•  Türk cezaevlerinde 30 yıllık tutsakların tahliyesi “iyi halli olmadıkları” ileri sürülerek engelleniyor. Kimi zaman mahpuslarla ilgili defterler tutularak davranışları puanlama sistemine tabi tutuluyor. Tahliyeyle ilgili yetkili kılınan İdare ve Gözlem Kurulu kendini mahkeme yerine koyarak tutsakları ikinci kez yargılıyor.

 

MİHEME PORGEBOL

Türk cezaevlerindeki uygulamalar hukuksuzluk sınırlarını aşmış durumda. Tecrit, işkence ve bin bir türlü hukuksuzluğun kol gezdiği hapishanelerde son dönemde tahliyelerin engellenmesi dikkat çekiyor. Tahliye için görüş bildiren İdari Gözlem Kurulları, intikam saikiyle hareket ediyor aksi yönde görüş belirtiyor. Bugüne kadar en az 105 tutsağın tahliyesi söz konusu kurulun raporlarıyla engellendi. 

Uygulamayla, tahliye aşamasına gelmiş 30 yıllık hükümlü mahpusların hem kendileri hem de ailelerinin yıpratıldığını ifade eden Özgürlük İçin Hukukçular Derneği Eşbaşkanı Ekin Yeter, İdari Gözlem Kurulu kararlarının gerekçe, amaç ve olası sonuçlarını gazetemize değerlendirdi.  

Defter tutup tutsakları puanlıyorlar

Uygulamanın 2021 yılın başından itibaren devreye konduğunu hatırlatan Yeter, bu uygulamanın muhaliflere dönük “cezaevine girerseniz çıkamazsınız” anlamına geldiğini vurguladı. Tutsakların “iyi halli olmadıkları”na dair hazırlanan raporlarla koşullu salıverilme ya da denetimli serbestlikten faydalanmalarının engellendiğini belirten ÖHD Eşbaşkanı Yeter, buna karar veren İdare ve Gözlem Kurulu adlı yapı için “ucube” ifadesini kullandı.

İdari ve Gözlem Kurullarının temelinin 7242 sayılı yasa değişikliğiyle “iyi halli olmanın” genişletilmesiyle atıldığını da ekleyen Ekin Yeter, sözlerini şöyle sürdürdü: “Söz konusu yönetmelik kapsamında kurulan kurullar her hapishanede aynı sistemde işletilmiyor. Bazılarında mahpuslarla mülakat yapılıyor ve burada sorulan soruların cevabına göre iyi hal değerlendirmesi yapılıyor. Bazılarında kurullar oluşturulmadan sadece psikologlar mahpuslarla görüşüyor, hatta bazılarında ise hiçbiri yüz yüze görüşme olmayan mahpuslarla ilgili defterler tutuluyor. Mahpusların davranışları puanlama sistemine tabi tutuluyor. Hapishaneler arasında uygulamada bir birlik olmaması da zaten uygulamadaki keyfiyeti gözler önüne seriyor. Ayrıca yapılan mülakatlarda mahpuslara sorulacak soruların denetlenmesine ilişkin herhangi bir mekanizma bulunmuyor.” 

Kurul ikinci kez yargılıyor

Hukuka aykırı yönetmelikle beraber hapishane idarelerinin yargı makamlarının yetkilerini dahi aşan bir yerde konumlandırıldığını ve karar mercii haline getirildiğine dikkat çeken Yeter, bunun da hapishane idarelerinin keyfi kararlar alabilmesi anlamına geldiğini vurguladı. 

İdari Gözlem Kurulları’nın kendilerini mahkeme yerine koyarak mahpusları ikinci defa yargıladığını da sözlerine ekleyen Yeter, şöyle devam etti: “Disiplin cezası olmaması ve iyi halli olmasına rağmen sadece siyasi görüşlerinden dolayı mahpusların tahliyeleri uzatılıyor. Mahpuslara kurul tarafından pişmanlık dayatması yapılıyor. Açıktır ki, hapishane idareleri yeni yönetmelikle kendilerine verilen yetkileri kötüye kullanıyor.” 

Sorgulamalar manevi hak ihlali

Yeter, tahliyesi süresiz olarak ertelenen Rojavalı tutsak Riyad Ehmed* hakkındaki kararı bu keyfiyetin vardığı en üst aşama olarak değerlendirdi. Riyad Ehmed’in infazının 2 kez haksız gerekçelerle yakıldığını ifade eden Yeter, ilk kararda gerekçe olarak pişmanlık dilekçesi vermemesi, örgütlü koğuştan ayrılmaması, 3 farklı hücre cezasının olması hususlarının yer aldığını söyledi. 

Pişmanlık dayatması kötü muamele

Pişmanlığın içe dönük ve kişinin vicdanı ile ilgili olan duygusal bir tepkime hali olduğunun altını çizen Yeter, “Kişinin pişmanlık beyanının samimiyeti tam anlamıyla ölçülebilmesi mümkün değil. Kaldı ki siyasi mahpuslar mülakatlarda zaten düşünceleri sebebiyle yargılanmış olduklarını ve işledikleri herhangi bir suç olmadığını ifade ediyor. Mahpus kurulun karşısına çıktığında hem politik duruşuyla bağdaşacak bir cevap vermeye, hem hukuk çerçevesinde tahliye olmasını engelleyecek bir cevap vermemeye çalışıyor. Bu başlı başına bir manevi hak ihlali, bir kötü muameledir” dedi.

