Tuzu kurular (2)

Nevra AKDEMİR yazdı —

  • İş bulabilenler için işyerindeki gündelik uzun çalışma saatleri, ağır iş yükü ve kovulma baskısının üstüne ölümcül bir yokluk içinde biçimlenen gündelik hayat, birer şiddete dönüşmemiş midir? Engels’in sosyal cinayet dediği şey tam olarak bu değil midir?

Geçen haftaki yazımda hayat pahalılığı krizinin tüm dünyada etkili olduğundan ve özellikle farklı ülkelerde değişik grupların bu krizden etkilendiğini belirtmiştim. Almanya'da emekliler, İtalya'da genç yetişkinler ve Britanya’da tek ebeveynli aileler en fazla risk altında olan gruplar olarak belirginleşmişti. Yine başka bir araştırma örneğin, yaza göre kış günlerinde ölüm oranının artmasındaki en önemli nedenlerden birinin soğuk evler olduğunu ifade ediyor.  

Avrupa Komisyonu’nun bir çalışmasında enerji faturalarını ödemekte güçlük çeken ya da düşük gelirleri nedeniyle yüksek kaliteli enerjiye erişimi kısıtlı olan 35 milyondan fazla insan olduğu tespit edilmiş. Buna enerji yoksulluğu adını vermişler. AB'de enerji yoksulluğunun başlıca nedenleri yalıtımsız evler, verimsiz cihazlar (ısınma, yemek pişirme, sıcak su vb. için) ve yüksek enerji fiyatları olarak sıralanmış. (*) Dahası bu koşullarda yaşamak zaten ikincilleştirilen, özne olma mücadelesi veren ve bu mücadeleleri devletten kapitalistlere meslektaşlarına ve hatta ailelerine kadar uzanan bir eril ittifak tarafından gündelik şiddet ile baskılanmaya çalışan kadınları düşünelim. Yine aynı araştırmaya göre hayat pahalılığı artışı kadınları daha çok vuruyor.

Ortalama gelirlerinin daha düşük olması, ekonomik ve sosyal bağımlılıkları nedeniyle, kadınlar erkeklere kıyasla daha fazla enerji yoksulluğu riski altındadır. Eurofound araştırma bulguları, 2022 baharında bir artışla birlikte, kadınların daha yüksek bir oranının enerji faturalarını geciktirdiğini göstermiş.(*) Özetlersem aslında Euro bölgesinde 2021-2022 aralığında yüzde 1,6’dan yüzde 10’a çıkan enflasyon, yüzde 10'dan yüzde 40’a yükselen enerji fiyatları enflasyonu, yine bir sene içinde geçim sıkıntısı çektiğini belirten hanelerin oranını yüzde 45'ten yüzde 53’e yükseltmiş. Ancak ülkeden ülkeye de yine aynı araştırmanın verilerine göre (*) durum değişiyor: Faturalarını ödeyemediğini bildiren katılımcıların oranı Danimarka ve İsveç'te %7 ile Finlandiya’da yüzde 21, İtalya'da yüzde 25, Bulgaristan’da yüzde 27, Yunanistan'da %50 olabilmiş.

Dolayısıyla ısınmanın yükselen faturası sadece yoksulluk demek değil, aynı zamanda bir yaşamsal varlığı sürdürme sorununa dönüşebilir. Zira beslenme maliyetinin yükselmesi nedeniyle öğünleri ucuz ve sağlıksız gıda ile geçirmek yine bedenimizin kötü koşullara direnme gücünü zayıflatıyor. Barınma sorununu da bunun üstüne koyalım. Zira artan barınma maliyetleri, kötü koşullarda olsa da uygun bir kiraya veya geniş aileler, çalışma arkadaşları olarak bir arada yaşamaya da insanı zorlayabilir. Nedense aklıma taşeron işçilerin kaldığı bekar evlerinin veya göçmenlerin sığındıkları bodrum kat apartman dairelerinin resmi gözümüzün önüne gelse de yelpaze daha geniş.

Geçtiğimiz günlerin en önemli kendini sürdürme yolu ise borçlanma. Bir kartı diğeriyle kapatarak kişisel iflası, borçlardan oluşan bir bataklığın içinde çaresizleşmek demek bu. Kişi, gündelik hayatın giderlerini karşılamak üzere borçlanıyorsa, çalışma koşullarının korkunçluğu karşısında daha biatkâr olmaya zorlanabilir. Bu elbette, iş bulabilenler için. Bu koşullarda enflasyona sadece ekonomik bir olay diyebilir miyiz? Hatta iş bulabilenler için işyerindeki gündelik uzun çalışma saatleri, ağır iş yükü ve kovulma baskısının üstüne ölümcül bir yokluk içinde biçimlenen gündelik hayat, birer şiddete dönüşmemiş midir? Engels’in sosyal cinayet dediği şey tam olarak bu değil midir?

Tam olarak bu sosyal cinayet düzeninin işleyen mekanizması şiddet Türkiye gibi pek çok ülkenin de alt gelir grubunun gündelik deneyimini tanımlıyor.

*Eurofound (2022) “The cost-of-living crisis and energy poverty in the EU: Social impact and policy responses”. Background paper

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2024 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.