Türkiye'de yayınevleri kepenk indiriyor
Dosya Haberleri —

Yayıncılar kepenk indiriyor
- Halihazırda destek görmeyen yayıncılık camiası, son aylarda giderek etkisini artıran bir krizle karşı karşıya kaldı. Döviz kurlarının ani fırlayışı, o güne kadar iyi kötü kendini çevirebilen küçük-orta çaplı yayıncıları derinden sarstı. Birçok dergi ve yayınevi için kepenk kapatmak neredeyse zorunlu hale geldi. Yeni Özgür Politika olarak, Türkiye’de yayıncılığın hangi sıkıntılarla nasıl başa çıkmaya çalıştığını araştırdık.
BİLGE AKSU
Halihazırda yeterince destek görmeyen yayıncılık camiası, son aylarda giderek etkisini artıran bir krizle karşı karşıya kaldı. Türkiye’de sürekli olarak artan döviz kurlarının kasım-ocak dönemindeki ani fırlayışı, o güne kadar iyi kötü kendini çevirebilen küçük-orta çaplı yayıncıları derinden sarstı. Buna bir de dünya genelinde yükselen kağıt fiyatlarının artışı eklenince, birçok dergi, gazete ve yayınevi için kepenk kapatmak neredeyse zorunlu hale geldi. Bu krizden ana akım yayınevlerinin dahi etkilendiği bir ortamda olduğumuzu düşünürsek, daha küçük ölçekli kuruluşların yaşadığı zorluğu tahmin bile edemiyoruz.
Yeni Özgür Politika olarak, Türkiye’de yayıncılığın hangi sıkıntılarla nasıl başa çıkmaya çalıştığını araştırıyoruz. Bunun için ilk olarak sinema alanında faaliyet gösteren Altyazı Dergisi'nden Ali Deniz Şensöz ile konuştuk. Derginin, yıllardır faaliyet gösterdiği basılı yayın anlayışından yavaş yavaş uzaklaştığını belirtiyor Şensöz. Bunda ekonomik krize yol açan siyasal faktörler kadar Kovid salgınının da etkisi olmuş.
İçeriklerimizi dijitale taşıdık
Salgın başladığında periyodik matbu yayınlarını durdurmak zorunda kaldıklarını söyleyen Şensöz, "Zorunlu bir dijitalleşme sürecine girdik. Aylık olarak e-dergi çıkarmaya başladık ve web sitemizi yeniledik. Fakat bu dönemde yine de matbu yayıncılıktan uzak kalmak istemediğimiz için farklı tematik çerçevelerde özel sayılar yaparak okurlarımızla da buluştuk. Fakat Türkiye’de kağıt üretilmediği ve kağıt tedariği yurtdışından sağlanmak zorunda olduğu için maliyetler dövize endeksli olarak değişiyor. Döviz kurunun son birkaç ay içinde iki katına çıkmasının yarattığı maliyet artışına dünya genelindeki kağıt krizi de eklenince bizim gibi bağımsız bir yayıncının yılda bir iki defa çıkarmayı planladığı matbu sayıları bile çıkaramayacak noktaya geldiğini söyleyebiliriz. Maliyetleri düşürmeye çalışarak hâlâ yayınlarımızı okurlarımızla buluşturmak istiyoruz fakat uzun vadeli planlar yapmak şu koşullarda çok mümkün değil. Bu nedenle içerik üretimimizi temel olarak dijital mecralara taşımış durumdayız. Bundan sonrası için de temel olarak bir dijital içerik üreticisi olarak konumlanmaya çalışıyoruz" diye vurguluyor.
Krizdeyiz
Çağın getirdiği şartlar elbette okuyucuları dijital ortamlara yönlendiriyor. Fakat bu geçişin hızlı olduğunu anlıyoruz. Okuyucu kitlesinin bu tercihinde ekonomik koşulların etkisini sorduğumuzda Şensöz şöyle diyor:"Yıllardır matbu yayıncılık yapmış ve son iki yıldır dijitalde yoğun bir şekilde içerik üretmiş bir yapı olarak bunun cevabını vermek çok zor. Fakat gözlemlediğimiz, okurlarımızın e-dergi, web sitemiz ve sosyal medya mecralarımızda paylaştığımız dijital içeriklere ilgilerinin gün geçtikçe arttığı. Biz de bu mecralarda dijital dünyanın koşullarına ayak uydurarak daha okunabilir, daha ilgi çekici içerikler üretmeye devam etmek istiyoruz. İçinde bulunduğumuz kriz düşünüldüğünde, yayıncıların dijitali okuyucular için daha cazip kılmak zorunda kalacağı bir sürece girdiğimiz söylenebilir."
