39 yıldır sınırları aşıyor, çözümsüzlüğü aşamıyor

20 Nisan 2022 Çarşamba - 19:00

  •  Türk devleti, Kürtlerin gasp edilen haklarını iade etmek yerine bunun mücadelesini veren PKK’yi “bitirme” adı altında 1983’ten itibaren resmi sınırlarını aşan askeri saldırılar yapıyor. 
  •  Türk iktidarları, çözümsüzlük batağında çoklu krizlerle boğuşup her defasına savaşa sarıldı, ancak yeni can kayıpları ve kaynakların halktan çalınmasının ötesine geçemedi.
  •  Başaramadığı halde şimdi de “Pençe-Kilit”i ekleyerek sürdürüyor, ancak 39 yıldır nüfusu ve nüfuzu giderek büyüyen PKK bitmedi ve Kürt sorunu da bütün varlığıyla çözüm bekliyor. 

Türk devleti, şimdiye kadar şaşaalı isimlerle, asker sayısı ve konvansiyonel silah kapsamını hep genişleterek 30’un üzerinde şansını denedi. Şimdi de her zamanki ortağı KDP ve onun desteğiyle Güney Kürdistan’ın tüm stratejik alanlarına serptiği askeri ve istihbari üsleri, en büyük güvencesi. Türk sömürgeciliğinin fiyaskoyla sonuçlandığı halde dinmeyen sahte zafer ihtiyacı ile KDP’nin muhtaç olduğu iş birliği, yeni bir işgal saldırısını. beraberinde getirdi. Türk tarafı, Bradost ve Xakûrkê alanına dönük 14 Aralık 2017’de başlattığı ve kademe kademe genişlettiği saldırıları, geçen yılki gibi denemesi gibi kapsamlılaştırıp kalıcı hale getirme ve tüm gerilla sahaları arasındaki bağlantıyı kestikten sonra son darbeyi vurma gayretinde.

Türk devleti, 1983’ten beri Güney Kürdistan’a “sınır ötesi” saldırılar düzenliyor. PKK’ye karşı bu saldırılarla yetinmeyen Türk devleti, aynı zamanda KDP’nin desteğiyle kurduğu askeri ve istihbari kamplarla Kürdistan’ın bu parçasından da egemen olmaya çalışıyor. Türk devleti, 1991’de Medya Savunma Alanları’na düzenlediği “sınır ötesi” saldırını ardından Hewlêr-Dihok-Zaxo hattında kurduğu istihbarat kamplarını, zamanla askeri üslere çevirerek, binlerce asker ve zırhlı araç yerleştirdi. KDP’nin iş birliğiyle Güney Kürdistan’da Medya Savunma Alanları’nı ablukaya almak için sınır hattına paralel olarak yapılan kamplarla bölge üzerinde hakimiyet kurulmaya çalışıldı. 

Türk devleti, 1983’ten itibaren PKK’yi hedef alan “sınır ötesi” operasyonlar yaptı, hepsine şaşaalı isimler verdi ve hiçbirinden de umduğunu bulamadı. Hatırlatalım;

* Türk devleti ilk “sınır ötesi” denemesini 1983’te dönemin darbe lideri Kenan Evren ile Bağdat arasında imzalanan “Sınır Güvenliği ve İşbirliği Anlaşması”nın ardından yaptı. Türk ordusu, 25 Mayıs 1983’te “Sıcak Takip Operasyonu”nu başlattı. 7 bin asker katıldı ve ‘sınır’ 5 kilometre kadar aşıldı. Aralıklarla süren saldırılar 2 Haziran 1983’te geri çekilmeyle sona erdi. 

* PKK’nin Kuzey Kürdistan’da silahlı eylemleri başlatmasının ardından Ekim 1984’te 2. saldırı yapıldı.

