Zindanda koronaya yakalandı: Tahliye yerine tecrit!

Dosya Haberleri —

15 Kasım 2020 Pazar - 23:00

  • Eski Şırnak Belediye Başkanı Ahmet Ertak, rehin tutulduğu Diyarbakır D Tipi Cezaevinde koronavirüse yakalandı. Tahliye edilmek yerine tek kişilik hücreye konularak karantina altına alınan Ertak, ayrıca kronik diyabet hastası. Babasının avukatlığını da üstlenen kızı Çiğdem Ertak, “Babam dahil tüm siyasi tutsaklar büyük bir risk ile karşı karşıya” diyor.

 

BARIŞ BALSEÇER

KCK operasyonları adı altında düzenlenen komploda sahte tanık ve belgeler kullanılarak aralarında belediye başkanlarının da yer aldığı binlerce Kürt siyasetçi demokratik siyasi faaliyetlerden dolayı hapishanelere dolduruldu. Ahmet Ertak da bu siyasetçilerden biriydi. Diyarbakır’da açılan KCK Ana Davasında yargılanarak 3 yıl 5 ay tutuklu kaldıktan sonra tahliye olan Şırnak Belediyesi eski Başkanı ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi Belediyeler Birliği (GABB) eski Genel Sekreteri Ertak, dava kapsamında kendisine verilen 6 yıl 3 ay cezanın kesinleşmesi ardından 7 Şubat 2020 tarihinde tekrar hapse alındı.
Ahmet Ertak, bugün Türk devletinin Kürt siyasetini tasfiye etmek amacıyla toplama kamplarına dönüştürdüğü hapishanelerde rehin tutulan binlerce Kürt siyasetçiden biri. Tutuklanan siyasetçilerin yaşamları, hapishanelerdeki kötü koşullar nedeniyle büyük bir risk altında. Rehin tutulduğu Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevinde koronavirüse yakalanan Ahmet Ertak’ın durumunu, KCK Davasını ve aile hikayelerini kızı ve avukatı Çiğdem Ertak’la konuştuk.

‘Kürt kimliğini asla gizlemedi’
Ertak ailesi, 90’lı yıllarda sayısız köyün boşaltıldığı, faili belli cinayetlerin ve kayıpların günaşırı yaşandığı, hak ihlalleriyle sürekli gündemde olan Şırnak’tan. Tarih öğretmenliğinden istifa ederek 29 Mart 2009 yerel seçimlerinde Şırnak belediye başkanı olarak seçilen Ahmet Ertak, dört çocuk babası. Çocukların en büyüğü olan Çiğdem Ertak ise şu anda baba Ahmet Ertak’ın avukatlığını da yapıyor.
Ahmet Ertak, belediye başkanlığı öncesinde mesleği olan öğretmenlikten kaynaklı Kürdistan’ın ve Anadolu’nun birçok ilinde mesleğini yerine getirmiş, bu da ailenin sürekli taşınmasını gerektirmiş.
Babasının her zaman hak ve özgürlükler savunucusu olduğunu dile getiren Çiğdem Ertak, onun mesleğini icra ettiği dönemde hem öğretmenlerin hem de öğrencilerin problemleriyle ilgilenen biri olduğunu söylüyor. “Babam Kürt bir birey olarak Kürt halkının en temel insani haklarını savundu” diyen Ertak, babasının Şırnak’ta kısa bir süre çalıştıktan sonra Amed, Sivas, Çankırı, Mersin ve Ordu’da öğretmenlik yaptığını ifade ediyor.
“Sonrasında açtığı davalarla haklılığının kanıtlandığı sürgün süreçleri yaşadı” diyen Çiğdem Ertak, babasının öğretmenlik yaptığı bu sürede Kürt kimliğini asla gizlemediğine dikkat çekiyor.