Öyle bir dünya yok
Altyazı gibi köklü bir geçmişe sahip olmayan yayınlar da var tabii. Daha butik ve bireysel fedakarlıkların çok daha öne çıktığı edebiyat dergileri örneğin. Onlardan biri de Ecinniler Dergisi. Son sayılarını iki ayı birleştirerek yapmak zorunda kalan bu ekip de benzer şikayetleri dile getiriyor. Malum koşulların, yayın çizgilerinde onları herhangi bir değişikliğe zorlayıp zorlamadığını ya da siyasal baskıların otosansüre yol açıp açmadığını sorduğumuzda aldığımız cevap şu oldu: "Kendimizi otosansüre tabi tuttuğumuz söylenemez. Arkasında duramayacağımız, içimize sinmeyen veya ağzımızda kekre bir tat bırakan tek bir yazı bile olmadı şimdiye kadar. Siyasi baskıları sıradan vatandaşlar olarak biz de hissediyoruz elbette ancak bu durumu yayıncı şapkasıyla hissetmiyor ve dergimize yansıtmıyoruz günün sonunda. Bizi yoran, yıpratan süreç tamamen ekonomik nedenlere dayanıyor. Kaliteli bir yayını özgün bir sosyal medya kullanımıyla destekleyerek hayata geçirmenin belli bir maliyeti ve aldığı belli bir zaman var. Bu derginin sosyal medya yönetiminden editoryal süreçlerine, muhasebe ve reklam işlerinden kargolarına, sipariş yönetimine her işi 3 kişi halletmeye çalışıyoruz; üstelik arkamızda X bir kurumun desteği olmadan. Kargolarla ilgilenecek en az 1, sosyal medyayla ilgilenecek en az 1 arkadaş olsa biz de tüm vaktimizi ve enerjimizi derginin yayın planına, gelen eserlerin okunup değerlendirilmesine, sayıların baskı takvimi hazırlıklarına ve reklam kovalamaya ayırabiliriz yayın kurulu olarak ama öyle bir dünya yok maalesef. Yayıncılık sektörünün pek çok unsuru ithal kalemlere bağlı olduğu için basım masraflarından başlayarak artan maliyetler, bizi geçen yıla hatta 4 ay önceye kadar çok daha fazla hırpalıyor artık diyebiliriz."
Dijital yayının da masrafı var
Kendi duruşlarını her şeye rağmen korumayı ilk görev bildiklerini belirtiyorlar. Siyasi baskılar sonucunda çizgilerinde bir sapma olmaması onlar için en önemli mesele. Günün birinde böyle bir sapma yaşayacak noktaya gelirsek, o sapmayı yaşamamak adına dergiyi kapatacak bir ekibiz. Bu çizgiyi korumak ise fiziksel ve ruhsal yorgunluklar pahasına oluyor şüphesiz.
Dijital yayıncılık konusunda dikkat çektikleri nokta da kayda değer. Neticede basılı bir yayın olmadığında her ne kadar masraflar azalsa da, dijital ortamda da bu içerikleri üretecek yazarlara, düzenleyecek editörlere ihtiyaç var.
Ayakta kalma cenderesi
Dijital yayıncılık farklı imkânlarla ilginç alternatifler sunabiliyor okurlara fakat matbu ya da çevrimiçi fark etmeksizin bu mecraları yaratan sanatçılar da insan sonuçta. İşsizlikle mücadele eden, cüzdanı günden güne eriyen, gelecek kaygısı duyan insanların da yaratıcılığı bir noktada tıkanır ki tıkandığını da yine görüyoruz. Matbu yayınların tökezlediği böyle bir dönemde ön plana çıkan dijital mecralar olduğu gibi yayın hayatına son veren türlü websitesi/fanzin/platform da olmakta. Edebiyatçılar, bu cenderenin içinde okura ne vaat edebilir? Okur, dayanışma duygusuyla dergilere/yayınevlerine ne kadar süre suni solunum yapabilir? Yaşadığımız şey çok şiddetli bir psikoz olmaya doğru gidiyor.
