Wan Kalesi’nin gizemi

Dosya Haberleri —

Van kalesi

Van kalesi

  • Wan Kalesi, savaşlara ve saldırılara maruz kaldı, ancak yine de ayakta kalmayı başardı. Uygarlıklara ev sahipliği yapan bu yapı Türk egemenleri tarafından "Kürtlerin Kalesi" olarak değil, Türk kültürünün bir sembolü olarak lanse edilmiş ve çarpıtılmıştır. “Eski inançların üzerini örtmek istiyorlar” diyen Eskiçağ Tarihçisi İhsan Colemêrgî ile Wan Kalesi’ni konuştuk.

HAVAR DERYA/WAN

Wan Kalesi'ndeki taş koridorları arasında gezinirken, kendinizi tarihin derinliklerinde kaybolmuş gibi hissetmeniz olasılık dahilindedir. Her taşın arasında geçmişin anısı canlanır; Urartu, Asur, Pers, Roma, Bizans ve Osmanlı izleri duvarlarda yankılanır. Güneşin batışıyla birlikte, kale ve çevresi kızıl bir renge bürünür ve zamanın geçici olduğunu hatırlatır. Tarihi boyunca Wan Kalesi, çeşitli savaşlara ve saldırılara maruz kalmış, ancak yine de ayakta kalmayı başarmıştır. Bu dayanıklılık ve direniş, Kürt özgürlük mücadelesine ilham verir. Kürtler, tıpkı Wan Kalesi gibi, zorluklar karşısında pes etmeyerek özgürlükleri için mücadele etmeye devam ederler. Uygarlıklara ev sahipliği yapmış bu yapı Türk egemenleri tarafından "Kürtlerin Kalesi" olarak değil, Türk kültürünün önemli bir sembolü olarak lanse edilmiştir. Bu yaklaşım, tarihi çarpıtarak, Wan Kalesi'nin önemli bir kültürel kimliğini gölgelemektedir. Wan Kalesi, Wan Gölü’nün kıyısında ve şehir merkezine 5 km uzaklıkta sarp bir kayalık üzerine inşa edilmiş görkemli bir yapı. Uzunluğu 1800 metre, genişliği 120 metre ve yüksekliği 80 metre olarak ölçülmüştür.

Semiramis efsanesi

Wan Kalesi’nin yapımı ile ilgili çeşitli efsaneler var. Bunlardan biri şu şekildedir: Asur Kraliçesi Semiramis, Wan bölgesine sefer düzenleyerek burayı ele geçirir ve buranın kralı olan Ara ile tanışır. İkisi arasında bir aşk başlar, ancak kral, Asurlular ile olan savaş esnasında ölür. Semiramis, ordusuyla birlikte geri dönerken yolda Wan Gölü'nü ve tepedeki kayalığı görür ve burayı çok beğenir. Burada bir kale ve Şamrangerd adında bir şehir inşa ettirir. Kraliçe memleketine geri dönerken bu şehri Wan adlı bir komutana bırakır. Sonrasında şehir Wan ismini alır ve dolayısıyla kale günümüze kadar Wan Kalesi olarak anılır. Semiramis’in Wan ile ilişkilendirilen farklı varyasyonlu hikayeler de var. Ancak bunların bilimsel bir gerçekliği olmadığı gibi farklı amaçlarla yazıldığı da anlaşılıyor.

İhsan Colemêrgî kimdir?

Eskiçağ tarihine ilişkin birçok araştırmaya sahip İhsan Colemêrgî'nin Sümerler, Asurlar, Urartular ve Med uygarlıkları üzerine kitapları var. 1944 Hakkari doğumlu olan Colemêrgî’nin Kürt ve Kurdistan ile ilgili sempozyum ve seminerleri, dergi ve gazetelerde ise daha çok Kürt mitolojisi ve tarihi üzerine yazıları bulunur. İlk ve ortaokulu Hakkari'de, Öğretmen Okulunu Amed’de okuyan Colemêrgî, liseyi bitirdikten sonra öğretmen olarak atandı ve 8 yıl boyunca öğretmenlik yaptı. Sonra kendi isteği ile ayrıldı ve serbest çalıştı. 12 Eylül 1980 darbesinde tutuklandı, tahliye olduktan sonra Hakkari'ye geri döndü.

Bu ve buna benzer hikayeleri tarihçi-yazar İhsan Colemêrgî, tehlikeli ve dikkat edilmesi gereken anlatımlar olarak değerlendiriyor. Colemêrgî, bu hikayeden yola çıkarak Kürt coğrafyasının sürekli olarak işgal altında oluşu ve egemenlerin baskıları neticesinde daha çok varlıklarını sürdürme arayışı içerisinde oldukları için Kürtlerin yazılı tarihlerinin pek gelişmediğini ifade ediyor. Dolayısıyla iyi niyetli olmayan bazı çevrelerin bu durumdan istifade ederek Kürt'süz bir tarih yaratmaya çalıştıklarını sözlerine ekliyor.

