Mohammed Harbi Cezayir’in devrimci tarihçisiydi

Dosya Haberleri —

Mohammed Harbi / foto:AFP

Mohammed Harbi / foto:AFP

  • Harbi, sömürgecilik nedeniyle statü kaybı yaşayan aristokrat bir aileden geliyordu. Dini referansların milliyetçi bilincin merkezine nasıl yerleştiğini erken yaşta gözledi; ama hem Fransız hem de Kur’an okullarını eleştirdi, kendini “kültürel melez” olarak tanımladı.
  • FLN, özerk örgütlerin oluşturduğu bir cephe-parti değildi; bölgecilik, militarizm ve gizlilikle malul, sömürgecilik ve silahlı mücadele deneyimiyle biçimlenmiş çelişkili bir kuvvetler bileşimiydi. Devlet aygıtı -özellikle ordu- bağımsızlık sonrasında yeni bir burjuvazinin oluşumunu hızlandırdı; işçi sınıfını yeniden şekillendirdi, aydınları da sistem içine çekti.
  • Harbi’ye göre sınıf bilinci ile ulusal bağlılık “önceden var olan” kapasitelerin otomatik yansıması değil; ortak siyasal mücadele içinde kurulan bağlardı; anti-sömürgeci hareketlerin içe dönük şiddeti ve sınıfsal bileşimiyle yüzleşmeden ilerlenemeyeceğini hatırlattı.

Yazan: Muriam Haleh DAVİS / Çeviri: Yeni Özgür Politika

Mohammed Harbi, Cezayir’in bağımsızlık mücadelesinin içinden çıkıp ülkenin tarihine dair en önemli eserleri kaleme alan isimlerden biri oldu. Geçen ay Paris’te 92 yaşında yaşamını yitiren Harbi, yaratıcı bir Marksist düşünür ve Cezayir’de demokrasi mücadelesinin ısrarlı savunucusuydu.

Harbi, 1980’de yayımlanan ve dönüm noktası sayılan Cezayir Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin (FLN) tarihini değerlendirirken, temel hedefini “Cezayir toplumunun tarihsel özgünlüğü ile küresel kapitalizmi birbirine karıştırmamak” diye tarif ediyordu. Kitap -kışkırtıcı başlığıyla FLN: Serap ve Gerçeklik- 132 yıllık Fransız sömürgeciliğinin ardından bağımsızlığı kazanan hareket etrafında örülen efsaneleri söküp atmayı amaçlıyordu. Harbi için Cezayir’in toplumsal oluşumunu ciddiye alan bir Marksist yöntem ve Cezayir milliyetçiliğini tek sesli, hegemonik bir okuma olmaktan çıkarma çabası birbirinden ayrılmayan iki hedefti. Harbi, Cezayir’in sömürgesizleşme sürecinin Avrupa deneyimlerinden türetilmiş sınıf şemalarıyla “kolayca” açıklanamayacağını ısrarla vurguladı. Ancak ideoloji ve kültürü de değişmez özlere indirgemeyi reddetti. Bu çifte reddiye, geçmişi kavramak için güçlü araçlar sundu. Enternasyonalizmi ise, anti-emperyalist iddialar taşısa bile otoriter milliyetçi projeleri mazur görmeyen bir hatta kuruldu.

“Milliyetçi mücadelede bir Marksist”

Harbi, aileden ya da mensubu olduğu siyasi çevrelerden gelen beklentilere boyun eğmedi. Otobiyografisinde, “Milliyetçi bir hareket içinde Marksist olarak çoğu kez akıntıya karşı yüzdüm; tuzaklar ve türlü kuşkular arasında” diye yazdı.

Sömürgecilik nedeniyle statü kaybı yaşayan aristokrat bir aileden geliyordu. Dini referansların milliyetçi bilincin merkezine nasıl yerleştiğini erken yaşta gözledi; ama hem Fransız hem de Kur’an okullarını eleştirdi, kendini “kültürel melez” olarak tanımladı. Fransız okulunu ideolojik boyun eğdirmenin mekânı sayıyor, II. Dünya Savaşı’nda Vichy marşı “Maréchal nous voilà”yı söylemeye zorlanmasını tiksintiyle hatırlıyordu.

1933’te El Harrouch’ta doğan Harbi, 1945’te Skikda’ya taşındı. Milliyetçiliği izcilik üzerinden tanıdı. 8 Mayıs 1945’te Guelma ve Sétif’te yaşanan katliamlar, onun kuşağı için bir kırılmaydı. Messali Hadj’ın sürgün edilmesine karşı protestoların ardından Cezayir Halk Partisi (PPA) bayraklarının taşınması ve Avrupalılara yönelik şiddet, Fransız güçlerinin büyük bir misillemesine yol açtı; Harbi’nin ailesinden de kayıplar oldu. Tarihçilerin çoğu bağımsızlık savaşının başlangıcını 1 Kasım 1954 sayarken, Harbi Guelma ve Sétif’i “gerçek başlangıç” olarak gördü. PPA daha sonra Demokratik Özgürlüklerin Zaferi Hareketi (MTLD) adını aldı; Harbi 1946’da lisede yerel örgütün başına geçti. Skikda’daki yıllar ise onu Pierre Souyri ve anti-Stalinist “Socialism or Barbarism” çevrelerinin etkisiyle sosyalizme daha sıkı bağladı.