İki ayrı dil, iki ayrı dünya
Peki sık sık şehir değiştirmek ve Batı kentlerinde yaşamak, bir Kürt çocuğu için ne anlama geliyor? Bu soruya Çiğdem Ertak, şöyle yanıt veriyor: “O yıllarda evin içerisinde Kürtçe konuşuyorduk ama dışarı çıktığımda başka bir kimlikle yaşamaya çalıştığımı hatırlıyorum. Türkçe konuşmak zorunda hissediyordum kendimi. Evde konuşulanlar, ait olduğum dünya, ailemin gündemi ile arkadaşlarımla geçirdiğim zamanda onların dünyası ve ailelerinin gündemi arasında büyük bir fark olduğunu derinden hissediyordum.”
Kürt bir öğretmen çocuğu olarak Kürdistan dışındaki illerde o dönemler ırkçılıkla karşılaşmasalar da çocuk olarak psikolojik bir baskıyı daima hissettiğini ifade eden Çiğdem Ertak, bu yaşlarda anadilinde konuşmayı reddettiğini, bilincine otosansür uyguladığını ifade ediyor. Anadilinin kendisi için en hassas konuların başında geldiğini belirten Ertak, uyguladığı otosansürün nedenini ise şöyle açıklıyor: “Ailedeki en büyük çocuk bendim. Sonrasında çocukken neden böyle bir davranışı sergilemeye çalıştığımı anlamaya başladım. Sokağa çıktığımda Kürtçe konuşursam aileme bir zarar verileceği endişesi içindeymişim. Bu bir koruma refleksiydi fakat bu koruma refleksiyle birlikte anadilimden uzaklaşmıştım ve ikili bir dünya yaşamaya başlamıştım.”

‘Asimilasyonu annem önledi’
Yaşadığının bir travma olduğunu belirten Çiğdem Ertak, sürekli yer değiştirmenin sosyal çevresinin de değişmesi anlamına geldiğini ve farklı bir kültür ve yaşamdan gelmesinin de psikolojisi üzerinde büyük etki bıraktığını dile getirerek taşındıkları her zaman adaptasyon sorunu yaşadığını ifade ediyor.
Çiğdem Ertak, anadilini konuşmaya yeniden başlamasını ise başta annesi ve babasına borçlu olduğunu ifade ederek sözlerine şunları ekliyor: “Anadilimi tekrardan konuşmamda babamın politik kimliğinin yanı sıra anneme çok şey borçluyum. Annem bizimle hiçbir zaman Türkçe konuşmazdı. Yani aslında sürekli kent değiştiren bir aile olarak asimilasyona açık çocukluğumuzu kendi kimliğimiz etrafında tutan annem oldu. Kardeşlerim Kürtçeyi öğrenerek, konuşarak büyüdüler.”
14 Nisan 2009 tarihinde Barış ve Demokrasi Partisine (BDP) yönelik Türk devletinin deyimiyle “operasyon” başlatıldı. BDP’nin 6 Ekim 2011 tarihinde açıkladığı rapora göre o güne kadar KCK operasyonları kapsamında 7 bin 748 kişi gözaltına alınmış, gözaltına alınanlardan 3 bin 895 kişi ise tutuklanmıştı. Tutuklananlar arasında 10 belediye başkanı, 8 belediye başkan yardımcısı, iki belediye başkan vekili, iki eski belediye başkanı ve 29 belediye meclis üyesi bulunuyordu. Şırnak Belediye Başkanı Ahmet Ertak da tutuklananlar arasındaydı.
Ertak, bu operasyona ilişkin şunları söylüyor: “Özellikle son yıllarda sürekli karşılaştığımız durumu babam da yaşadı. Yani muhalifseniz, özgürlük ve demokrasi arayışçısıysanız ve bunun mücadelesini veriyorsanız gözaltı, tutuklama, göç ettirilme durumlarıyla karşılaşmak sıradan bir durumdu. Babam da yaşanan tüm hukuksuzluk ve adaletsizlikten payını almış bir Kürt siyasetçi.”

KCK Ana Davasından tutuklanan eski Şırnak Belediye Başkanı Ahmet Ertak, cezaevinde
koronavirüse yakalanması ardından tek kişilik hücrede tecrit altına alındı.

