Sanatımızın statüsü yok

Kültür/Sanat Haberleri —

21 Ocak 2021 Perşembe - 22:00

  • Ortada olan bir gerçek var ki müziğimizin ya da genel anlamda sanatımızın da bir statüsü oluşmamıştır. Kürt sanatındaki kimlik vurgusu, ister istemez derinlemesine bir kimlik mücadelesine dönüşmektedir ya da dönüşmek zorundadır.

MIHEME PORGEBOL

 

Gökçe Selim, Kürt gençlerinin sesini en çok duyduğu isimlerden biri. Uzun yıllardır Siya Şevê'yle yürüdüğü Kürt rock müziği yolculuğunun yanında Ziryab dergisi başta olmak üzere Kürt müzisyenlerle yaptığı işler ve Kürt sanatının teorik yönüne dair geliştirdiği fikirler onun Kürt sanatı için önemini yeterince ortaya koyuyor.

Onlarca yıldır Siya Şevê'de birlikte müzik yaptıkları Serhat Temel onun hakkında "Hayatımda tanıdığım en doğrucu, en geçimsiz, en kendi ile problemli insanı. Müzik konusunda ise tanıdığım en disiplinli ve en ciddi insandır. Aynı zamanda müzik kulağı ondan daha iyisini bilmiyorum. Kürt müziğinin kurumsal (orkestra, konservatuvar vs) anlamda gelişmesini her konuşmada dile getiren biri o. Son olarak tabii ki iyi bir insan ve çok temiz bir dost" diyor.

Biz de Gökçe Selim ile Kürt müziği ve kültürünü, onun sanat yaklaşımı ve tecrübelerini konuştuk.

 

Geçtiğimiz günlerde Harun'a (*) da sordum, sana da sormadan edemem. Rock kültürü ile Kürdistanlıların direniş kültürü arasında bir bağ veya benzerlik kurabilir miyiz sence?

Bazen aklıma şöyle geldiği oluyor; hani Türk toplumunda eğitim olanaklarına baktığımız zaman ana okuldan tutun ilkokul, ortaokul, lise, üniversite, bunun yanında sanat liseleri ve konservatuarlar, müzik öğretmenliği bölümleri vb. olmasaydı Türkçe ya da Türk müziği, Türk edebiyatı ne halde olurdu acaba. Böyle bakınca kendi ana dilinde Kürtçe sanat uğraşı içerisindeki birçok arkadaşın gayret ve çabaları aslında inanılmaz. Hatta mevcut statü sahibi toplumsal yapılardaki sanat çevreleri ile eşdeğer bir üretim ve coşkuyu içerisinde taşımakta. Sanırım bu duruma da bir mücadele ya da direniş diyebiliriz. Bunun dışında dediğiniz gibi bir direniş gerçekliğini rock müziği ya da yarattığı etki ile kıyaslamaya kalkarsak çok da gerçekçi olmaz diye düşünüyorum. Evet, belki her ikisi de çığlık çığlığa ama Rock müzik hiçbir zaman işgale uğramadı ve bence ilk çıktığı günden beri dünyanın süper gücü. Bunun yanında Rock’ın en büyük şansı Ortadoğu’da ortaya çıkmamış olması.

 

Rock müzik eğer Ortadoğu’da ortaya çıkmış olsa işgalle yüz yüze olur muydu?

Valla bu topraklarda işgalciler dışında her şey işgal altında! Bu dediğimin sadece devletler özelinde ele alınmaması gerektiğini belirtmek isterim. Bence egemen olan ne varsa işgalcidir. Bu noktada sanat ya da nitelikli sanatın işgal ve baskı altında tutulmadığını düşünenlerin cebine, cüzdanına bakmak lazım sanırım. Bu anlayışın öyle ya da böyle egemen olanın beslemesi olduğunu görmüş oluruz. Bunu devlet, birey ve cinsiyetler özelinde değerlendirmesini size bırakıyorum. Bunun dışında daha önce yine bir yerde belirtmiştim: Ben sanatın sanat için ya da halk için olduğu tartışmalarından ziyade özgürlük için var olduğunu düşünüyorum ve konuya bu temelde derinlemesine bakınca asıl işgalin çaldığımız enstrümanda, alacalı bulacalı resimler çizdiğimiz fırçamızda veya sahneye taşıdığımız piyeslerde olduğunu söyleyebilirim. Eklemek gerekirse, Ortadoğu'da sanatın kurtuluş mücadelesinin az görünüyor olması, karşısındaki gücün devasa olmasından kaynaklı.