Kral Menua’nın bedduası

Wan Kalesi’nin her ne kadar Urartular döneminde değişikliklere uğrasa da tarihinin daha eski olduğunu ifade eden Colemêrgî, “Ermeniler Osmanlı döneminde milliyetçilik yaparak Semiramis ismini kullanmışlar. Örneğin Urartu kralı Menua tarafından yapılan kanala ‘Semiramis Kanalı’ demişler. Şimdi Ermeni yazarı mı dinleyelim, yoksa kanalı yapan kral Menua’yı mı? Edremit’te kanal boyu gittiğinizde kanalın birkaç yerde duvarla beslenmiş olduğunu görürsünüz. O duvarlardan birine Menua kitabesini yerleştirmiş. Kitabede ‘İşpuına'nın oğlu Menua, Tanrı Xaldi'nin gücü sayesinde bu kanalı açtı. Adı Menua Kanalı’dır. Tanrı Xaldi'nin büyüklüğü sayesinde; Menua güçlü kral, büyük kral, Bianili ülkelerinin kralı, Tuşba Kenti'nin efendisidir. Menua der ki, kim bu yazıyı silerse, kim onu tahrip ederse, kim bunu görürse, kim başkasına; ‘Bu kanalı ben açtım’ derse o, Tanrı Xaldi, Tanrı Teişiba, Tanrı Şivini ve bütün tanrılar tarafından mahvedilsin, güneş ışığından yoksun edilsin’ diye yazar. Belki de olacakları görüp beddua etmiş” diye ekliyor.

Urartuların Hurrilerin devamı olduğunu belirten İhsan Colemêrgî, “Urartular esasında Hurridir. Wan Kalesi 3000 yıl evvel başkent oldu. Tilkitepe’de yapılan kazılarda İ.Ö. 5000 yıl öncesine giden tarihte Hurrilere ait araç ve gereçler bulundu. Urartular sonradan gelen bir hanedandır. Urartu dili, Hurri dilinin bir geç diyalektiğidir. Tabi asıl adları Urartu değil, Biani’dir. Onlara Urartu ismini veren aslında düşmanlarıdır. Bu ismi Asuriler veriyor. Ur-i-art-i, dağlı demek; yüksek yerleşim yerlerinin yerlileri diye de okunabilir. Oysa ki Urartu diye adlandırdıkları krallar kendi yazıtlarında ‘Ben Biani ülkesinin kralıyım, ben Nairi ülkesinin kralıyım’ derler” diye anlattı.

Urartu, aşiretlerin birliğidir

“Biani” kelimesinin etimolojisini sorduğumuz Colemêrgî, “Aslında Türk tarih ve arkeologlar da Wan’ın isminin Bian’dan geldiğini söylerler. Fakat Kürt araştırmacılar kelimenin doğrusunun Biani değil de ‘bîa-înî’ olduğunu söylerler. Bîa, birlik (tifaq); înî, aşiret veya hanedan anlamlarına geliyor; yani aşiretlerin veya hanedanların birliği. Bu kelime Hurrice’dir. Zaten Urartu dili de Hurri dilidir” şeklinde cevaplıyor.  “Unutmamak gerekir ki, Urartu devleti aşiretlerin konfedere devletidir” diyen Colemêrgî, bu devletin Wan Gölünün güneyindeki Nairi aşiretleri ile Wan Gölü’nün kuzeyindeki Ararati aşiretlerinin Asur tehlikesine karşı bir araya gelerek kurdukları bir devlet biçimi olduğunu, her iki aşiret grubunun da Hurri kökenli olduğunu ifade ediyor. Egemen devletlerin Kürtlerin Urartular ile ilişkisini reddetmediğini, Urartuların Hurri kökenli olduğunu kabul ettiklerini belirten Colemêrgî, ancak Hurrilerin Kürtlerin ataları olduğunu kabul etmediklerini, buna resmi ideolojilerinin izin vermediğini söylüyor.

Wan Kalesi'nin tarihte önemli bir yer tutmasının nedenini Colemêrgî, şöyle anlatıyor: “Yakındoğu’da o dönem Wan, en güzel kent durumundadır. Urartu kralları Serdar, Argeşti, Menua gibileri kendilerini övdükleri zaman ‘Ben kralların kralıyım, büyük kralım’ dedikten sonra ‘ben Tuşba şehrinin efendisiyim, ben Tuşba’nın kahramanıyım’ derler. Tuşba, yani Bayê tûj. Birçok araştırmacı ve tarihçi, ‘rüzgarın ve fırtına tanrısının ismini şehirlerine vermişler’ diye yazar. Tuşba, Wan şehrinin başkentidir ve merkezi de Wan Kalesi'dir. Yani Wan Kalesi'nin hükümdarı olmak önemli bir durum o döneme göre.”