 

İlk müvekkili babasıydı
Babasının gözaltına alındığı tarihte Çiğdem Ertak ise Hukuk son sınıf öğrencisidir. Babasının adliyeye çıkarıldığı gün okuldaki son sınavına girdiğini söyleyen Çiğdem Ertak, devam ediyor: “Ortada bir haksızlık vardı, bunu biliyordum, farkındaydım. Son sınavdaki sorulara verdiğim cevaplarda Kürtlerin, Kürt siyasetçilerin, insan hakları savunucularının, aktivistlerin, sendikacıların karşılaştığı bu haksızlıklara değinmiştim. Kamuoyunun KCK Davası olarak bildiği kumpas, staj dönemime denk gelmişti. Çok sayıda yasaya ve genel olarak hukuka aykırılıklar içeren bir dosya olması ve duruşmalar süreci, meslektaşlarımın ders verici savunmaları, benim için oldukça öğreticiydi. Hukukun ne olduğu, ne olması gerektiği ve yargılaması yapılan davanın hukukilikten ne kadar uzak olduğu çok açıktı çünkü.”
Avukatlık sertifikasını 2011 yılında alan Çiğdem Ertak’ın ilk müvekkili, savunmasını yaptığı ilk kişi, babası oluyor.

‘Ben onun yol arkadaşıyım’
Babasının avukatlığını üstlenmenin kendisi için ağır bir sorumluluk olduğunu belirten Çiğdem Ertak, ekliyor: “İlk kez savunma yapacak olmam, ilk müvekkilimin babam olması, dosyanın tarihi ve önemli bir dosya olması dolayısıyla ağır bir sorumluluk üstlenmiştim. Tahir Elçi ve Meral Danış Beştaş ile birlikte takip ediyorduk. Hatta mahkeme öncesinde Tahir Elçi ve Meral Danış Beştaş’a ‘Mahkemede ilk ben konuşmak istiyorum’ demiştim. Davanın siyasi kısmıyla beraber bütün iddialara ve isnatlara karşı belgeleriyle birlikte tek tek savunma yaptım.
Babamın haklılığına, yaşamı boyunca savunduklarına olan inancım bana güç de vermişti. Ağır bir yüktü ama haklı olmanın verdiği mutluluğu ve gücü hissediyordum. Her zaman babamın ifade ettiklerini, yaşam biçimini, verdiği haklı mücadelesini, uğruna çaba harcadıklarını, savunduklarını yani kavgasını verdiği barış, adalet, özgürlük, adalet mücadelesini savunmuştum. Bu benim için gurur vericiydi.”
Babası açısından da durumun farklı olmadığını belirten Çiğdem Ertak, çocuğunun kendisini savunmasından gurur duyduğunu söylüyor. Ertak, “Ben onunla yürüyen bir yol arkadaşıyım. Yaşadığı tüm haksızlıklar karşısında çocuğunun onu savunması, ailesinin verdiği mücadeleyi anlaması, yanında yer alması babama güç vermişti” diyor.

İş Kürtlere gelince...
“KCK davası, hem sayfa sayısı olarak hem de yargılananlar itibariyle büyük bir dava dosyasıydı” diyen Avukat Çiğdem Ertak, devam ediyor: “Hukuk ve Türkiye’deki mevcut yasalar, tersyüz edilmişti. İddialarla, ‘gizli’ denilen sahte tanık ifadeleriyle ve sahte belgelerle hazırlanmış, Kürt siyasetini tasfiye etmeye yönelik kapsamlı bir davaydı. Babamın Güneydoğu Anadolu Belediyeler Birliğinde yer alması, belediye başkanı seçildiği partinin yerel yönetimler sorumlusu ile yaptığı görüşmeler suç isnadı olarak tanımlanmıştı. Yerel yönetimler sorumlusunun çalışma masası üzerindeki notlarında babamın mailinin bulunması, suç isnadı olarak dosyada yer alıyordu. Üyesi olduğu siyasi partiye ‘üye aidatını’ yatırması yine suç delili olarak karşımıza çıktı. Belediye başkanı seçildiği siyasi partinin yerel yönetimlerden sorumlu eşbaşkan yardımcısıyla yaptığı bir telefon görüşmesi bulunuyor. Eşbaşkan yardımcısının ailesi için kullandığı ‘bizimkiler’ kelimesi, dosyada ‘örgüt üyelerinden bahsediliyor’ denilerek suç isnadına dönüştürülüyor.
Ayrıca o süreçte teknik ve fiziki takip de yapılmıştı. İsnat edilen ses kayıtlarına ilişkin itirazlarımız dikkate alınmadı, reddedildi. Oysa iddialar kısmına eklenen ve babama ait olduğu söylenen telefon görüşmesindeki ses, damadından bahsediyordu. Yani babam olmadığı apaçaktı. Dosyada buna yer verilmişti ama o dönem babamın bir damadı yoktu. Bunu anlatmamıza, araştırılmasını istememize rağmen dikkate alınmadı. Ses kayıtlarına ilişkin itirazlarımız dikkate alınmayarak reddedildi.”
Kumpas davalarına ilişkin önce Cumhurbaşkanlığı internet sitesinde bir rapor yayınlandığını ama sonrasında KCK Ana Davasının bu rapordaki listeden çıkarıldığını belirten Ertak, “Çünkü bu davada yargılanan Kürt siyasetçilerdi ve Kürtlere gelince işin rengi değişmişti” diyor.
Çiğdem Ertak, KCK’den yargılananlar hakkında hazırlanan soruşturma dosyalarının sonradan ismi devlet tarafından FETÖ olarak nitelendirilen Gülen Cemaati mensubu polisler ve savcılarca hazırlandığının; yargılamaların da aynı cemaat üyesi hakimlerce yapıldığının altını çiziyor. Avukat Çiğdem Ertak, Ergenekon, Balyoz gibi davalardan beraatlerin buna dayandırıldığını ama sıra Kürt siyasetçilere gelince bu kumpas dosyalarına dayandırılarak siyasi soykırımların devam ettiğine dikkat çekiyor.