foto:AFP

Özgürleşmenin iki zorunlu ayağı

Harbi, ulusal mesele ile toplumsal meseleyi özgürleşmenin iki zorunlu ayağı olarak birlikte düşünmekte ısrar etti. 1952’de Paris’e gidişinden sonra da militan çizgisini bu tutum belirledi. Ancak bu yıllar Cezayir milliyetçiliği için çalkantılıydı. Messali’nin hareketi iç bölünmeler yaşadı; Harbi bunu militanlık hayatının “en acı sınavı” diye nitelendirdi.

PPA/MTLD büyük ölçüde Messali’nin karizması ve popülizmi etrafında örgütlenmişti. Zamanla üç eğilim ortaya çıktı: Messali’ye sadık “Messaliciler”; seçim siyasetini küçümseyip doğrudan eylem isteyen, lider etrafındaki “kişilik kültünü” eleştiren “aktivistler”; bir yandan liderlik tarzından rahatsız olup diğer yandan gelecekteki silahlı mücadeleye zemin hazırlayacak siyasal çözümü savunan “merkezciler”. Harbi önce bu son akıma yakındı. Daha sonra ise ayrışmaların yalnızca strateji ya da ideoloji farkı değil, önderliğin küçük-burjuva karakteriyle de bağlantılı olduğunu vurguladı.

FLN’nin “otoriter seferberliği”

Harbi’nin PPA/MTLD içindeki uzun geçmişi, 1954’te kurulan FLN’ye katılımını sancılı hale getirdi. FLN, milliyetçi alanda tekel iddiasıyla geçmiş örgütlerle köklü kopuş ilan etti; oysa Harbi’ye göre kadroların tamamı Messalici çevrelerde politikleşmişti.

Bağımsızlık savaşı sırasında FLN, Messali yanlılarının MNA çatısı altında örgütlenmesiyle birlikte, kendi rakiplerine de suikastlar düzenledi. Böylece Fransa’ya karşı savaş, aynı zamanda “savaş içinde savaş”a dönüştü. FLN mücadeleyi tekeline aldıkça Harbi istemeyerek de olsa örgüte katıldı; çoğulculuğun yokluğunu “otoriter seferberlik” diye tanımladı.

Ağustos 1956’da FLN’nin Fransa Federasyonu’na girdi; Enformasyon ve Basın Komisyonu’nda çalıştı. FLN’nin “İslami ilkeler çerçevesinde” bir devlet kurma hedefi Harbi’yi rahatsız ediyordu: Ona göre bu, dini araçsallaştırıyor ve Osmanlı dönemiyle bugünü yapay bir süreklilik içine sokuyordu. Harbi, FLN milliyetçiliğinin bir “cemaat” yaratmaya yöneldiğini; ama “toplum” kurma ihtiyacını ıskaladığını savundu.

Benzer eleştirileri eski Messalici yoldaşlarına da yöneltti: Ulusal hareketi işçi hareketinin önüne koymuşlar, Cezayirlileri “halk-sınıf” gibi yekpare bir özneye indirgemişlerdi. Harbi, Frantz Fanon gibi düşünürlerde görülen “devrimci köylü” imgelerinin de siyasal ve toplumsal gerçeklikle örtüşmediğini söyledi.

Bu tıkanmaları sömürgeciliğin yarattığı parçalanmayla açıkladı: Fransız yönetimi bölgesel ve ideolojik fay hatları boyunca kırılmış bir toplum üretmişti. Avrupa kapitalizminin doğuşuna göre kurulan sınıf kategorileri, Cezayir toplumunun sökülüp yeniden biçimlenmesini yakalayamıyordu. Harbi’ye göre FLN liderlerinin belirleyici ortaklığı “küçük burjuva” olmaları değil, sömürgecilik altında aşağı doğru toplumsal hareketlilik yaşamalarıydı; bu da onları kent ve kır kitleleriyle yeni bağlar kurmaya itmişti.

Harbi, Almanya’dan İsviçre’ye, Tunus’tan Mısır’a uzanan çalışmalardan sonra 1960’ta FLN’yle bağını kopardı. İstifa mektubunda, devrimci ayaklanmanın temel sorunlarına dair tartışmanın bilinçli biçimde çarpıtıldığını söyledi: Ülke içinden, savaşçılar ve halkla bağlı bir öncü örgüt ihtiyacı; Cezayir’in Arap birliği ve bağımsızlığı içindeki rolü; Mağrip ölçeğinde siyasal-askeri strateji; fırsatçılığa karşı mücadele; uzun savaşın koşulları.