Tuşba, Wan’ın 3. başkentidir

Aslında Urartuların başkentinin sadece Tuşba olmadığını belirten İhsan Colemêrgî, “Urartuların 4 tane başkenti var. Wan Kalesi 3. başkenttir. Birincisi Sugunia’dır. Araştırmalara göre Sugunia Wan Kalesi’nin güneyindedir ama yeri hala kesin olarak belirlenmemiştir. Bu başkent işgal edildikten sonra Urartuları oluşturan aşiretler dağılmıyor ve başkentlerini Wan Gölü’nün kuzeyine taşıyorlar. Buranın adı da Arzuşkan’dır. Bazı tarihçiler buranın Malazgirt-Varto yöresinde olduğunu söylerken, Rus arkeologlar Patnos yöresinde olduğunu söylerler. Ama gölün kuzeyinde olduğu kesindir. Burası da işgal edilince, İ.Ö. 832’de başkent olarak Tuşba kalesini seçiyorlar. İ.Ö. 735 yılında Asur kralı 3. Tiglatspleser Tuşba Kalesini ablukaya alıyor. Kalenin dışında gördüğü ne kadar insan varsa kılıçtan geçiriyor. Kendi heykelini kalenin kapısına diktiriyor. Fakat dünyanın en güçlü ordusuna sahip olduğu halde Wan Kalesi’ni alamadan Ninova’ya geri dönüyor. Bu sefer Urartu kralı, burayı güvenlikli görmeyip başkenti Zımzım dağlarına, Rusahinili’ye (bugünkü Toprakkale’ye) taşıyor. Son başkent burasıdır” diye devam ediyor.

Urartuların inançları...

Colemêrgî, Urartularda şehir adının “hini-xini” şeklinde bir ek ile bittiğini, bunun da Kürtçe olduğunu ve “temel” anlamına geldiğini söyledikten sonra, “Hangi Urartu kralı şehir inşa etmişse buraya kendi ismini verirdi. Bu isimlere baktığımızda örneğin Rusa-hini, Sarduri-hini, Menu-hini, Argeşti-hini gibi adlandırmalarla karşılaşırız” diye sürdürdü.

Urartuların inançlarını da değerlendiren Colemêrgî, “Urartuların inancında 79 tanrı-tanrıça vardır. Bunların isimleri kayalara tanrı-tanrıçaların büyüklüklerine göre yazılmış. Bunların karşısına da hangi tanrı-tanrıça için ne kadar kurban verileceği de yazılmış. Listenin başında Xaldi vardır. Bu 79’undan 16’sı tanrıçadır. 3000 yıl öncesi için Wan’ın tanrı ve tanrıçaların şehri olduğunu söylersek bu tanımlama fazla değil eksik olur. Xaldi bu tanrı-tanrıçaların başıdır. İkinci sırada Teşiba, üçüncü sırada da Şêvini (güneşin tanrısı) vardı” dedikten sonra “Dünya medeniyetlerinin hiçbirinde Urartular kadar kurban kesme olayı yoktur. Bu durum Xaldi kapısında belirgindir. Her tanrı-tanrıça için yılda bir kere kesilecek kurban sayısı yazılıdır. Tanrılar için öküz, tanrıçalar için inek kesilir genellikle. Wan Kalesi'nden aşağıya kadar inen bir taş kanal var, hala da belirgindir. O kanal, kurbanların kesildiği kanaldır. Kan oradan kirlenmeyecek şekilde aşağıya kadar akıtılıyor” diye devam ediyor.

(Teşiba ve Şêvini’nin tanrıça olduğu yönünde bazı görüşler öne sürülse de bu konuda henüz görüş birliğine varılacak kesin bir bulguya ulaşılmamıştır.)

Cami kutsallığı görünmez kılmak için

Wan Kalesi'nin dibindeki mezarlığı ve bu mezarlıkta yapılmış olan camiyi sorduğumuz Colemêrgî, bu durumu “Bu kadar kutsal bir alanın yakınında onların mezarlarının da olmaması düşünülemez. Wan Kalesi'nde yakın tarihte bir cami yapılmış. Bu cami, kale çevresindeki kutsallığı görünmez kılmak için yapılmış; eski inançların üzerini örtmek istiyorlar. Semavi dinlerin genel bir özelliğidir, kendilerinden önceki inançların izlerini silmek isterler. Çünkü kendilerinin tanrı adına konuştuklarını düşünüyor ve söylüyorlar. Kendi düşünce ve söylemlerini tanrıya mal ediyorlar” olarak değerlendiriyor.

Fiziki ve kültürel asimilasyon uygulanıyor

Wan Kalesi, Kürdistan’ın tarihi gerçekliğinin bir parçası olması nedeniyle egemenler tarafından es geçilmedi ve kaleye farklı tarihsel hikayeler uydurulmaya çalışıldı. Fiziki olarak yok etmenin yanında bir de kültürel asimilasyona tabi tutarak yok etme politikası, toplumdan tarihi yapılara kadar indirgendi.

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.