* 3. saldırı, 12 Ağustos 1986’da yapıldı ve 15 Ağustos’tan itibaren ilk hava saldırısı da 10 uçakla eşlik etti. 8 bin askerle karadan saldırılar gerçekleşti. PKK’nin yanı sıra KDP kampları da hedef alındı. Aralarında sivillerin de olduğu çok sayıda pêşmerge şehit düştü. Türkiye’nin hava saldırısına ilk uluslararası tepki ise kabul edilemez olduğunu ifade eden Libya lideri Muammer Kaddafi’den geldi. İran ise saldırıda Kürt sivillerin katledildiğini teyit etti. Bundan sonra yine 4 Mart 1987’de 30 savaş uçağı ile düzenlenen saldırılarda bölge ağır bombardımana tutuldu. 

* “Süpürge” adı verilerek 1991’de yapılan “sınır ötesi” saldırı, adıyla kaldı. Ancak artık KDP’nin de giderek katılımı başladı.

*  Aynı yılın Ekim ayında KDP’nin desteğiyle iki saldırı daha yapıldı. İşte bu saldırılar sonrası Güney Kürdistan’da Türk devletinin istihbarat kampları kuruldu.

* Türk ordusunun gerilla karşısında ağır darbeler almasının ardından dönemin Türk Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Öcalan’a “Savaşın yoğunluğunu düşürün” mesajı gönderirken Türk ordusu başka hesaplar yapıyordu. Mayıs 1992’de “Sızma” isimli bir saldırıyla 8. kez şansını denedi. 6 Mayıs’ta başlatılan saldırıdan sonuç alınamadı.

* Türk ordusu, 12 Ekim 1992’de 15 bin asker, karadan tank, top ve obüs; havadan da helikopter ve savaş uçaklarının desteğiyle yeni bir saldırı başlattı, ancak gerilla karşısında sadece 20 gün durabildi.

* Akıbetleri, seleflerinden farklı olmayan iki saldırı daha yapıldı; 10 Haziran 1993 ve 28 Ocak 1994’te.

* Türk ordusu, 6 Şubat 1994’te Mezrê ve Kariyêderî bölgelerini hedef aldı ama bu girişimi de hüsranla sonuçlandı.

* Nisan 1994’te aynı bölgede aynı akıbete uğrayan bir saldırı daha yaptı. 

* Türk ordusu 1995’te büyük hazırlıkların ardından iddialı bir saldırıya girişti. Kıbrıs İşgal Harekatı‘ndan sonra yaptığı en büyük “sınır ötesi” saldırısını “Çelik” adıyla 20 Mart 1995’te yaptı. 13 generalin komuta ettiği ve 35 bin askerin katıldığı saldırının hedefinde Heftanîn vardı. KDP destekli bu saldırı da ancak 45 gün sürdürülebildi. 

* Bir yıl sonra iki kez daha yöneldi. 6 Mart’taki ilk saldırını hedefi Sineht, Heftanîn ve Kelareş hattı oldu. “Atmaca Tokat” adı verilen saldırıda siviller hedef alındı. Aynı yılın Aralık ayının son günlerinde Türk ordusu, yine KDP’nin desteğiyle saldırdı.

*  Türk ordusu, yıllar geçtikçe asker sayısını ve teknik donanımını arttırdı. 1997’nin ilk saldırısına ise “Balyoz” adı verildi. 14 Mayıs 1997’de başlayan saldırıya bu kez 50 bin asker katıldı. Türk ordusuna ait iki helikopterin düşürülmesi ve komuta kademesinin imha olmasından sonra fiili olarak sonlandırıldı.

*  “Balyoz”dan umduğunu bulamayan Türk devleti, Eylül’de bu kez 100 tank ve 10 bin askerle yeni bir “sınır ötesi” başlattı. KDP destekli bu saldırının adı “Çekiç”ti ve “Balyoz”un kaderini paylaştı. Ancak bu saldırıdan sonra daha önce 1992’de Zaxo başta olmak üzere birçok istihbarat merkezleri kuran Türk devleti, bu merkezleri tank, top ve ağır silahlarla donatarak askeri karargahlara çevirdi. Özellikle Batufa, Kanîmasî, Bamernê ve Şêladizê’ye çok sayıda asker konuşlandırıldı.