Ayrıca emsal kararlarda kişinin hangi koğuşta kaldığının iyi hal bakımından değerlendirme için önemi olmadığına da dikkat çeken Yeter, emsal kararların dikkate alınmadığını belirtti.

Keyfiyet çıtası arşa çıktı

Yeter, Riyad Ehmed’in 1 yıl içinde 3 hücre cezası almadığı halde değerlendirmenin bunun üzerinden yapılmasını gerçeğe aykırı ifadeler olarak açıklayarak şöyle devam etti: “Burdur Hapishanesi’ndeki İdari Gözlem Kurulunun kararı gözleme ve izlenimin süresiz devam edeceğini söyleyen olumsuz bir değerlendirmeye yer vererek herhangi bir süre öngörmemiş olması, tahliyeyi bir bütünen İdari Gözlem Kurulu’nun olumlu karar vereceği güne bağlamış ve keyfiyet çıtasını arşa çıkarmıştır.” 

Mutlak tecrit yaygınlaştırıldı

Uygulamanın tek nedeninin içinde yaşadığımız diktatörlük rejimi olduğuna vurgu yapan Yeter, baskıcı politikalardan en çok hapishanelerin etkilendiğine dikkat çekti. “Hapishanelerde gelişen uygulamaların mahpusların fiziksel ve ruhsal olarak bütünsel varlığını, bir aradalığını, iradesini ve mücadele değerlerini yok etme politikası halini aldığını söyleyebiliriz” diyen Yeter, 2019 yılında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kırılması için hapishanelerde başlatılan süresiz dönüşümsüz açlık grevleri ve ölüm oruçlarının baskıyı kısmen kırdığını hatırlattı. Ancak grevlerin sona ermesi ardından ihlallerin yeniden arttığını kaydeden Yeter, “Hatta aşırı yüksek güvenlikli ve S Tipi hapishanelerin yaygınlaşması ile tek kişilik koğuş sistemi yapısına sahip avlusuz hapishaneler inşa edilerek mahpuslar arasındaki iletişimi tamamen kesecek bir mutlak tecrit sistemi yaygınlaştırıldı” dedi. 

Kolektif mücadele hedefte

Keyfilik ile sömürgeci ve düşmanca yaklaşımların artmasına sebep olan temel etkenin de hapishanelerde gelişen kolektif mücadele gerçekliği olduğunu vurgulayan Yeter, “Kamuoyunda elbette ki hiçbir tepki yok diyemeyiz ama yeterince gündem edilmediğini, doğru zeminde tartışılmadığını, hak ihlallerinin fazlalığından dolayı bir normalleştirme hali söz konusu olduğunu ve bu cılız tepkilerin keyfi uygulamaların genişletilmesine sebep olduğunu söyleyebiliriz” dedi.

Tarihsel bir intikam duygusu

Tahliyesi engellenen tutsakların tamamının 90’lı yıllarda hapsedilmiş Kürt siyasi tutsaklar olduğunu da hatırlatan şunları söyledi: “30 senedir hükümlü olan bir mahpusun zindanda tutulmasıyla hem kendisi hem ailesi yıpratılıyor. Kişinin iradesine kasteden bir iktidar yapısı olduğu gibi intikam duygusuyla hareket edildiğini de söyleyebiliriz. İnfaz yakmalara daha çok 30 yıllık mahpusların muhatap olması tesadüf değildir. Bu mahpusların 30 yıldır hapishanede biriktirdiklerini akıtmaları halinde faşist iktidar karşısında oluşacak ideolojik-politik hattın farkında. Hem bu katkının yapılmaması isteniyor hem de bu mahpuslara yönelik tarihsel bir intikam duygusu ile hareket ediliyor diyebiliriz.” 

Bütün toplum risk altında

Eğer yeterli tepki verilmezse bu uygulamaların toplumun tamamına yayılabileceği uyarısını yapan Yeter, “keyfiyetin, hukuksuzluğun, mahkeme olmayan mekanizmaların mahkeme gibi karar vermesinin ve aslında öz itibariyle zaten tekçi ve faşist ulus devlet çizgi ile pozitif hukuk kuralların dahi uygulanmayacağı bir sistemin gittikçe yaygınlaşması riski taşıyor” dedi. 

“ÖHD olarak hapishane idarelerinin kendilerine verilen yetkileri kötüye kullandıklarını ifade ediyoruz” diyen Yeter son olarak şu ifadeleri kullandı: “Bu yönetmeliğin iptal edilmesi, hapishane gözlem kurullarının tamamen kaldırılması veya yetkilerinin kısıtlanması ve bu uygulamaya derhal son verilmesi talebine ve çağrımıza sıklıkla yer veriyoruz. Bu noktada Sivil Toplum Örgütleri, hukuk örgütleri, demokratik kurumlar, siyasi partiler ve toplum olarak bir bütünen demokratik kamuoyu olarak verilen tepkileri çeşitlendirmek, sadece sosyal medya çalışmaları değil kapsamlı kampanyalar ve demokratik eylemsellikler düzenlemek, meselenin ciddiyetinin farkında olarak tartışmalar yürütmek ve sonuç olarak başarılı olacağımız bir mücadele vermek zorundayız.”

*Süresiz Faşizm, 1 Ağustos 2023, Yeni Özgür Politika