 

Siya Şevê'nin eserlerinde kimlik vurgusu çok öne çıkıyor. Hatta bunu görsel tanıtım ürünlerinizde de çok kullanıyorsunuz. Bu tercihinizi Rock kültürü bağlamında nasıl değerlendirmemiz gerek?

Kuşkusuz kimlik olgusu müziği de içine alan ve tüm yönleri ile hayatı anlamlandıran bir gerçek. Toplum ve bireyin kendisi olamadığı veya kendisini var edemediği bir sistemde her şey kendi gerçekliğinin inkarı üzerine kurulur. Yani kendi renginizi ortaya koyamıyorsanız başka toplumları, bireyleri, sanatçıları taklide yönelirsiniz veya onların hayatını yaşamaya başlarsınız. Bu noktada bir müzisyen ya da grup için bence en önemli şey kendi rengini bulmasıdır. Rock veya herhangi bir kültür alanının parçası olmak için de kendinize ait bir pencerenizin olması gerekir. Aksi takdirde o kültürel etkinlik içerisinde ‘seyircilerin’ de arkasında, uzak bir yerde olursunuz. Uzak bir noktadan, olan biten şeylerin rengini sesini anlamaya çalışarak geçirirsiniz zamanınızı. Bu noktada bence sanat bireyin kendine ve dışındaki hayata yakın durmasıdır. ‘İnkar edilemez’ bir kimliği ancak böyle var edebiliriz.

 

Yani eserlerinizdeki kimlik vurgusu bir nevi kendi kimliğinizi sahiplenmek mi?

Bu yönlü bir çabadır desek daha doğru olur. Çünkü Kürtçe müziğin, Kürt halkının mevcut durumundan çok da uzak veya ayrı değerlendirilebilecek bir yanı yoktur. Ortada olan bir gerçek var ki müziğimizin ya da genel anlamda sanatımızın da bir statüsü oluşmamıştır. Çok önemli yabancı okullarda -ne yazık başka alternatifi de yok- yetişmiş bir orkestra şefi bile olsanız, Kürt olduğunuz zaman ya da işlerinizi ana dilinizde yaptığınız zaman alaylı bir müzisyenden farkınız kalmıyor. Yani sizin olan basit, insani temel haklara sahip olmadan yürüttüğünüz çaba ve mücadele diğer toplumlara göre kat be kat artıyor. Onun içindir ki Kürt sanatındaki kimlik vurgusu, ister istemez derinlemesine bir kimlik mücadelesine dönüşmektedir ya da dönüşmek zorundadır.

 

Dışarıdan bakınca İstanbul’a sıkışıp kalmış bir Kürt müzik camiası görüyoruz.

Sıkışıp kalındığı ya da belirttiğiniz gibi bu durumun çok isteyerek varılan bir tercih olduğu kanaatinde değilim ama dediğinizden yola çıkarak şunu diyebilirim: Evet, vizyon sorunu bence temel bir sorun ve bu konu çoğu zaman müzisyenlerin tek başına aşamayacağı bir sorun. Kuşkusuz bu sorunu aşmanın toplumsal ve siyasal dayanaklarının olması lazım ve maalesef ki Kürt toplumunda bunu sağlayacak dayanaklar ya yeterli değil ya da yok. Bunun sonucunda potansiyel olarak içinde çok şey barındıran fakat sonuca ulaşamayan ve kendi alanına hapsolmuş bir durum ortaya çıkıyor bizler açısından. Burada sadece gayret, yetenek, amansız bir uğraş yeterli olmuyor. Yeteneğin ve gayretin daha geniş alanlara taşınması ve gerçek anlamda başarı sağlaması için önümüzü görmemiz gerekiyor. Sorunuzda dile getirdiğiniz eleştiri kısmen doğru ama bunun arka planındaki toplumsal ve siyasal durumun yarattığı etkileri de görmek lazım. Özellikle bu siyasal etkinin yarattığı özgüvensizliği de görmemiz lazım. Hatta bu özgüvensizliği tekrar vurgulayarak altını çizmek istiyorum: Peki, bir şey yapılamaz mı? Sormamız ve cevaplamamız gereken asıl soru sanırım bu.

 

Burada iki soru soracağım. Birincisi arka plandaki toplumsal ve siyasal durumun yarattığı etkiler nelerdir? İkincisi de; madem sormamız ve cevaplamamız gereken asıl soru bu, o halde soralım, “Peki, bir şey yapılamaz mı?”

