Yoksulluk bitse...

Toplum/Yaşam Haberleri —

Tarım işçileri / Bursa

Tarım işçileri / Bursa

  • “Çamaşır yıkıyoruz, ekmek yapıyoruz, tarlada çalışıyoruz, her şeyi ellerimizle yapıyoruz. Hiçbir güvenliğimiz yok. Akrep ve yılanların arasında uyuyoruz. Mecbur çalışmak zorundayız. Emeğimizin karşılığını alamıyoruz.”

Bursa’da tarım işçilerinin neler yaşadığını gözlemlemek için Bursa Su Kolektifi üyeleri ile birlikte Mustafakemalpaşa ilçesine gittik. Önce Koşuboğazı’nda bulunan tarla ve çadır alanlarına, ardından Çeltikçi Köyü’ne geçtik.

İşçilerin yevmiyelerine bir ay önce zam gelmiş. Günlük 350-400 TL alıyorlar ancak ücretin büyük bir kısmı temiz suya gidiyor, yüzde 10 ve 15’lik meblayı da dayıbaşı alıyor. Kadınlar ise aynı işi yapmalarına rağmen erkeklere oranla 50 TL daha az ücret alıyorlar. Kadın ve çocuk sayısı her iki bölgede de çok fazla.

Çocuklar okula gidemiyor, aileleri ile birlikte tarlada 8 saat boyunca çalışıyorlar.  

 

 

Viranşehir ve Siverek’ten geliyorlar

Buradaki mevsimlik işçilerin çoğu Viranşehir ve Siverek’ten geliyor. Çoğunun Urfa’da tarım arazileri var ancak aşırı elektrik ücretleri ve sulama masrafları nedeniyle tarlalarını ekip biçemiyorlar. Bu çadır alanlarındaki en büyük sorunlardan biri temiz suya erişim. Tuvalet ve banyoları da yok.

Tarlada çalışanların büyük kısmı ise genç ve üniversiteli öğrenciler.

İlk durağımız olan Koşuyolu Köyü’nde yaklaşık 25 tane çadır var. 60-70 kadar işçi çalışıyor. Burada işçiler domates ekiyor, çapalıyor ve topluyor. Kadın ve çocuklar tarlalarda çalışırken yaşı biraz daha ileri olan kadınlar da hanenin yemek, çamaşır ve bakım ihtiyaçlarını karşılıyor.

Toprak var ama…

Bizi gören aileler yavaş yavaş çadırların önüne bizi karşılamaya doğru geliyor. Salih Can isimli işçi, yaşadıkları sıkıntıları anlatıyor. Urfa’da topraklarının olduğunu ancak su ve elektriğin pahalı olması nedeniyle ektiği mısırların çürüdüğünü ve 80 bin TL zarar ettiğini söylüyor. Tohum, gübre, mazot ve ilaçlama fiyatları derken bu rakamın daha da arttığını ifade ediyor.  

Dilşa Doğan, Viranşehir’den 4-5 yıldır buraya geldiğini, 11 çocuğu olduğunu ve sabah 4 sularında çalışmaya başladıklarını anlatıyor. Dilşa, “Sıcak altında çalışmak çok zor. Geçim yok, memlekette yiyebileceğimiz bir şey yok. Mecbur çalışıyoruz. Birçok hastalığım var. Ben tarlada çalışamıyorum burada yemek yapıyorum” diyor.

 

 

İş kazasında ölümden döndü

Dilber Sadak ise 18 yaşında genç bir kadın. 4 yıldır Bursa'ya geliyor. Geçen hafta yaşadığı iş kazasında ölümden dönmüş. Beşinci sınıfa kadar okul okumuş daha sonra bırakmak zorunda kalmış. Karacabey'e pırasa toplamaya gittiği sırada bir an dengesini kaybettikten sonra arabadan düşmüş. Gerisini şöyle anlatıyor Dilber: “15 gündür evde yatıyorum, çalışamıyorum. Dayıbaşı ve patron hastaneye götürdü başıma dikiş atıldı. Vücudumun birçok yerinde yaralar var. Çok zorluk çekiyoruz.”

Biz Kürtler nereye gitsek

“Domates çok zor ekiyoruz, biçiyoruz çapa yapıyoruz” diyen Dilber, memleketlerinden gelmek istemediklerini ancak çalışmak zorunda olduklarını dile getiriyor. Çalıştığı parayı da ailesine verdiğini anlatan Dilber, “Onlar harcıyorlar, borca harca ihtiyaçlara gidiyor para. İzin günümüz yok, gezme imkânımız da yok. Sadece çalışıyoruz, hayatım çadırlarda geçiyor” diye konuşuyor. Bu sırada Dilber’in nenesi Emine Sadak araya giriyor. Bir yandan yırtık bir pantolona yama yaparken bir yandan da “Biz Kürtler nereye gitsek açlıkla, ölümle karşı karşıyayız” diye sitem ediyor.

Ardından tarlaya geçiyoruz. Tarlada çoğunlukla gençler var. Kadın erkek sayısı da neredeyse eşit. Kürtçe müzik eşliğinde domates topluyorlar. Fotoğraflarını çektiğimizde bazıları zafer işareti yapıyor. Dayıbaşları ve tarla sahipleri işlerin yavaşlamasından şikâyet ediyor ve tarladan uzaklaşmamızı istiyorlar. Bu nedenle çok fazla konuşamıyoruz. O sırada bir genç kadınla iş yaptığı sırada sohbet etme imkânı buluyoruz. 