*  Umudunu yitirmeyen Türk ordusu, bir kez daha PKK’yi yenmeyi murat etti. 1998’in bahar aylarında bu kez 40 bin askerle “Murat” ismiyle Güney Kürdistan’a girdi ama muradına eremedi.

*  1999’a gelindiğinde Türk ordusu, 24. kez “sınır ötesi” saldırıdaydı. Adı da öncekilerini aratmayacak kadar iddialıydı. “Sandviç” ismi verilen saldırıda da akamet uğradı.

*  KDP ile birlikte 4 Mayıs 2000’de Heftanîn’e yönelen Türk ordusu, dört gün sonra çekilmek zorunda kaldı. 

*  Türk ordusu 25. “sınır ötesi” denemesini de Aralık 2007’de hava desteğiyle yapmak istedi. Daha çok hava saldırılarılarıya yapılan saldırıdan da sonuç alınamadı.

*  Yaşar Büyükanıt’ın büyük bir gösteriyle 21 Şubat 2008’de başlattığı “Güneş Harekatı“ isimli saldırıyla Zap hedef alındı, ancak büyük bir direnişle karşılaştı. Onlarca asker kaybeden ve bir helikopteri düşürülen Türk ordusu, 29 Şubat günü zar zor çekilebildi. Dönemin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un yanı sıra ABD, Almanya ve İngiltere gibi devletlerden de tepkiler geldi.  

* Türk ordusu 17 Ağustos ve 24 Ekim 2011 tarihleri arasında da Güney Kürdistan’a birçok saldırı düzenlendi. Türk savaş uçakları başta Kandil ve Kato Dağı çevresini yoğun şekilde bombardımana tuttu. Bu saldırılar sırasında bölgede bulunan sivil yerleşim yerleri de zarar görürken, siviller bölgeyi terk etmek zorunda kaldı.  

*  Türk ordusu, 23 Temmuz 2015’te Suriye tarafından açılan ateşle astsubay Yalçın Nane’nin öldürülmesinin ardından DAİŞ’e karşı operasyon başlatacağı iddiasıyla 25 Temmuz’da “Şehit Yalçın Nane Operasyonu”nu başlattı. Fakat hedefte DAİŞ yerine Kürt bölgeleri Zap, Metîna, Basyan, Kandil, Xakurkê, Heftanîn, Avaşîn ve Garê vardı. Bu bölgeler savaş uçakları tarafından yoğun bombalamaya maruz kaldı.  

*  Türk ordusunun Bradost ve Xakûrkê’yi işgal saldırılarının birinci aşaması, 14 Aralık 2017’de başladı. Bradost bölgesine dönük işgal saldırılarının ikinci aşamasına 11 Mart’ta devam edildi. 11 Mart 2018’de başlayanın adı ‘Kararlılık’tı. Güney Kürdistan sınırının 15 kilometre içinde düzenlenen saldırısı sırasında stratejik noktalara üsler kuruldu. KDP ve Irak hükümetinin de desteğiyle kurulan bu üslerden kara saldırılarının yanı sıra Türkiye’den kalkan uçaklarla Zap, Avaşîn ve Metîna gibi bölgeler defalarca bombalandı. Bradost ve Xakûrkê’ye dönük işgal saldırılarının üçüncü aşaması 5 Nisan’da başladı. İşgalci Türk ordusu, Bradost bölgesine yoğun askeri yığınak yaparak kendisini sınır dışında kalıcılaştırmaya çalıştı. 