Yayın dövize bağlı
Ecinniler ekibine göre, kültür-sanat alanına acil destek sağlanmadığı takdirde, önüne geçilemeyecek bir kültürel erozyonla karşı karşıya kalacağımız aşikar. Zaten önüne taş koyulan bu alanlarda, okuyucuların da günden güne alım gücünün düşmesiyle görülmedik bir karanlık mevcut. Ki bunu çok tecrübeli isimler de belirtiyor. Yaklaşık yarım asırdır bu sektörde bulunan Semih Gümüş’ün (Notos Yayınevi) söyledikleri de düşündürücü: "Ben kırk bir yıldır yayıncılık yapıyorum, bu kadar kötü bir dönem görmedim. Yayıncılık dünyasının çok ama çok zor koşullar içinde kaldığını söyleyebiliriz. Artık herkes biliyor. İzlenen ekonomi-politika yüzünden, önce görülmemiş bir döviz kriziyle, sonra kaçınılmaz bir yüksek enflasyonla karşı karşıya bırakıldık. Son aylarda her şeyin fiyatı en az yüzde 100 arttı, daha da artacak. Belki gene bilmeyen okurlarımız vardır: Elinize aldığınız bu derginin ya da herhangi bir kitabın bütün girdileri, kâğıdı, kartonu, tutkalı, mürekkebi, selofanı, iğnesi ipliği ithal, yani dövize, asıl olarak da Euro’ya bağlı. Euro ve dolar son iki ay içinde yüzde 70 arttı. Bu arada dünyada kâğıt fiyatları yüzde 100 arttı. Bu ikisi üst üste binince, kitap ve dergi yayıncılığının girdilerindeki artış yüzde 170’e yaklaştı.
Büyük düşüş 2022’de de sürebilir
"Öte yandan artık Euro karşılığı TL’nizin olmasının yetmediğini de görmeye başladık. Çünkü kâğıt almak için Euro ile ödeme yapmanız isteniyor. Hem de o anda. Önceden bir ya da birkaç ay sonra yapabildiğiniz ödemeleri derginiz ve kitaplarınız basılmadan ödemeniz gerekiyor. Yoksa yok. Bir küçük yayınevi kaç kitabın maliyetini Euro ile peşin karşılayabilir. Öte yandan yayımlamak için bütün maliyeti hemen ödedikten sonra, o kitabın satışından gelecek paranın vadesi ne: altı yedi ay. Enflasyonla eriyerek ve çekleriniz karşılıksız çıkmazsa. Peki bir büyük yayınevi bunu ne kadar karşılayabilir... Yayımlanan kitap sayısında son bir buçuk yılda yüzde 40’a yakın düşüş olduğu görülüyor. Bu büyük düşüş 2022’de de sürebilir."