 

 

Kadın mevsimlik işçi olmak

20 yaşında üniversiteli bir genç olan Melis Yaprak mikrofonu görünce konuşmak istiyor ancak yüzünün çıkmasını istemiyor. Çok zor şartlar altında çalıştıklarını kendisi açısından da hem okul okumanın hem de tarlada çalışmanın zor olduğunu dile getiren Melis, “kadın mevsimlik işçi” olmanın ne anlama geldiğini ise şu sözlerle anlatıyor: “Viranşehirliyim, orada doğru düzgün hayatımızı yaşayamıyoruz, sonra buraya geliyoruz. Burada da çok zorlanıyoruz, çadırda kalabalığız. Doğru düzgün yemek yiyemiyoruz, uykumuzu alamıyoruz. Çalışmazsak hiçbir yerde ekmek yok. Ayrımcılığa maruz kalıyoruz. Bazı yerlerde Kürt olduğumuz için dışlanıyoruz. Çalışsak da ‘çalışmadınız’ diyorlar, baya baskı altında kalıyoruz.”

Yılanların içinde başımızı yıkıyoruz

Sonra Perişan Ekinci söz alıyor. Perişan, “Manisa, Amasya, Ankara, Bursa, Polatlı, Reyhan, Ceyhan Hatay ülkede gezmediğim yer kalmadı” diye söze başlıyor. 46 yaşında ancak çalışma koşulları nedeniyle yaşına göre çok fazla çökmüş durumda. Perişan, “Hesaplarına gelince çalıştırıyorlar gelmeyince ‘tarlamdan çık’ diyorlar. Suyumuzu bile parayla alıyoruz, kilometrelerce yoldan kendi paramızla geliyoruz. Gidiş geliş derken toplam 40 bin lira araç parası veriyoruz. Hiçbir şeyimiz de yok. Yılanların içinde başımızı yıkıyoruz. Rezillik yaşıyoruz” diyor.

Geçen aylarda belediyenin kendilerine birkaç çuval un verdiğini ancak çuvalların hepsinin kurtlu olduğunu söyleyen Perişan, “Bu adalet mi? Urfa’ya dönmek istiyoruz ama orada da iş yok” diye konuşuyor.

 

 

3 kuşak tarlada

Kadınlar açısından ise koşullar daha zor. 3 kuşak tarlada beraber çalışıyor. 50- 60 yaşında çeşitli rahatsızlıkları olan kadınlar hem tarlada, hem çadır içinde çalışıyor. Tarlada doğan çocuklar var. Hamile kadınların koşullardan dolayı düşük yapma riski daha fazla, rutin kontrollerini de sağlayamıyorlar. 14 Mayıs’ta bir kadın tarlada çalıştığı sırada kalp krizi nedeniyle yaşamını yitirmiş. Engelli çocukları ile gelenler var.  Onların bakımı da ayrı bir zaman ve çaba gerektiriyor. Çamaşır ve bulaşıkları elleriyle, kirli suda yıkamak zorunda kalan kadınlar, izinsiz çalıştıklarına dikkat çekerek, “Yağmur yağdı mı otururuz gerisi hep tarla” diye yaşadıklarını özetliyor.

Bu sırada Nesih isimli 60 yaşlarındaki işçi de bir torunun Antakya’da birinin de Düzce'de tarlada doğduğunu anlatıyor. “Doğduğumdan beri bu işi yapıyoruz başka bir işimiz yok” diyor.  

Bebekken iş kazası 4 ameliyat

O sırada üç yaşındaki Seminay ile tanışıyorum. Fotoğrafını çekmemi istiyor. Sonra yanında bulunan ondan biraz daha büyük arkadaşları hikâyesini anlatıyor. Bebekken tarlada uyuduğu sırada üzerine kaynar su dökülmüş. Vücudunun büyük bir kısmı yanmış. Dört kere ameliyat olmuş 20 gün hastanede kalmış.

 

 

Mutlu değiliz 

Azize Akar…  22 yaşında, üniversite öğrencisi. “Ekmek parası için buraya geldik” diyen Azize, sözlerine şöyle devam ediyor: “Kadın olarak çok zorlanıyoruz. Hijyen yok. Kadın hastalıkları oluyor ya da kadınsal sorunlarımız oluyor. İlaç ve temizlik malzemesi bulmakta zorlanıyoruz. Çamaşır yıkıyoruz, ekmek yapıyoruz, tarlada çalışıyoruz her şeyi ellerimizle yapıyoruz. Hiçbir güvenliğimiz yok. Akrep ve yılanların arasında uyuyoruz. Geçen bir çadırda yılan bulduk.”

Ekonomik krizden yakınan Azize, daha güvenli ve hijyenik koşullarda insani bir şekilde yaşamayı talep ediyor. Mutlu olmadıklarını söyleyen Azize, asgari ücret dahi alamadıklarını vurgulayarak, röportajı şu sözlerle noktalıyor: “Emeğimizin karşılığını alamıyoruz. Bu bizi üzüyor. Bir öğrenci olarak sistemin değişmesini isterdim. Yoksulluk bitse, bu durumda olmazdık.”

HABİBE EREN - JİNNEWS/BURSA

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.