27 yıllık tutsak kanser hastası iki yıldır hücrede

  • DGM yargılamaları sonucu ‘müebbet’ hapse mahkum edilen ve 27 yıldır tutsak olan Soydan Akay, kanser hastası olmasına rağmen tamamen keyfi ve yasadışı bir şekilde iki yıldır tek kişilik hücrede tutuluyor.

Silivri 9 Nolu Cezaevi’nde tutulan kanser hastası 27 yıllık tutsak Soydan Akay’ın kemoterapi sonrası bile tek kişilik hücrede tutulduğunu belirten arkadaşları, ”Bu denli ağır durumdayken ve uygulamaların hiçbir yasal dayanağı yokken tamamen idari bir tasarrufla bu işkencenin sürdürülmek istenmesinin istenmeyen sonuçlara yol açacağından endişe etmekteyiz” dedi.

Soydan Akay, 90’lı yılların hukuksuz DGM yargılamaları sonucu müebbet hapse mahkum edildi. 27 yıldır tutsak. TCK’ye göre müebbet hapis cezası alanlar kendileri için öngörülen 30 yıllık cezaevinde kalış süreci tamamlandıktan sonra tahliye edilir. Haklarında verilen bir hücre cezası söz konusu değilse tek başına tutulamaz; cezaevinin şartlarına göre birden fazla insanla bir arada tutulur. Kimi keyfi ve hukuksuz istisnalar dışında tüm cezaevlerinde uygulama bu şekilde. TCK’ye ve ilgili yönetmenliklere göre sadece ‘ağırlaştırılmış müebbet’ hapse mahkum edilenler tek başına tutulur.

İki yıl önce hücreye atıldı

Ağırlaştırılmış değil, müebbet hapse mahkum edilen Akay, iki yıl öncesine kadar da tek başına tutulmadı. Dört yıl önce devlet içi çatışmanın yaşandığı 15 Temmuz sonrası tutuklulara yar açılması gerekçesiyle Silivri 9 Nolu Cezaevi’nden önce 5 Nolu Cezaevi’ne, sonra da Maltepe Cezaevi’ne gönderildi. İki yıl önce Maltepe Cezaevi’nden tekrar Silivri 9 Nolu’ya getirilmesine rağmen, eskide birlikte kaldığı arkadaşlarının yanına verilmedi.  Tamamen keyfi ve yasadışı bir şekilde tek kişilik hücrelerde tutulmaya başlandı.

Üstelik kanser hastası

Tüm girişimlere ilk önce, ”Bu durum geçicidir. Gözlem süreci bitince arkadaşlarının yanına vereceğiz” denilmesine rağmen hiçbir şey değişmedi. Akay, iki yıldır ağır bir tecrit altında tutuluyor. Bu ağır tecrit koşullarını daha da ağırlaştıran ise Akay’ın aynı zamanda kanser hastası olması. Üç yıl önce prostat kanseri teşhisi konuldu. Ağırlaştırılmış tecride alındığından zaten sınırlı olan hastane koşulları içerisinde tedavi imkanları aranıyordu. Bu süreçte sağlık durumu daha da ağırlaştı. Bir kanser hastası için uygun tedavi şartları yanında, sosyal çevre ve psikolojik ortamın ne denli önemli olduğu defalarca cezaevine yönetime hatırlatıldı, ancak böylesi özgün durumlarda mevcut yasaların bile esnetilmesi gerekirken, yasanın ve yönetmenliklerin dışına çıkarılarak tecride mahkum edilmekten vazgeçilmedi.

Tek kişilik sohbet mi olur?

Akay, ”Sohbete çıkarıyoruz” adı altında sohbet yerine dalga geçer gibi tek başına çıkarılmak isteniyor. Akay da bu durumu protesto ederek çıkmıyor. Sohbetin en az iki kişi arasında gerçekleşen bir eylem olduğunu bilen cezaevi idaresi, yarayı kanatırcasına bu uygulamayı sürdürüyor.

Kemoterapi sonrası da yalnız

Silivri 9 Noludaki tutsak arkadaşları adına durumunu anlatan bir mektup gönderen Nevzat İçen, en son bu salgın döneminde kemoterapi görmek için hastaneye kaldırıldığını ve tekrar cezaevine getirildiğini duyduklarını yazdı. İçen, şunları anlattı: ”Kemoterapi uygulamasının bağışıklı sistemini ne hale getirdiği, bu uygulamaya maruz kalan bireyin nasıl halsizleştiği, yaşamsal ve manevi desteğe ihtiyaç duyduğu biliniyor. En azından bu acil ve hayati durumdan sonra kendisine de yardımcı olunabilmesi için bizlerin yanına verilir diye bir ihtimal umutlanmıştık, ancak olmadı. Tüm girişimlerimize rağmen mevcut durum ısrarla sürdürülmek isteniyor. Bu durum, ‘ceza içerisinde ceza’ anlamına gelebilecek bir tabloyu bile fersah fersah aşan bir durumdur. Açık bir işkence ve intikam uygulamasıdır.