E-kitapta çok gerideyiz
Türkiye’de kültür-sanat alanına para ayıran kesimin daha çok orta sınıf olduğu da unutulmamalı. Ve son yıllarda ayyuka çıkan bir gerçek var ki, orta sınıf diye bir şey neredeyse kalmadı. Bu da bazı sektörleri doğrudan etkiliyor. Yine kendi çizgisinde yayıncılığını sürdüren bir yayınevinin çalışanı C. Aktaş, okurların yeni koşullardaki davranışlarını şöyle yorumluyor: “Sadık, okur kitlesi genelde orta sınıf mensubu oluyor ve artan yaşam maliyetlerinden ötürü bu insanlar kültüre ayırdıkları bütçeyi azaltmak zorunda kaldı. Dolayısıyla kültür kitaplarının satışındaki azalma bir sürpriz değil. Okur eskisi kadar kitap alamasa da bu durum onun okuma alışkanlığından vazgeçtiği anlamına gelmiyor. Pandemi başladığından beri pek çok okurun yeni kitap almak yerine kitaplığındaki okumadığı kitapları okumayı tercih ettiğini biliyoruz. Ancak bu geçici bir çözüm çünkü kitap sürekli ve çok çeşitli bir ihtiyaç. Yeni kitapların satışlarından da bunu anlıyoruz. Okurun kitabı tükettiği mecra açısından ise radikal bir değişiklik olduğunu söylemek güç. Basılı kitabın hâlen dominant bir pozisyonu var Türkiye'de. Son birkaç yılda sesli kitabın yaygınlaşmasında bir hızlanma oldu. E-kitapta ise beklenenin çok gerisindeyiz ve bu okurun alışkanlıkları kadar yayıncıların alışkanlıklarıyla da ilgili. E-kitap için iki temel ihtiyaç var: kitabı okuyacağınız bir cihaz ve e-kitap dökümanı. Birincisi, e-kitap okuma cihazları Türkiye'de yaygın değil, telefon ve bilgisayar ekranları da bu noktada pek tercih edilmiyor. İkincisi, Türkiye'deki çoğu yayıncı e-kitap üretimi konusunda oldukça tutucu davrandığı için çeşitlilikten yana ciddi bir sıkıntı var."
Yayın çeşitliliği azalabilir
Aktaş, esasında Türkiye’nin yayıncılık konusunda oldukça iyi bir yerde bulunduğunu, dünyada en fazla çeviri yapılan ülkelerden biri olduğunu belirtiyor. Böylesi bir kültürel altyapının her şeye rağmen koşullarla başa çıkamayıp daralmak zorunda kalacağını öngörüyor. Ekonomik koşulların doğrudan etkileri olduğu kadar, ardıl etkileri de olacak ona göre."Dövizdeki ve ekonomideki sarsıntıyı öncelikle kâğıt ve matbaa maliyetlerinde hissettik biz. Hem kâğıt hem de matbaa sarf malzemeleri tamamıyla ithal. Üstelik kâğıt zaten döviz cinsinden zamlanmıştı, üzerine TL'nin değer kaybı da eklenince matbaa maliyetlerinin toplam üretim maliyetindeki payı hiç olmadığı kadar arttı. Matbaa maliyetlerini karşılamak halihazırda bir dert ama mesele onu karşılamakla bitmiyor. Bu maliyeti ürün fiyatına yansıtmazsanız giderlerinizi karşılayamıyorsunuz ve iş sürdürülebilir olmaktan çıkıyor, yansıttığınız durumda ise kitap fiyatları yükseliyor ve okurun kitaba erişimi azalıyor. Türkiye'de öğrenciler hariç tutulursa okur kitlesi genellikle orta sınıftan oluşuyor ve orta sınıf giderek daraldığı için kitaba bütçe ayırabilen insan sayısı da azalıyor. Şu halde fiyat artırmak, kitap satışının daha da zorlaşması demek. Çoğu yayıncı çareyi yayın takvimini küçültmek ve satış şansı düşük kitapları elemekte buldu. Biz henüz böyle bir yolu tercih etmedik ancak bu genel iklimden elbette etkileniyoruz. Matbaa ve kâğıt kadar gündeme gelmeyen bir başka önemli mesele daha var: telif hakları. Türkiye dünyada en fazla çeviri kitap yayımlanan ülkelerden biri. TL'deki değer kaybı yeni kitapların yayın haklarını satın almamızı ve önümüzdeki yılı planlamamızı zorlaştırıyor. Eğer döviz krizini aşamazsak ülkemizdeki yayın çeşitliliğinin azalması maalesef oldukça muhtemel."