* İlk olarak Xakûrkê’ye yönelik 28 Mayıs 2019’da “Pençe” adıyla başlatılan saldırı ise çeşitli isimlerle devam ediyor. İlk saldırı 12 Temmuz 2019’a kadar devam ederken, saldırılarda savaş uçakları Rewanduz ilçesinin Saye, Sevek ve Hellemun köyleri bombaladı. Hemen arkasından 13 Temmuz 2019’da başlayan “Pençe-2” ise Zaxo-Barzan bölgesini de kapsayacak şekilde genişletildi. Bu saldırılarda Xelîfan, Koner, Şoşnê, Şoşnê Tepesi, Çiyadil, Geliyê Kevrit, Xakurkê, Miharê Vadisi ve Bradost kırsalı yoğun şekilde bomba ve top atışlarına uğradı. Hemen ardından başlatılan “Pençe-3”te de Heftanîn alanları hedef alındı. “Pençe-Kartal”, 15 Haziran 2020’de başladı; eş zamanlı olarak Şengal, Mexmûr, Zap, Heftanîn, Avaşîn, Kandil ve Derabi savaş uçakları tarafından bombalandı. İki gün sonra, 17 Haziran 2020’de, “Pençe-3” ilerlenen Heftanîn’in daha da güneyine “Pençe-Kaplan” başlatıldı. Türk devleti, böylece 40 kilometre kadar içeriye girildiğini öne sürdü. 

* Garê’ye bağlı Siyanê’ye 10 Şubat 2021’de 50’den fazla Türk savaş uçağınınbombardımanıyla birlikte helikopterler de havadan indirme girişiminde bulundu. Türk güçleri, gerillanın direnişiyle karşılaştı ve 13 Şubat 2021’de apar topar çekilmek zorunda kalırken, hava saldırıları ile kimyasal silah kullanımı sonucu HPG’nin elindeki 12 asker, polis ve MİT üyesi ile Başûrê Kurdistanlı bir kişiyi katletti. 37 elemanını kaybeden Türk ordusunun kaçışıyla son bulan Garê’yi işgal saldırısında 15 gerilla şehit düştü.

* Garê hezimetinin ardından 23 Nisan’ı 24’üne bağlayan gece “Pençe-Yıldırım” ve “Pençe-Şimşek” adlarıyla Metîna, Avaşîn ve Zap’a kapsamlı işgal saldırısı başlatıldı. Türk ordusu, Garê hezimetini aşmak istedi, ancak bir yıldır istediği sonucu alamayıp tıkandığı için 17 Nisan’dan beri de “Pençe-Kilit” eklendi. 

Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan, dünkü konuşmasında “Pençe-Kilit harekatı ile amacımız hem Irak topraklarını terör örgütünün tasallutundan arındırmak hem de ülkemizin sınır güvenliğini garanti altına almaktır” iddiasında bulundu. 15 Ağustos Atılımı’nın yapıldığı 1984’ten AKP dönemine kadar 8 farklı başbakanın kurduğu 13 hükümet gibi AKP hükümetleri de sorununun çözümünü imhada aradı fakat ne “PKK bitti” ne de Kürt sorunu çözüldü.

 

MİT ve Parastin kardeşliği

Türk devletinin Güney Kürdistan’da ağırlık verdiği çalışmaların başında istihbarat geliyor. Türk Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ile KDP’nin istihbarat örgütü Parastin’ın yakın iş birliği biliniyor. Bu iç içelik sayesinde MİT, artık Parastin ve KDP’nin içinden de eleman devşiriyor. MİT ve Parastin elemanlarının doğrudan istihbaratları sayesinde onlarca saldırı düzenledi ve Şengal’den Süleymaniye’ye kadar şehadetler yaşanıyor. Kürt Özgürlük Hareketi, bu konuda uyarı ve bilgilendirme yapmasına rağmen sürüyor. 

Türk devletinin kuruluşunda ‘emek’ verdiği KDP’ye yakın bazı medya kuruluşları da algı operasyonu, sahada fizibilite çalışmaları ve bilgi toplama için kullanılıyor. Bu medya organları içerisinde direkt olarak MİT’e çalışanlar olduğu biliniyor. 