“O yıllarda evde Kürtçe konuşuyorduk ama dışarıda başka bir kimlikle yaşamaya çalıştığımı hatırlıyorum. Türkçe konuşmak zorunda hissediyordum kendimi. Evde konuşulanlar, ait olduğum dünya, ailemin
gündemi ile arkadaşlarımla geçirdiğim zamanda onların dünyası ve ailelerinin gündemi arasında büyük bir fark olduğunu derinden hissediyordum.”

Hapishanede karantina...
Bu süreç sonunda Ahmet Ertak, bütün karşı delillere rağmen tutuklandı. 3 yıl 5 aylık tutukluluk ardından yargılama süreci sırasında tahliye edilen Ertak’ın dosyası, kızı tarafından Yargıtay’a taşındı. Mahkeme, dosya hakkında onama kararı verdi ve Ahmet Ertak hakkındaki 6 yıl 3 aylık hapis cezası kesinleşmiş oldu. Çiğdem Ertak, davayı Anayasa Mahkemesine de taşıdı ama henüz bir sonuç alınamadı. Ahmet Ertak, 7 Şubat 2020 tarihinde yeniden gözaltına alınarak Diyarbakır D Tipi Cezaevine götürüldü.
Babasının Ekim ayı sonlarında cezaevinde rahatsızlanması üzerine avukat görüşü yaptıklarını anlatan Çiğdem Ertak, daha sonraki gelişmeleri ise şöyle özetliyor: “Babam kendisini rahatsız hissettiğini, görüşmemizin iki gün öncesinde fenalaşarak kısa süreli bir baygınlık geçirdiğini söyledi. Görüşmemiz ardından gün, telefon görüş günüydü ama babam telefona çıkmadı. Cezaevine gittim. Covid - 19 testinin pozitif çıktığını ve tek kişilik bir odada karantinaya alındığını öğrendim. Savcılıkla yaptığım görüşmede de karantinada olması nedeniyle babamla herhangi bir görüşmenin mümkün olmadığı söylendi ama ardından hastaneye kaldırılarak tedavisinin yapıldığını öğrendim.”
Babasının aynı zamanda kronik diyabet hastası olduğunu belirten Avukat Çiğdem Ertak, kan şekerinin yükselmesinin damarlardaki kanın pıhtılaşmasına neden olduğunu, bu durumun da enfeksiyon riskini artırdığını söylüyor. Çiğdem Ertak, “Ama şu anda durumunun düzeldiğini ve taburcu edilerek hapishaneye götürüldüğünü öğrenmiş bulunmaktayız. Hala tek kişilik odada tutuluyor fakat babam dahil tüm siyasi tutsaklar büyük bir risk ile karşı karşıya” diyerek kamuoyuna duyarlılık çağrısında bulunuyor.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.