Yayıncılığın kendine has dinamikleri var
Pek tabii bu işin bir de çalışanlar açısından ele alınması gerek. Mevcut koşulların, yayıncılık sektöründe işten çıkarmalara, mobbinge yol açıp açmadığını sorduğumuzda aldığımız cevaplar da epey çarpıcı. C. Aktaş, şöyle diyor: "Yayıncılığın kendine has dinamikleri var. Her ne kadar kitabın fiziksel üretimi, dağıtımı ve satışı yayıncılığı bir endüstri gibi gösterse de içeriğin üretimi tamamen insanın tektipleştirilemeyecek emeğine dayalı ve bu yönüyle bir zanaattan söz ediyoruz. Yayıncılık endüstrisinin editoryal ekiplerdeki zanaatkarlar üzerinde kurduğu üretim baskısı bu açıdan öteden beri var olan, mesleğe içkin bir sorun. Ekonomik kriz halihazırda pek de iç açıcı olmayan şartları daha da zorlu hale getirdi. Çoğu yayınevi kadrolarını küçültme yoluna gitti veya maaş zamlarını düşük tuttu. Yayıncılık piyasasında hiç olmadığı kadar büyük bir "serbest çalışan" havuzu var. Eskiden iyi kötü sigortalı bir işi olan pek çok yayınevi emekçisi şu an o güvencesinden de mahrum bir şekilde günü kurtarmaya çalışıyor ya da başka sektörlerde iş arıyor. Yayıncılık okulu olmayan, yapa yapa öğrenilen bir iş ve bu aynı zamanda nitelikli emek kaybı demek ancak yayın endüstrisinin bilançolarında bu nitelikli emeğin pek bir karşılığı yok."
Acil destek önlemleri şart
Ecinniler ekibi de benzer tespitleri yapıyor. En başta, sektörde istihdamın daralması olmak üzere, çok çeşitli sıkıntıların konuşulduğunu belirtiyorlar.
Kulağımıza türlü şey geliyor elbette. Çevirmenlerin, editörlerin vd. sektör emekçilerinin hakları farklı şekillerde yeniyor zaten bir süredir. Bunun yanında bazı yayınevleri tümden kepenk kapatırken bazıları bastıkları kitap sayısını azaltmaya başladı. Bu da ister istemez istihdamın azalması demek zaten. Bizimki gibi bağımsız dergilerden de yayınını durdurduğunu, yayınına ara verdiğini duyuran veya dayanışma çağrısı yapan pek çok örnek oldu maalesef. Gidişat hiç iyi değil.
Harekete geçilmeli
Altyazı Dergisi ise kendi önlemlerini sıralarken, kurdukları yapının hiyerarşik olmayışından ötürü, mobbing benzeri durumlarla karşılaşmadıklarını, fakat sektör içerisinde bu durumun görmezden gelinemeyeceğini belirtiyor: "Altyazı yıllardır kısıtlı olanaklarla, küçük bir ekiple var olmaya devam ediyor. Kolektif üretim anlayışına sahip olduğumuz için elde edilen gelirin adaletli bir şekilde emekçiler arasında dağıtılmasına dikkat ederek yapımızı sürdürmeye çalışıyoruz. Bildiğimiz anlamda hiyerarşik olmayan bir yapıya sahip olduğumuz için çalışanlar arası çıkan sorunları kolektif bir şekilde çözmeye çalışıyoruz. Kendi iç denetim mekanizmamız yıllar içinde bu şekilde gelişti. Özellikle pandemi sürecinde kurumlar arasında iletişimin ve karşılaşma alanlarının çok azaldığı düşünüldüğünde sektörde yaşananlara dair yakinen bilgi sahibi olmak zor. Fakat birkaç yayının son dönemde maaşları düzenli ödemediğine, çalışanlarını işten çıkardığına dair duyumlar aldık.
Kısacası, sicili pek parlak olmayan bu sektörde mobbing ve baskılar, önüne geçilemeyecek ve dayanılması güç boyutlara ulaşmış durumda. Siyasal ve ekonomik krizlerin tamamen ortadan kalktığı bir ihtimalde dahi bu hususta yapılması gerekenler var. Ki mevcut durumdaki koşulları tarif etmek tam da bu yüzden imkansız hale geliyor. Tarkan’ın belirttiği şekilde, bütün bu sıkıntılar ‘geççek’ mi bilinmez ama bir an önce harekete geçilmediği takdirde, kitap okumanın ya da yayınlamanın, matbaanın icadından evvelki karanlık dönemlere gerilemesi dahi bir ihtimal. Hele ki Türkiye gibi, bu tür alanların önüne sürekli taş koyulan bir ülkede…"