Türk devleti, istihbarat merkezlerini daha çok KDP’nin hakim olduğu Hewlêr, Dİhok ve Zaxo gibi kentlerde yoğunlaştırdı, ancak YNK bölgesini de ihmal etmedi. YNK hakimiyeti altındaki Süleymaniye, Halepçe, Germiyan hattında ‘eleman’ ve ‘özel şirket’ örtüleriyle gizli hareket eden bazı kurumlar var.

Kerkük gibi Türkmenlerin de yaşadığı bölgelerde de MİT patentli Irak Türkmen Cephesi (ITC) ve onun başında bulunan Erşad Salihi gibi parti ve isimler kullanılıyor. 

Türk devletinin Güney Kürdistan’daki diğer bir silahı ise Türk firmaları. Başta inşaat sektörü olmak üzere bin 350’den fazla Türk şirketi Güney Kürdistan’da faaliyet yürütüyor. Bu firmalardan bazılarının paravan olduğu ve direkt MİT’e çalıştığı ortada.

 

Kaynaklar savaşa taşınırken kriz ve yoksulluk derinleşiyor

Türk hükümetinin sürdürdüğü savaşın, krizi ve yoksulluğu daha derinleştireceğini belirten ekonomist Özgür Müftüoğlu, savaşın faturasının da topluma çıkarıldığını söyledi.

Uzun zamandır ekonominin kötüye gittiğini hatırlatan Müftüoğlu, gelinen aşamada yüksek enflasyon ve gıda gibi en temel ihtiyaçlara bile toplumun ulaşamadığı bir durumla karşı karşıya olunduğunu ifade etti. “Ekonominin içinde bulunduğu durum krizin ötesinde bir çöküşü gösteriyor” diyen Müftüoğlu, çatışma süreçlerinin ve silahlanmanın ekonomik anlamda ciddi bir yük olduğunu vurguladı. Bu yükün büyük ölçüde toplumun üzerine yıkıldığının altını çizen Müftüoğlu, “Bu çatışmalı durumdan kim karlı çıkar? Sermaye kesimi ya da iktidar karlı çıkar. Siyasi iktidar bir takım politikalarını bununla sürdürmek ister. Ortaya çıkan fatura büyük ölçüde toplum tarafından ödenir. Biz bunu zaten geçtiğimiz süreçlerden de biliyoruz. Türkiye’nin bütçesinin çok önemli bir kısmı neredeyse yüzde 20’lere kadar yaklaşan kısmı ‘savunma’ denen daha çok savaş ekonomisine ayrılıyor” dedi. 

Savaşa bütçe ayrılması konusunu Türkiye’deki emekçilerin iyi düşünmesi gerektiğini dile getiren Müftüoğlu, şöyle devam etti: “Bu hem vergilerden oluyor hem de sosyal harcamalar veya bugün bizi gıda krizi ile karşı karşıya getiren uzun yıllardır tarıma ve hayvancılığa kaynak ayrılmadığı için oluyor. Kaynaklar silahlanmaya ve savaş bütçelerine ayrıldığı için öbür tarafta toplumun temel ihtiyaçlarını karşılayacak, yeni istihdam yaratacak, yatırım olanağı oluşturacak alanlara kaynak aktarılmıyor. Dolayısıyla da bu doğrudan doğruya bir yoksullaşmayı beraberinde getiriyor.” 

Savaşın, var olan krizi ve yoksulluğu daha da derinleştireceğini ifade eden Müftüoğlu, “Bir an önce barışın öne çıkarılmasını gerektiğini düşünüyorum. Özellikle yoksul emekçi halk, barış meselesinde sesini daha çok çıkarmalı ve taleplerini dile getirmelidir. Halkın faturayı ödememek içinde ayrıca barışı savunması gerekir” şeklinde konuştu.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.