Tutsaklar da aileleri de kararlı

  •  Türk cezaevlerindeki açlık grevi 65. gününde. 25 yıllık tutsak Besiye Özer, bir ölüm orucu ve iki açlık grevinin ardından bu eylemde de yer alıyor. Kardeşi Zeynep Özer, tutsakların kararlı olduklarını belirterek, "Bu grev, ölüm orucuna dönüşmeden sesimiz çıkmalı" dedi.
  •  İki çocuğu ve dört yakını açlık grevinde olan Emine Binici, eylemdeki tüm tutsakları kendi çocuğu olarak gördüğünü söyleyerek, şunları vurguladı: "Kapısına gitmediğim cezaevi kalmadı. Gördüğüm işkenceyi unutmayacağım ama hiçbir zaman da pişman olmadım."

Türk cezaevlerindeki PKK ve PAJK’lı tutsakların, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin sonlandırılması talebiyle 27 Kasım’da başlattığı süresiz-dönüşümlü açlık grevi eylemi 65. gününde devam ediyor. Aynı amaçla Mexmûr Şehit Aileleri Derneği’nde 44, Yunanistan’ın Lavrio Kampı’nda 27 gündür eylem yapılıyor.

3. açlık grevinde

Eylemde yer alan tutsaklardan biri de Besiye Özer. 25 yıldır tutsak olan Özer, 1998’de Midyat M Tipi Cezaevi'nde kaldığı süre içerisinde yaşanan baskıları kabul etmedikleri için başlatılan ölüm orucuna dahil olup 27 gün ölüm orucunda kaldı. Öcalan üzerindeki tecride karşı 2012’de başlatılan açlık grevi eylemine dönüşümlü olarak katılan Özer, eylemin sonlandırılmasının ardından Gebze M Tipi Kadın Kapalı Cezaevi’ne sürgün edildi. Son olarak DTK Eşbaşkanı Leyla Güven öncülüğünde 8 Kasım 2017’de tecridin son bulması için başlayan açlık grevi eylemine 7 Ocak 2018’de dahil oldu ve 140 gün açlık grevinde kaldı.

Jinnews’ten Safiye Alağaş ve Sema Çağlak’a konuşan kardeşi Zeynep Özer, tecridin dışarıda ve toplum üzerinde de uygulandığını kaydederek, “Çok baskı uygulanıyor. Halk olarak tecritteyiz. İnsanlar artık komşularıyla dahi rahat konuşamıyor. Birbirimizden korkuyoruz. Sadece dışarıda hava alabiliyoruz yoksa biz de tecridi yaşıyoruz. İmralı'da tecrit son bulursa Türkiye'nin tamamında tecrit son bulur. Yaşanan sorunlara dair bir çözüm yolu bulunur. Onurlu bir çözüm olursa ekonomik kriz de biter” dedi.

Tecrit giderek derinleşti

 Cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerinin İmralı'daki tecritle bağlantılı olduğunu kaydeden Özer, tutsakların ancak mücadeleyle haklarını alacaklarını bildiğini söyledi. Özer, "Şu an zor durumdalar. Hiçbir haklarından yararlanamıyorlar. Korona ile birlikte tecrit iyice derinleştirildi. Korona iktidar için bahane oldu” diye konuştu.

Ölüm orucuna dönüşmeden

 Tepkilerin yükselmesi gerektiğini kaydeden Özer, şöyle devam etti: "İnsanları açlıkla terbiye edip sessizleştiriyorlar. Bu sessizlik, insanları kendi içinde isyan ettiriyor am bu isyanı ne zaman dışa vururlar bilmiyorum. Bu grev, ölüm orucuna dönüşmeden sesimiz çıkmalı. Yoksa ölüm orucuna doğru gidiyor. Devam ettikçe kötüye gidecek. Tutsaklar da eylemden yana kararlılar. Bırakmaya niyetleri yok."

 

İki çocuğu açlık grevinde

Urfa 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan Mehmet Binici ve Sincan F Tipi Cezaevi'ndeki İbrahim Binici kardeşler de açlık grevindeki tutsaklardan. Anne Emine Binici, 10 çocuğundan 9'unun farklı aralıklarla tutuklandığını, evlerinin sayısız kez basıldığını ve aile olarak işkence gördüklerini söyledi. 

Hiç pişman olmadım

MA’ya konuşan Binici, yaşadıkları süreci şöyle anlattı: "Baskın ve işkencelerden yılmadık. Bir baskın sırasında kalp krizi geçirdim, yoğun bakımda kaldım. Kapısına gitmediğim cezaevi kalmadı. Gördüğüm işkenceyi hiçbir zaman unutmayacağım ama hiçbir zaman da pişman olmadım."  

Dört yakını da tutsak

İki çocuğunun yanı sıra dört yakınının (İsa, Mehmet, Emin ve Mahir Binici) da cezaevinde olduğunu aktaran Binici, onların da şuan açlık grevinde olduğunu söyledi. 

Hepsi benim çocuklarım

 Eylemdeki tüm tutsakları kendi çocuğu olarak gördüğünü söyleyen Binici, şunları ekledi: “Kanımın son damlasına kadar oğlum ve diğer tutsakların arkasında olacağım. Oğlum daha önce de 2 ay açlık grevinde kaldı. O zaman da onun arkasında olduğumu söyledim."

