- Sen, Durmuş ailesinin bu mücadeleye verdiği 3’üncü kızıl yıldızdın. Önce 1980 yılının Aralık sonunda Hüseyin Durmuş düştü toprağa… Ardından, 1982’nin 12 Eylül’ünde Hayri Durmuş katıldı bu sonsuz yolculuğa.
- Seni hatırlatmak gerekir, çünkü kısacık ömründe sergilediğin onurlu duruş, geride bıraktığın her şeyin teminatıdır. Adaşım, arkadaşım, yoldaşım… Hatıran hep bizimle, sen bizim sönmeyecek ışığımızsın.
- Sen, iki abinin sızısını bağrına basıp o amansız serüveni yıllarca omuzlarında taşıdın. Ta ki 8 Ağustos 1995’e kadar… O gün, “Teslimiyete inat, direnişe davet” diyerek şehitler kervanına katıldın.
YILDIZ ORAL
Tarihi kazananların yazdığını söylerler. Peki kimdir gerçek kazanan? Ağır bedeller ödeyenler mi, yoksa o başarının sonuna doğru ortaya çıkanlar mı? İşte o bedel ödeyenlerden, karanlıkta sessizce ve derinden direnenlerden biri de mücadelenin ilk yıllarından, ’78’den itibaren tarihe adını yazmış genç bir kadındır: Sevgili Yıldız, benim güzel adaşım…
Yıllar gelip geçse de zihnimde ve yüreğimde hâlâ ilk günkü gibi genç, dürüst ve inançlı duran adaşımı, arkadaşımı, yoldaşımı anmamak olmaz. O’nu tanıyanlar, o günleri yaşayanlar ve bu uğurda toprağa düşenler söyleyeceklerimin en büyük tanığıdır. Gönül isterdi ki her şeyi açıkça anlatayım fakat ben sadece tanıklık ettiğim o onurlu hayatları bilirim. Hep yarım kalmış anılarla, özlemler içinde sonuçlanmış gidişlerle, paramparça olmuş yüreklerle…
Mehmet Hayri Durmuş
Abartılı cümlelere gerek yok
Seni anlatırken süslü ve abartılı cümlelerin arkasına sığınmaya gerek yok. Zaten buna ihtiyacınız da yok. Siz kişiliğinizle, karakterinizle iz bıraktınız. Sen bir insandın, ne görünmez gücün vardı ne de mucizeler elindeydi. Yaşadığın her ortama uyum sağladın. Elbette senin de yanlışların vardı, kararların tartışılırdı. Hiçbirimiz kusursuz değiliz. Seni değerli kılan şey hatasız olman değil, tüm o insani yönlerinle o yolu dürüstçe yürümüş olmandır.
Ailenin 3’üncü kızıl yıldızı
Sen, Durmuş ailesinin bu mücadeleye verdiği 3’üncü kızıl yıldızdın. Anne ve babalar için tek bir evladın yokluğu bile kor bir ateşken, bir ailenin üç fidanını toprağa vermesinin ne demek olduğunu bu acıyı yaşamayanların anlaması kolay değil. Bu acının sözlü bir karşılığı yok. Çoğu insan için bu isimler sadece birer hatıradan ibaret olabilir oysa geride bırakılanları ancak yaşayanlar bilir.
Hüseyin Durmuş
Gökyüzünden bir yıldız daha kaydı
Önce 1980 yılının Aralık sonunda Hüseyin Durmuş düştü toprağa… Ardından, 1982’nin 12 Eylül’ünde Hayri Durmuş katıldı bu sonsuz yolculuğa. Sen ise iki abinin sızısını bağrına basıp o amansız serüveni yıllarca omuzlarında taşıdın. Ta ki 8 Ağustos 1995’e kadar… O gün, “Teslimiyete inat, direnişe davet” diyerek şehitler kervanına katıldın. Durmuş ailesinin gökyüzünden bir yıldız daha kaydı.
’84 ile 90 arası yaşadıklarını sadece kulaktan dolma bilgilerle biliyoruz. Seni tanıyoruz; ne yapıp ne yapamayacağını az çok kestirebiliyoruz. Yaşamın acımasızlığı ise bazen hiç olmayacak dediğin şeyleri bile mümkün kılıyor. Gönül isterdi ki son gelişen barış sürecinde sen de olsaydın.
Özgür bir gelecek uğruna
Siz Durmuşların üç evladı da her alanda iz bırakan şahsiyetlerdiniz. Okulda, evde, arkadaşlar arasında yarattığınız etki kelimelere sığmaz. Bu mücadeleye tepeden inmediniz; en temelden başlayarak ağır bedellerle yürüdünüz. Her biriniz inandığınız yolda tek bir an bile geri adım atmadınız. Zamansız ölümleriniz bu mücadelede derin izler bıraktı.
Bu yıkım sadece üç kızıl yıldızla sınırlı kalmadı; geride bir aile, yarım kalmış hayatlar bıraktı. Kime, neye, ne uğruna? Özgür bir gelecek uğruna… Büyük analizler bir yana, geriye sadece insan ve onun kutsal yaşamı kalıyor.
Kansız, acısız tarihlerin yazılması dileğiyle… Bu, en yalın haliyle bir insanın yüreğinden yükselen çığlıktır.
45 yıllık emanet
Anlatılacak çok şey, tanıklık edilmiş büyük acılar var. Elazığ ve Bayrampaşa cezaevi süreçleri, ağır gözaltılar… Her şeyi tek tek yazmak isterdim fakat bazı gerçekler eksik kalacak. Bazı sızılar ise sadece kalbimde bir sır olarak yaşayacak. Seni hatırlatmak gerekir çünkü kısacık ömründe sergilediğin onurlu duruş, geride bıraktığın her şeyin en güçlü teminatıdır.
Sessizliğin gücüne sığınarak şu iki sessiz tanığı bırakıyorum: 1981 yılının Mayıs ayında, Elazığ Cezaevi’ne girmeden hemen önce, o ağır gözaltı sürecinin ardından eve getirildiğinde banyodan sonra dökülen ve ellerimle sevgiyle ördüğüm o bir tutam saçın… Ve bizde saklı kalan, zamanın solduramadığı o son fotoğrafın… O gün ördüğüm ve 45 yıldır sakladığım bu saç örgüsü, Kobanê’den Rojava’ya direnen kadınların simgesi saç örgülerini hatırlatır; adaşım, arkadaşım, yoldaşım…
Durmuş ailesinin üç genç evladı… Ruhunuz şad olsun. Hatıran hep bizimle sevgili Yıldız, sen bizim sönmeyecek ışığımızsın.