İstenmeyen sonuçlardan endişe

Arkadaşımızın başı ağrısa, başını tutabilecek bir bardak su istese suyunu verebilecek tek bir kişi yanında bulunmamaktadır. Arkadaşımız böylesine bitkin ve halsiz haldeyken hem salgın hem de özgün hastalığı nedeniyle olabildiğine hijyenik bir ortamda kalması gerekiyor. Bu hijyenik ortam yataktan kalkması bile zahmetli olan bu arkadaşımız nasıl sağlayacaktır? Bu denli ağır durumdayken ve uygulamaların hiçbir yasal dayanağı yokken tamamen idari bir tasarrufla bu işkencenin sürdürülmek istenmesinin hiç istenmeyen sonuçlara yol açacağından endişe etmekteyiz.

Bu uygulamayı sürdüren sorumludur

İki yıllık tüm girişim, diyalog ve arayışlarımıza rağmen yasal ve insani taleplerimizi görmezden gelen ilgili tüm birimler olası kötü sonuçların baş müsebbibi olacaklardır. Buradan belirtmek isteriz ki, arkadaşımızın başına gelebilecek herşeyin sorumlusu bu uygulamayı inatla sürdürenlerin bizzat kendisidir.”

HABER MERKEZİ


Tedavileri engellendi

İHD’li Ahmet Çiçek, cezaevlerinde salgın gerekçe gösterilerek tedavilerin engellendiğini söyledi.

Cezaevlerinde hak ihlalleri her geçen gün artıyor. Hasta tutsaklara yönelik hak ihaleleri ise had safhaya ulaştı. Bunun son örneği Osmaniye 2 Nolu T Tipi Cezaevi’nde yaşandı. Ağır hasta tutsak olmasına rağmen tedavi edilmeyen Sabri Kaya, tahliye edildiği gün yaşamını yitirdi. İnsan Hakları Derneği Hapishane Komisyonu’nun verilerine göre, Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) “Cezaevinde kalamaz” raporu verdiği 458’i ağır bin 334 hasta tutuklu bulunuyor. İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi’nin verilerine göre, Ege Bölgesi’nde 84’ü ağır 261 hasta tutuklu var.

 

Veda hakkı bile tanınmadı

 İHD İzmir Şubesi Hapishaneler Komisyonu Üyesi Ahmet Çiçek, hasta tutukluların tedavilerinden, can güvenliğine kadar sorumluğunun devlete ait olduğunu hatırlattı. Devletin yaklaşımının uluslararası sözleşmeler doğrultusunda insani ve vicdani olması gerektiğini vurgulayan Çiçek, “Deyim yerindeyse Sabri Kaya göz göre göre ölüme gönderildi. Veda hakkı dahi kullandırılmadı. Bu ölümden, Adli Tıp Kurumu’ndan tutun da Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı’na kadar bütün kurumlar sorumludur. Defin aşamasındaki yaşananlar da bilinmektedir. Bu yaklaşım, benden olmayanlar ölsün, yaklaşımıdır” şeklinde konuştu.

 

Tedavi hakkı gasp ediliyor

 Çiçek, ağır hasta tutsakların çoğunun kanser, hepatit, mide rahatsızlıkları, akciğer, solunum, eklem, iskelet sistemi ve deri hastalıkları olduğunu vurguladı. Bu tarz hastalıklara sahip cezaevinde olmayan insanların zamanlarının büyük bir bölümünü hastanede tedaviyle geçirdiğini söyleyen Çiçek, buna karşı tedaviye ulaşımının büyük sıkıntı olduğunu ifade etti. Çiçek, karşılaştıkları hak ihlallerini şöyle sıraladı:

  • Genel olarak tutsakların yaşadığı hak ihlalleri; kalabalık koğuşlar, ayakta sayım vermeye zorlanma, basılı yayınlara, kitaplara ulaşamama, dilekçelerin işleme sokulmaması gibi.
  • Hasta olmalarından kaynaklı yaşadıkları hak ihlalleri; kontrollere götürmeme veya zamanında götürmeme, üst araması, eleman yokluğu nedeniyle tedavilere götürmeme, ilaçlara ulaşamama veya zamanında verilmemesi, rapor için ATK’ye götürülmeme veya randevunun çok geç bir zamana verilmesi gibi.
  • Hastalıklarının özel durumlarından kaynaklı uğranılan hak ihlalleri var; özel beslenme gerekenlere, diyetisyenin verdiği beslenmeye göre yemek vermeme, baston, tekerlekli sandalyeye ihtiyacı olanlara ihtiyacını karşılamama ya da geç karşılama, tek başına yaşamını idame ettiremeyecek olanları tahliye etmeme gibi hak ihlalleri de gözleniyor.

 

Hala telafi edilebilir

 Çiçek, hasta tutsakların, koronavirüsü nedeniyle hastanelere götürülmediğini, kontrol zamanları gelenlerin kontrole gidemediğini ve tedavilerinin ileriki süreçteki planlamalarının yapılamadığını kaydetti. Çiçek, ”İlaçlara ulaşmakta sorunlar yaşadılar. Bu durumun sonuçları önümüzdeki günlerde hasta tutuklularda olumsuzluk olarak yansıyacak. Hala infaz yasasındaki eşitliği sağlama, 65 yaş üstü ve hasta tutukluların riskini ortadan kaldırma açısından geç değildir. Yeter ki vicdanlı, insan merkezli yaklaşılsın. Düşman hukuku ile yaklaşılmasın” dedi.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.