 

8 yıldır görmediği oğlu yine açlık grevinde

Balıkesir Bandırma 2 No’lu T Tipi Cezaevi’nde tutulan Abdullah Çelepkolu da açlık grevine başladı. 70 yaşındaki annesi Tülin Çelepkolu, 10 yıldır tutsak olan oğlunun  8 yıldır görüşüne gidemediğini söyledi. Çelepkolu, "10 yıldır cezaevinde kalan oğlumun dört çocuğu var. Telefon üzeri sesini duyabiliyorum. Hem hastalığım hem de tutuklu bulunduğu yerin uzaklığından kaynaklı görüşlere gidemiyorum” dedi. Çelepkolu, dönemin savcısının kendilerine, “Tecavüz, hırsızlık veya uyuşturucu ile karşıma çıkın ama siyasi bir şeyle çıkmayın, affetmem” dediğini aktardı. Savcının intikam duygusuyla hazırladığı iddianame üzerine oğlunun tutuklandığını söyleyen anne, oğlunun daha önce de 80 gün boyunca açlık grevi eylemine katıldığını hatırlattı. “İçeride, dışarıda zulüm var” diyen anne Çelepkolu, şunları ifade etti: “Biz de her yerde bu zulme karşı çıkmalıyız. Bu zulmü ancak açlık grevleri direnişine sahip çıkarak yenebiliriz. Yüreği ve vicdanı olan herkes buna karşı ses çıkarmalı. Açlık grevlerine ses vermeli.”

 

Sadece tutsaklarla olmaz

Açlık grevine İzmir Şakran 2 Nolu T Tipi Cezaevi'nden dahil olan Servet Aşikar’ın babası Mağruf Aşikar da cezaevlerindeki koşullara dikkat çekti. İktidarın, salgını da bahane ederek tam bir zulüm sistemi oluşturduğunu belirten baba Aşikar, MA’ya şunları söyledi: “Yaşanan hak ihlalleri ve tecrit, sadece cezaevlerinde değil yaşamın her yerinde var. Bu yüzden sorumluluk sadece cezaevlerinin omzuna yüklenmesin. Vicdanı olan ve demokrasiye inanan her birey, elini taşın altına koymalıdır. Maalesef biz yapamadığımız için onlar bedenini açlığa yatırıyor." 

 

İmkansızlıklar içinde haklı bir itiraz

HDP Sözcüsü Ebru Günay ise dün düzenlediği basın toplantısında, açlık grevlerine de dikkat çekti. Sözcü Günay, iki aydan fazla bir zamandır insanların imkansızlıklar içerisinde direndiğini ve bu mevcut gidişata itiraz ettiğini hatırlatarak, şunları söyledi: "Tutsakların talepleri çok açık. İktidar blokunun, kendisine muhalefet edenlerle doldurduğu cezaevlerinde, binlerce siyasi tutsak, başta İmralı’daki ağırlaştırılmış mutlak tecrit olmak üzere, OHAL şartları ile birlikte artık tahammül edilemez seviyeye gelen cezaevlerindeki hak ihlali ve hukuksuzluklara karşı direniyor.”

Son 10 yılda Türkiye’de haksızlığa ve hukuksuzluğa karşı her düşünceden, her çevreden insanların bin bir çeşit eylem ve etkinlik düzenlediğini dile getiren Günay, şöyle konuştu: “İnsanlar ellerinde fener ile adalet arıyor artık. Bu son 10 yılda dünyada gündem olan 2 büyük açlık grevi yaşandı bu ülkede. Peki bu grevlerin devlet aklına anlattığı, ifade ettiği tek bir şey yok mu mudur? Bunca hukuksuzluk varken, insanlar buna karşı bedenlerini açlığa yatırmak zorunda kalmışken, hükümet yetkililerinin çıkıp ‘demokratik bir yönetim’ olduklarına dair söylemlerde bulunması bu ülkenin trajedisidir. Açlık grevlerini izlemek için kurulan komisyonumuz ve sivil toplum kuruluşları tarafından oluşturulan Açlık Grevi İzleme Komisyonları çalışmalarına devam ediyor. Süreci takip ediyoruz. Bu talepler meşru ve demokratik taleplerdir. Tutsakların taleplerinin kabul edilmesi için mücadeleyi yükseltmeye devam edeceğiz.”   HABER MERKEZİ

 

Önceki eylemlerden farklı

DTK Eşbaşkanı Leyla Güven öncülüğünde tecride karşı 8 Kasım 2018’de başlayan ve 200 gün boyunca devam eden eyleme katılan Vedat Hassas, çözümsüzlüğe karşı açlık grevi eylemlerinin önemine dikkati çekti. 

 Silivri 5 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevi’ndeyken açlık grevine dahil olan Hasass, eyleminin 120. gününde tahliye olduktan sonra Başakşehir’deki evinde sürdürdü. Toplamda 132 gün eylemde kalan Hassas, tecridin sonlandırılması talebiyle başlatılan açlık grevi eylemlerinin “Geleceğe odaklanmış bir talep”; talebin de “barış giden yol” olduğunu söyledi. MA’dan Naci Kaya ve Rojin Altay’a konuşan Hassas, “Öcalan’ın tutsaklığı, bütün bir halkın tutsak olduğu anlamı taşıyor. Öcalan üzerindeki tecride dikkat çekilen bütün eylemler, aslında toplum için yapılır” diye konuştu.

Cezaevi ortamında açlık grevine katılmanın büyük riskler barındırdığını kaydeden Hassas, şunları ekledi: “Pandemi sürecinde insan dışarıda bile sağlıklı kalamıyor. Bu durum gözetilmeli. Açlık grevindeki arkadaşlar büyük risk altında. Sağlık konusunda zaten cezaevlerinde imkan yok. Salgından kendilerini koruma altına almaları çok zor. Salgın riskine karşı ölümle burun buruna olan cezaevlerindeki tutukluların talepleri için acilen bir şey yapılmalı. Bu süreçteki eylemler, geçmiş eylemlerden daha farklı.”

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.