‘Vahşetin Çağrısı…’

Ahmet KAHRAMAN yazdı —

4 Ocak 2021 Pazartesi - 22:43

  • Kuruluştaki “vahşetin çağrısı“, Dersim halkası dahil kesintisiz 15 yıl sürdü. “Kürtleri Dersim’de fare gibi zehirledik“ diye övündüler. Yer yüzü utancı başlarında eksik olmasın ki, “Zilan deresi leba leb insan cesetleriyle doldu“ diye kıvançlandılar. İnsanlığa veda ettiler.

Türk devleti, ırkçı bir çete hareketi olarak şekillendi. Ama asla devlet olamadı. Yüz yıl boyunca, aralıklarla aktörler değişti. Ama çetecilik, atalarının vasiyet misali, hep “baki“ kaldı. Kanlı bir çete filminin korku sahnesi şeklinde, hayatını sürdürüyor.

Korku setinde, an anı tutmuyor. Önceden tasarlanmış bir yazıyı yazmak da mümkün oluyor. Mesela ben, bugün “Maganda emperyalist olmuş“ başlıklı bir yazı yazacaktım. Amerika’dan kopup Rusya’nın emrine giren ve onun bölgesel tetikçiliği üstlenen magandanın, “ben kendim bizzat emperyalist olmuş bulunuyorum“ diye diye haydutça hırsızlığa, soygunculuk, fidyecilik ve tecavüzcülüğe çıkışını...

Ama olmadı. Çünkü, Jack London’ın Alaska kurtlarını anlattığı kitabına verdiği isimle, ırkçı magandanın “Vahşete Çağrı“ları bitmek bilmiyor. Yüz yıl önce girdiği utanç yolunda, ilerliyor. Oysa yüz yılda, yüz kere evrildi, insan evladı. Irkçılık insanlık suçu oldu. Magandacılık ise zilli kurt...

Andora, bugün Avrupa’nın ortasında, 250 bin nüfuslu bir devlettir. Korsika adasının bayrağı var. İskoçya bağımsızlığını ilana hazırlanıyor. Ve Avustralya, 200 bin kişilik yerli Aborjinler, alınmasın diye insanlık adına, ulusal marşını değiştiriyor.

Ama maganda çeteciliği bakidir. Kürt öldürmeyi ve Kürt düşmanlığında bütünleşmeyi adamlık sanıyorlar. Ellerinden damlayan kanla, insani podyuma bile çıkıyorlar...

Dünyada yeni insanlık bahçeleri kurulurken, onlar ellerinden damlayan kandan kişilik buluyorlar. Irkçılık için, her yol mubah. Savunma ile İçişleri bakanları “en çok Kürt’ü ben öldürdüm“ yarışında. Bütün Türk siyasi partileri de arkalarında. Rejimin Reisi Kürt cinayetlerini, Türk’ün bekası için elzem görüyor.

Jack London’ın yüz yıl öncesinden kalma deyimiyle, “Vahşetin Çağrısı”dır, bu. Oysa Kemalist tarihçi Halil İnalcık’a göre Osmanlıda herkese, tüm halklara yer var ama, Türk’ün adı yoktu. Osmanlı, Türk’e hırsız, yalancı, entrikacı diyor ve eşiğinden uzak tutuyordu.

Al, gör ve seyrele. Böylesine aşağılanıp dışlanmış bir yapı, bugün ne kötülükler saçıyor.

Bütün magandalar, sokak haydutları Türk ırkçılığında birleşiyor...

Ama, bu kavramı ilk defa gurur, onur sayanlar da Türk değil. İttihatçı kadronun Yahudi üyesi Mois’di, ırkçılığı yol yapan. Kemalistler, İttihatçıların B takımıydı. Onların yarım bıraktıklarını devam ettiren...

Kemalistler, “vahşetin çağrısı“ ile ilkin, Çerkezlere dadandılar. Çünkü örgütlüydüler. Orduları bile vardı. Bir vuruşta, onları dağıttılar. Sonra Ermeni ardıllarını temizlediler. Rum Pontus devletinin köklerini kazıdılar. Asuriler, Keldanileri yok ettiler. Ama el attıkları Kürtleri, Koçgiri ile sınırlı bırakıp soykırımı sonraya ertelediler.