Yine de ulusal davayı desteklemeyi sürdürdü; bağımsızlık sonrası devrimin çerçevesini çizen Trablus Programı’nın hazırlanmasına katkı sundu. Fakat bu kez de, yoldaşlarının “kapitalist yola girmeden” ilerleyebilecekleri yanılsamasını; özel burjuvazinin rolünü inkâr ederek bürokrasiyle “uyumlu bir ortaklık” kurabileceklerine dair saf inançlarını sert biçimde eleştirdi.

foto:AFP

Devlete karşı özyönetim

1962’de bağımsızlığın ardından Harbi, tarım reformu ve tarımsal özyönetim politikasının tasarımında kritik rol oynadı. Avrupalı yerleşimciler toprakları terk ederken, kırsal Cezayirliler boşalan arazilere fiilen el koydu. Uluslararası danışmanlar ve FLN’yi destekleyen kadrolar, 1963 Mart Kararnameleri’yle kamulaştırılan mülklerin yönetimini resmileştirdi.

Harbi 1963 Nisan’ında Sosyalist Sektör Ulusal Bürosu’na (BNASS) katıldı. Aynı yıl eylülde FLN’nin Révolution Africaine gazetesinin editörlüğünü üstlenerek, daha önce Jacques Vergès ve Gérard Chaliand gibi isimlerin etkisindeki yayını “Cezayirlileştirmeyi” hedefledi.

Ancak uluslararası solculara dönük “hoş geldin” havası kısa sürdü. 1964’e gelindiğinde FLN’nin sol kanadıyla Devlet Başkanı Ahmed Ben Bella arasındaki gerilim belirginleşti. 1965’te Houari Boumédiène’in darbesi Ben Bella’yı devirdi; devlet Révolution Africaine üzerindeki denetimi sıkılaştırdı. Harbi önce hapse atıldı, sonra ev hapsine alındı; 1973’te Fransa’ya kaçmayı başardı.

Harbi, bağımsızlık savaşının birçok “Üçüncü Dünya” örneğinde görülen türden bir “bürokratik devrim”e dönüştüğü sonucuna vardı. Ona göre FLN, özerk örgütlerin oluşturduğu bir cephe-parti değildi; bölgecilik, militarizm ve gizlilikle malul, sömürgecilik ve silahlı mücadele deneyimiyle biçimlenmiş çelişkili bir kuvvetler bileşimiydi. Devlet aygıtı -özellikle ordu- bağımsızlık sonrasında yeni bir burjuvazinin oluşumunu hızlandırdı; işçi sınıfını yeniden şekillendirdi, aydınları da sistem içine çekti. Harbi’nin kimi eserleri Cezayir’de yasaklandı; kimileri uzun süre kütüphanelerde bile zor bulundu.

“Çırak büyücüler” ve bugüne uzanan hat

Bağımsızlıktan bu yana Cezayir devleti, kültürel ve siyasal çoğulculuk talebiyle sürekli sınandı. 1980’deki “Berberi Baharı”nda Tamazight dillerinin okullara girmesi istendi; iktidar bunu “Arap-İslami kimliğe tehdit” diye sundu. Harbi, 1980’de yayımlanan değerlendirmesinde, ülkenin “ilkesiz çırak büyücülerin” elinde olduğunu; iktidarı korumak için sınıfları ve bölgeleri birbirine kırdırabildiklerini, “ulusal birliği bozmakla” suçlanan insanların hapiste tutulduğunu yazdı.

1990’ların iç savaşı sırasında da Harbi, çoğulculuk ve demokrasi çizgisini savundu. İslami Selamet Cephesi’nin kazanmasının beklendiği 1992 seçimlerinin iptal edilmesine karşı çıktı; kamusal alanda İslam’ın rolüne dair kuşkularına rağmen, devletin bu hamlesini meşrulaştırmadı.

2019’da Hirak adıyla anılan halk ayaklanması, bağımsızlık savaşının “gazilerinden” Abdülaziz Buteflika’yı devirdi. Harbi’ye göre bu isyan, 1962 devriminin yerine getirilmeyen demokrasi vaadini yeniden gündeme taşıyordu. Harbi daha 1975’te, “tarihi sömürgesizleştirme” söylemine rağmen resmi tarih yazımının büyük ölçüde “tahrifat ve gizleme” olduğunu; Messali’nin hain ilan edilip Abdülhamid Bin Badis gibi reformist figürlerin parlatıldığını söylemişti. Hirak günlerinde ise dışlanan birçok isim protesto pankartlarına geri döndü; sanki halk kendi devrim tarihini yeniden yazıyordu. Harbi, hareketin net bir önderlik ve sınıf programı taşımamasının sorunlarını görse de, yaratıcılığının ve dinamizminin Cezayir toplumunu yenileme gücü taşıdığını kabul etti.

Harbi’ye göre sınıf bilinci ile ulusal bağlılık “önceden var olan” kapasitelerin otomatik yansıması değil; ortak siyasal mücadele içinde kurulan bağlardı. Kurtuluş savaşından Hirak’a, o, çoğulculuk ve toplumsal özgürleşme ihtiyacını anti-emperyal milliyetçiliğe feda etmeyi reddetti; anti-sömürgeci hareketlerin içe dönük şiddeti ve sınıfsal bileşimiyle yüzleşmeden ilerlenemeyeceğini hatırlattı.

Kaynak: https://jacobin.com

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.