• Köyleri yakıldıktan sonra topraklarına dönüşte ısrar eden Faike Bayram, üç defa göç ettirildiği topraklarından vazgeçmedi. Yakılma, operasyon ve ölüm tehditlerine rağmen geldiği köyünde kendine yeni bir yaşam inşa etti.

JINHA'dan Medine Mamedoğlu, Kulp’ta devletin su ve elektrik dahi vermediği bir mezrada yaşayan bir Kürt kadının hikâyesini yazdı. Pasûr'un (Kulp) Temiran(Demirli) köyüne bağlı Bırazeyna mezrasında yaşayan Faike Bayram, 1994'ten bu yana ‘güvenlik’ gerekçesiyle üç defa köyünden sürgün edildi.  Köyleri, 1994'te yakıldıktan sonra evlerini bırakmayan, ancak asker zoruyla köyden çıkarılan Faike Bayram ailesiyle birlikte farklı tarihlerde iki kez döndüğü köyünden yeniden sürgün edildi. 1996'da gözaltına alınan kardeşi Mehmet Şirin Bayram’dan bir daha haber alamayan Faike Bayram, bir gün sabahın 6’sında helikopter sesi duyarak çıktıkları evlerine bir daha giremediklerini belirterek, başlıyor: “O gün öyle soğuk bir rüzgâr esiyordu ki biz kar yağıyor sanıyorduk. Sabah saat 06.00’da, daha güneş doğmadan etrafımızda ki bütün köylerin bir anda yandığını gördük. O yangını gördükten sonra evlerimize girip çocuklarımız için kıyafet, battaniye almaya başladık. O andan sonra evimizin ve köyümüzün de yakılacağını anladık. Sonra bir anda köyün etrafını sardılar. Hiçbir şeye elimizi atmamızı beklemeden ‘Ellerinizi kaldırın, kımıldamayın’ dediler. Çocuklarımız bir yerde ağlıyordu, hayvanlarımız dışarıdaydı. Askerler evlere girdikleri gibi her şeyi dağıtmaya başladı. Onlar evleri yakınca biz söndürmek için su aradık. Suyun olduğu tek yer köyün aşağısındaki kuyuydu, askerler o kuyuya gidip su almamıza izin vermedi.

Ağaçların, dağların insanların çığlığı 

Köyde ki bütün evleri yaktılar. O gün hepimiz yakılmayan tek ev olan amcamın evine gittik. Eve giderken duyduğumuz tek ses çığlıktı. İnsanlar bağırıyor, ormanlar yanıyor. O ateşi gören bütün küçük çocuklar, ‘Su, su’ diye ağlıyor. O kadar büyük bir zulüm ve yangındı ki; ne o günleri unutabiliriz ne de ifade edebiliriz. Evleri yanan akrabalarımın hepsi Diyarbakır’a gitti. Biz köyde sadece bir aile kaldık. Yangından sonra o kışı köyde geçirdik. O zamanda haftada bir köye gelip operasyon düzenliyorlardı.

Köyünüze top atarız

Kayınpederimi Mart 1995'te gözaltına aldılar. Üç gün boyunca ondan haber alamadık. Sonra evimize gelip bize, ‘Ya buradan çıkarsınız ya da köyünüze top atarız’ dediler. Çıkmadık. Gelip hayvanlarımızı ve bizi bir arabaya bindirip yönümüzü merkeze verdiler. Yakında bir köye gidip oturmamızla askerlerin evin etrafını sarması bir oldu. Hepimizi alıp karakola götürdüler. Kamyona bindirip Kulp'a gönderdiler. Diğer gün korucuların işkencesi ile bizi Kulp'ta kaldığımız evden alıp başka eve götürdüler. Her gün gelip kayınpederimi alıp gece 03.00’te evin önüne bırakıyorlardı. Her gün ona işkence yapıyorlardı. Aylarca bu şekilde yaşadık.

Şirin gözaltında kaybedildi!

Bir yıl Kulp’ta kaldıktan sonra kendi imkânlarımızla yeniden köye geldik. Operasyonlara ve baskılara rağmen burada kalmaya devam ettik. Ondan sonra biz köydeyken erkek kardeşim Mehmet Şirin Bayram önce bize geldi, ardından Temiran köyüne gitti. O köyde kardeşim gözaltına alındıktan sonra ondan bir daha haber alamadık. Yeniden köyden çıktık ve bu sefer Diyarbakır’a taşındık. Orada da bir süre kaldıktan sonra 2006'da kayınpederim yeniden köye döndü. Ondan sonra biz de döndük. Buraya dönüp ev yaptık, yeni bir yaşam kurduk. Benim gibi çocuklarım da köyümde büyüyor.

Bir kadınlar bir de ağaçlar

Devletin zulmü hala üzerimizde, bizi üç defa köyden göç ettirdiler ama her üç seferin ardından da yeniden döndük. Her şeye rağmen buradayız, kendi topraklarımızdan vazgeçmedik. Dönmeyenler de yavaş yavaş gelip ev yapıyor. Biz halkımızın yaşadıkları yanında hiçbir şey yaşamadık. Sûr, Cizîr, Nisêbîn gibi olmadı ama zulüm yine zor ve hiç unutulmuyor. O zulüm ve zorbalık var ama biz de hala direniyoruz. Önce biz kadınlar, ardından bu ağaçlar, her şeyi, o günlerin her dakikasını hatırlıyor. Unutmayacağız da. O günlere rağmen direnmek ve burada olmak beni ayakta tutuyor.”  AMED