Lozan’da, tapu senedi niyetine anlaşma metni teslim edildikten sonra, zaman geçirmeden “vahşetin çağrısı“ öttürüp Kürtlere yöneldiler. Önce Kürt dili, kültürünü yasakladılar. Ne kadar kurum ve dernekleri varsa hepsini, dahası okullarını kapattılar. 1924 güzünde de Kürt önderleri tutuklamaya başladılar.

Oysa, o sırada Kürt önde gelenler arasında bir kaynama, kaynaşma var ama, örgütlü değillerdi. “İsyan“ (başkaldırı) için, tek bir savaşçı nüveleri de yoktu. “Vahşetin çağrısı“ ile ortalığı kasıp kavuran “ne yapılmalıdır?“ sorusuna cevap aranıyordu, sadece.

Şeyh Said‘in yoluna kurulan tuzağa tepki isyan denildi. Oysa, Şeyh’in yanında savaştan anlayan kimsecik yoktu.

Dersim’de yaşananlar, planlı, proğramlı soykırımdı.

Ağrı Dağı, evet örgütlü bir hareketti. Onu boğmak için de üç devlet (Türk, Rus ve İran) güçlerini birleştirdi. Koskoca bölgeyi dünyaya kapatıp soykırım yaptılar.

Kuruluştaki “vahşetin çağrısı“, Dersim halkası dahil kesintisiz 15 yıl sürdü. “Kürtleri Dersim’de fare gibi zehirledik“ diye övündüler. Yer yüzü utancı başlarında eksik olmasın ki, “Zilan deresi leba leb insan cesetleriyle doldu“ diye kıvançlandılar. İnsanlığa veda ettiler.

Ama, bunca vahşete rağmen Kürtlere, Çerkezlerin, Ermenilerin, Asuri ve Rumların kaderini yaşatamadılar. Kürtler zaman zaman pasif direnişe geçerek, fırsatını yakalayınca da başlarını kaldırarak karşılık verdiler, direndiler. Günümüzde de pasif ya da aktif direnmeye devam ediyorlar.

PKK ortaya çıkıp güven vermeye başladığı andan itibaren, ardında durdu Kürtler. Gelinlik kızları, damatlık oğullarını “atalarımızın ruhu için“ diye diye dağlara yolcu ettiler. Her türlü lojistik desteği de sundular.

Dünyada eşine az rastlanan bir özgürlük fedailiğiyle, mezar taşları, atalarının ayak izleriyle dünleri olan ve aynı zamanda, torunlarının geleceği olacak köylerini gözden çıkardılar.

Vahşete çağrı çıkaranlar dört değil, 4 bin köyü ateşe verdi. 4 milyon kişi karnı tok iken ekmeğe, bir barınağa muhtaç mülteciye dönüştü. Türk şehir, kasaba ve köylerinde önlerine barikatlar kurdular. Parası karşılığında ekmek vermediler.

“Vahşetin çağrısı“ yapanların içinde, Türk var mıydı bilmiyorum. Ama halkı ve yurduna ihaneti, ekmeğine katık yapmış Kürtler vardı. Ermeni dönme dömbelekleri vardı. Pontus Rumları bugünkü konumlarındaydı. Bir Beyrut (Maruni) Ermenisi, Türk ırkçılığın semboluydu.

Türk ırkçılığı histerisi ve tek bayrak, tek millet, tek devlet, tek vatan sloganıyla bugün Kürt kanına bulananlardan hangisi Türktür, söyleyebilir misiniz?

Kendi soyuna tüküren, hayali bir soyun dürfüne giren soysuzlar, “Kürtleri bitirdik“ diye övünüyor, zaferlerini kutlamak için goriller misali “oh oh oh“ sesleri çıkarıyorlar.  

Oysa Kürtler bir halktır. Bugüne kadar, pek çok katil bitirmeye soyundu. Hiç biri, bir halkı bitiremedi. Kürtler ise yüz yıldır, her defasında küllerinden yeniden ve daha güçlüce yaratıyor.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.