5 Nolu direniş, işkenceyi boşa çıkardı

Dosya Haberleri —

14 Temmuz 2022 Perşembe - 21:00

Nurettin Anyık

Nurettin Anyık

  • Yaklaşık 16 yıldır İsviçre’de bulunan ressam Nurettin Anyık, Esat Oktay'ın eliyle yapılan saldırıların Büyük Ölüm Orucu'yla büyük bir darbe aldığını söylüyor ve ekliyor: “PKK'nin çizgisi ve ideolojisi ortama hakim kılınarak direnişle devletin yönelimi boşa çıkarıldı.”

ÖNER POLAT

PKK'nin öncü kadrolarından Eşref Anyık'ın kardeşi Nurettin Anyık ile Kürt halkının direnişini 1970'li yıllar ve sonrasındaki tanıklığını konuştuk. Apocu hareketin çıkış noktası olan 1977 yılına gelindiğinde ağabeyi Eşref öncü kadrolarla tanışan Anyık, “Apocu hareket bizim bölgede giderek yaygınlaşıyordu. Ağabeyim dahil, arkadaşlar partileşme çalışmalarına yoğunluk veriyordu. Mustafa Gezgör, Abdullah Hançer, Kazım Demirtaş gibi arkadaşlar bu dönemde şehit düştüler” diye belirtiyor. 

Partileşme sonrası 1978 yılında kendisinin de eğitim alanında çalışmalara dahil olduğunu ifade eden Anyık, şunları söylüyor: “Bu dönemde gençliğin eğitimi esas alınıyordu. Devletin yönelimi ve saldırıları da bu dönemde başladı. Hilvan-Siverek bölgesinde çatışmalar yoğunluktaydı. Çatışmalar Hilvan, Siverek, Viranşehir, Mardin, Kızıltepe, Batman ve Amed'de devlet ve çetelerinin yönelimiyle aralıksız sürüyordu. Eşref'te bu dönemde Siverek ve Hilvan bölgesine geçmişti. Hilvan'ın kırsal bölgelerinin bir yerinde Bucak aşireti ve devlet ordusuyla yaşanan çatışmada ağabeyim Eşref Anyık yaralı olarak yakalandı. Urfa'da ve Diyarbakır'da işkencelere maruz bırakılıyor. Daha sonra hareketin ilk kadrolarıyla Diyarbakır Askeri Cezaevi’ne gönderiliyor.”

Hedef PKK kadrolarıydı

12 Eylül Askeri Cuntası geldiğinde henüz 15 yaşındayken düzenlenen bir operasyonla birlikte babası Şehmus Anyık ile Viranşehir'de yakalandığını dile getiren Anyık, “Bir kaç ay Urfa polis merkezinde süren işkencelere maruz bırakıldım” diyerek, babasıyla birlikte Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi’ne gönderildiğini söylüyor.

Anyık, “5 Nolu Cezaevi'nde yoğunluklu olarak PKK hareketinin kadroları, sempatizan ve yurtsever kitle başta olmak üzere diğer Kürt sol hareketlerinden kalabalık bir tutuklu kitlesi vardı. Fakat devletin esas hedefi PKK kadroları ve sempatizanlarıydı. Bu yüzden bizlere yönelen işkence ve kişiliksizleştirme saldırıları hem psikolojik hem de fiziki olarak durmaksızın devam ettiriliyordu. Bu dönemde PKK kadroları direnişi örgütlemek için cezaevinde çeşitli arayışlar içerisinde ilk etapta ortak hareket etmenin yol ve yöntemlerini zorluyordu” diye ifade ediyor. 

Newroz ateşini gürleştirdi

Bu dönemde açlık grevi eyleminde Ali Erek’in şehadete ulaştığını aktaran Anyık, şöyle devam ediyor: “Bu şehadet saldırıların kesilmesine yetmemişti. Bir eylemin başarıya ulaşması için birlikte hareket etmenin gerekliliğini öngören önder kadrolar tarafından gerekli koşulların oluşturulmasına yönelik çalışmalar başlatıldı. Mazlum Doğan Newroz günü 3 kibrit çöpü yakarak yaşamına son verdi. Bu 3 kibrit çöpünü yakarken biri özgürlük, biri bağımsızlık, biri de belasına sevdalandığım ülkem için diyerek 4. kat 9. hücrede kravatıyla kendisini asarak eylemini bütün dünyaya duyurmak istedi. 

Mazlum Doğan'ın bu eylemi cezaevinde çok büyük bir yankı uyandırdı. Birçok arkadaşa direniş yükseltmesi konusunda ilham kaynağı oldu. Koğuşlarda Mazlum Doğan'ın kendini yaktığı sanılıyordu. Oysa 3 kibrit çöpüyle Newroz'u kutlayan Mazlum ateşi görselleştirerek kendine sembol olarak seçip eylemini bizlere duyurmuştu. 33'üncü Koğuşta Ferhat Kurtay, Eşref Anyık, Necmi Öner ve Mahmut Zengin arkadaşlar Mazlum Doğan'ın bu eylemini esas alarak direnişi daha da büyütmek gerektiği kararlılığıyla 17 Mayıs'ı 18 Mayıs'a bağlayan gece üzerlerine neft ve tiner dökerek ateşi gürleştirdiler.” 

PKK iradesini herkese gösterdi

Bu eylem hem TC devletinde hem de zindan yapısında herkeste büyük bir etki bıraktığını sözlerine ekleyen Anyık, faşizmin saldırılarını ve yönelimlerini kabul etmeyen PKK hareketinin iradesini herkese gösterdiğini ifade ediyor. 

Esat Oktay'ın eliyle yapılan saldırıların Büyük Ölüm Orucu'yla büyük bir darbe aldığını dile getiren Anyık, “Daha sonra direniş daha kapsamlı ve kitlesel olarak devam ettirildi. PKK'nin çizgisi ve ideolojisi hakim kılınarak direnişle devletin yönelimi boşa çıkarıldı” diye vurguluyor. 

15 Ağustos atılımı umut yarattı

1983 yılında cezaevinden çıkan Anyık, o süreci “Devletin sürgün yasasına maruz bırakılarak her gün karakola imza atma zorunluluğum vardı. Bu dönemde sürgün edilmeme rağmen  gitmeyi reddettim. Annem babam ve kardeşlerimle ailecek Hatay'ın Hassa ilçesine göçmek zorunda kaldık” diyor. 

15 Ağustos 1984 Atılımı’nın kendilerinde büyük bir umut yarattığını dile getiren Anyık, “Dolayısıyla ben de bu dönemde ara ara Viranşehir'e gidip gelmeye başladım. Burada bulunma sebebim esasında arkadaşlarla ilişkilenip özgürlük saflarına katılmaktı” diye ifade ediyor. Ancak 1984'ün sonunda yapılan bir gece operasyonuyla yakalanan Anyık, yaklaşık 1 yıl Urfa Viranşehir Cezaevi'nde kalır.

Resim sevdası ağabeyimden miras

Resme olan ilgisinin ağabeyi Eşref'ten aldığını söyleyen Anyık, “Kendisi çok güzel resim çizerdi ve bu beni çok etkilerdi. Aynı cezaevindeyken farklı koğuşlarda kalmamızdan dolayı bir arada kalamadık. Ama birlikte olduğumuz dönemlerde benimle çok ilgilenirdi. Kitap okur ve devrim hikayelerini anlatırdı. Resim sevgim bana abimden kalan bir olguydu ve hiç bir zaman resme olan inanç ve sevgimi terk etmeyeceğim” diye belirtiyor.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.