Çok şey yapılabilir tabi ki. En başta da uzun vadeli olamayan, niteliksiz ve fayda sağlamayan kültürel, sanatsal yapılanmalara ve bu konudaki ısrarlara nokta koyulması veya ciddi bir dönüşüme uğratılması gerekiyor. Çünkü daha doğru, modern, planlı ve asıl önemlisi zaman kaybetmeden yeni, ciddi sanatsal yapılara ihtiyacımız var. Dolayısıyla bu ihtiyaçların dünya genelindeki alternatif, yol ve yöntemleri üzerinde durup düşünmeye ve çalışmaya mecburuz aslında. İşte mevcut siyasal, toplumsal durumun yarattığı etki ya da ‘baskı’ tam da burada devreye giriyor. Her yeni çabanın anlaşılması veya desteklenmesi yılan hikayesine dönüşüyor mesela ya da hiç görülmüyor, anlaşılmıyor. Sonuç olarak iki şey ortaya çıkıyor. birincisi mevcut olanda kalma yani kendini tekrar. İkincisi, kendi sıkıştığı alanda daralma, yani umutsuzluk. Bu sebeple, doğru bir yerden, yeniden başlamak için, bu alanın hızlı ve ciddi bir muhasebesinin yapılması lazım.

 

Müziğe dair “her şeyi artık bilgisayar yapıyor zaten” gibi bir yaklaşım var. Bu doğru mu? Her şeyi bilgisayar yapıyorsa kime müzisyen diyoruz?

Böyle düşündüğümüz taktirde bence doğru yerden bakmamış oluruz. Teknoloji çoğu şeyi kolaylaştırmış gibi görünse de, aksine ben birçok konuda zorlaştırdığını düşünüyorum. Bahsettiğiniz durumun bizi organik olmayan, yapay, tatsız bir ortama çektiğini ve sinir uçlarımıza kadar girerek bizi hissizleştirdiği gözlemleyebiliriz aslında. En son markete gittiğimde aldığım domatesin turptan farkının olmaması gibi. Toprağını kaybeden bir bitki gibi yani. Müziğin ya da genel anlamda sanatın doğal olandan hiçbir zaman uzaklaşmaması, yani bir ayağının her zaman toprak üzerinde olması gerektiği kanaatindeyim. Teknolojinin boyunduruğunda oluşan birçok şeyin var olması, iyi veya doğru yerde olduğumuz anlamına gelmemesi gerekiyor. Asıl olanı teknoloji veya bilgisayarların yarattığı kalabalıklardan ziyade görmek lazım, doğru olan sanırım bu.

 

“Toprağını kaybeden bir bitki” benzetmesini çok sevdim. Peki müzik ve diğer sanatlar için kurduğun benzetmedeki "toprak" neye karşılık geliyor?

Kuşkusuz ki kendi doğal, toplumsal ve bireysel gerçekliğimize.

 

Bir de Ziryab dergisi tecrüben var. Şu an yayını durmuş bildiğim kadarıyla…

Evet, Ziryab dergisinin belki de uzunca bir süre yayınını durdurmak zorunda kaldık. Asıl sorun ekonomik gibi görünse de, işin özü ben temel sorunun öyle olmadığını söyleyebilirim. Yani biz birkaç sayı çıkarıp genel duruma baktıktan sonra bir yol çizmeyi düşünüyorduk fakat öyle olmadı. Aslında dünyada çıkan birçok müzik dergisi gibi planlarımız arasında Festival ve Organizasyonlardan tutun, yılın en iyilerini seçmek, ayrıca yarışmalar düzenlemek, derginin farklı dillerde basımını sağlayarak birçok yere ulaştırmak vardı. Ama genel siyasi durum, pandemi ve bunun yanında belki de kendi içimizde gerekli özveriyi gösteremeyişimiz birazda buna sebep oldu. Bunun yanında şunu da söylemek isterim, ne yazık ki çevresel bir duyarsızlık da var tabi. Şöyle bir örnek vereyim size, çok sıradan ve sadece bir koreografiden oluştuğunu düşündüğüm Türkçe bir çalışma. Tuhaftır ki, bizde birçok kesim ile beraber siyasi çevreler tarafından bile, bir dönem harikası gibi paylaşıldı, konuşuldu. Oysaki biz o sırada, içerisinde birçok önemli konuyu barındıran 150 sayfalık bir dergi ve bunun yanında, yaptığımız yarışma sonucu ortaya çıkan ve yeni müzisyenlerden oluşan bir albümü paylaştık. Ne yazık ki bu bahsettiğim çevreler oralı bile olmadı. Ama şunun bilinmesini isterim. Emin olun bu sorun, yani kendine yabancılaşmak sadece bizim sorunumuz değil!

 

* https://www.ozgurpolitika.com/haberi-savasin-agirligina-rock-muzikle-cevap-verdik-8873

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.