek sağlama beklentisine girmediler. Tek istekleri, ana yurtlarında kendileri olarak özgürce yaşamalarını savunma ve acılarını dünyaya açıp dillendirmeleriydi. Başkaca da istekleri yoktu.

Ancak, buna da tahammül etmediler. Kurulup faaliyet gösteren partileri tek tek kapattılar.

Ve nihayetinde, magandalar rejimi, Filipin tipi de olsa, bu demokrasi oyununa son verdi. Anayasa, yasa tanımadan, hukuk yoluna aldırmadan, talancı yöntemiyle ortalığa daldılar. Kürtlerin destek ve oy verdikleri HDP’yi “erken seçim yolu açılmasın“ diye kapatmadılar, ama onu bitirmek üzere, seçen ve seçilmiş tüm Kürtleri tutuklayıp hapishanelere doldurdular.

Böylece, Kürtlerin huruç edip katillerine akacağını sandılar.

Ama unuyorlardı. Kürtler, gerisinde yüzyıllara yayılı bir mücadele tarihi vardır. Onlar uzun onur koşucularıdır.

Tam tersine, içleri kin ve nefret dolu olarak geriden gelenlere meylettiler. Onlara destek oldular.

Çaresiz kalan Maganda, son çare olarak, Kürtlerin hainlerden, bir “Kürt partisi“ kurmaya yöneldiler. Kurulacak partinin öncülerini de “Mütedeyyin Kürtler“ olarak açıkladılar...

Oysa, bizim bildiğimiz mütedeyyin Kürtler, Mevlana Halid öğretileri yolunda kendini feda edenlerdi. “Kelp“ gibi, bir lokmaya kuyruk sallayıp, mazlum ve masum halkına ihanet eden değildi...

“Kelp“ler, isteseler de artık kendilerini gizleyemezler...

Çünkü, küçülen dünyada Kürdistan küçücük. Kimin kim olduğunu, dört parçada herkes gayet iyi biliyor. Mütedeyyinleri de, her gelene kendini satan vicdansız, inançsızları da yakından tanıyor.

Düşmanlarının ise ruhunu, ciğerini, baştan başa bütün entrikalarını, yüz yıllık bir tecrübe ışığında, avuçlarının içi gibi ezbere biliyorlar. Dinle, dindarlıkla alakalarının olmadığını da...

Ve biliyorlar ki, Kürtlerin dilini yasaklayan, Kürtçe konuşanları linç edenlerden dindar çıkmayacağını da biliyorlar. Çünkü İslam inancına göre Allah, insanları rengarenk, dilleri de türlü-çeşitli yaratmıştır. Müslümanlar arasında yüzlerce dil konuşuluyor. Yani Allah’ın anladığı dil, sadece Türkçe değildir. Kürtçe de onun yarattıklarındandır. Bu durumda, Kürtçeyi yasaklamak onun iradesini yasaklamak, yani Allah’ı inkar demektir. Ve bunlar, Kürtçe Mevlüt okuyan 72 yaşındaki Kürt’ü hapiste tutuyorlar. Sahtekara bak, bunlar sonra kendilerini “mütedeyyin“ ilan ediyor...

Dönüp geride ışıldayan kan göllerine bakan, göğe çıkan yangınların dumanını, yıkılmış şehirlerin tozunu gören, mezarsız ölüleri düşünen, tecavüze uğramış kadınların çığlığını hisseden  mütedeyyinler, halkının yanındaydı, bugün de yanıbaşınadır.

Mütedeyyinin yaşanan ve ahiret dünyasında, talancı, katil, tecavüzcü, köyleri ateşle yutan, şehirleri yıkan, insan rızkını, malı, mülkünü çalan, ırkçı güdüyle insanları yerleri, yurtlarından edenler dindar değildir. Sadece zalim, barbardır. Bunların prototipi de IŞİD ve diri diri  insan yakan hempalarıdır. 

Demem o ki, bunların “mütedeyyin“i kendilerine benzeyendir. Zalimin işbirlikçisi, kendi de satan vicdan çıplağıdır.

Kürtler, bunları da tanıyor, biliyor. Kendi içlerinden çıkmadır, bunlar.

Geçmişte, üç kuruşluk çıkar için, Kürtleri telle boğuyorlardı. O zamanki “mütedeyyin“lere Hizbullah deniyordu. Kürdistan şehirlerinin kalabalığında, kurbanlara yanaşıp satırla baş kesiyor, kaçırıp hayatını aldıkları Kürt gençlerini kuyu mezarlara gömüyorlardı.

Bugün de sokak başlarında kendilerini satanlar var. Hep oldular. Kelp gibi AKP kapılarında “yal“ bekleyenler, sıram sıram.

Kürdistan hainleridir, bunlar. Dışlanan, selam verilmeyen.

Bunların öncüleri, dün Kemal’in rejimine rehberlik, muhbirlik ediyorlardı. Sonra, halkının kanını, bütün geleceğine ihanet için, yeni gelenlere koştular. Bazıları, “kendi halkına ihanet eden, hay hay beni de satar“ diyerek, kuduz itlaf edilircesine kurşunlandılar.

Bugün, bazı ardılları AKP kapılarında, “payeli“dir. Kullanım değerini kaybedip işlevsiz kalan kapı önüne konuyor...

Özetlersek, Kürtler “büyülü hayalleri“nin yolcuları. O büyü de, ana yurtlarında kendileri olarak, özgürce yaşama hayalidir. Öte yandan, bir zamanlar Hizbullahçılar da “mütedeyyin“di.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.