İzlerin peşine düşen yönetmen
Dosya Haberleri —

Gökhan Çetin
Wan’da katledilen üniversite öğrencisi Rojin Kabaiş’in hikayesini “Kırık Terazi” belgeseliyle anlatan yönetmen Gökhan Çetin ile konuştuk.
- İlgimi çeken şey, kurgulanmış olanın ötesinde, gerçekten var olan anların, duyguların ve insanların izini sürmek. Yaptığım işlerde anlatı ile tanıklık arasında net bir ayrım yok. Hikayeyi kurarken bile o anın gerçeğine sadık kalmaya, bozmadan aktarmaya çalışıyorum.
- Bazen bir bakışta, bazen yarım kalmış bir cümlede, bazen de uzun süre içimde sessizce duran bir huzursuzlukta beliriyorlar. Kırık Terazi, Soğuk Mezar ve Vatansız gibi işler de böyle ortaya çıktı. Önce bir duygu geliyor; açıklayamadığım, ama peşini bırakamadığım bir his...
ARZELLA BEKTAŞ
Amedli yönetmen Gökhan Çetin, son olarak Wan’da yaşamını yitiren üniversite öğrencisi Rojin Kabaiş’in hikayesini anlattığı “Kırık Terazi” filmiyle izleyicilerin karşısına çıktı. ''Kırık Terazi’’ ilk kez 15 Mart’ta Amed’de izleyiciyle buluştu; 23 Nisan’da ise Wan’da gösterildi. Yönetmen Gökhan Çetin, daha önce mülteci bir kadının yaşam mücadelesini anlatan “Vatansız”, Cizre’de sokağa çıkma yasağı sırsında yaşamını yitiren 10 yaşındaki Cemile Çağırgan’ın hikayesini konu alan “Soğuk Mezar” ve ''Ronahiya Malê'' adlı belgesel filmleriyle dikkat çekmişti. Belgesel sinemayı, hafızanın kırılgan yerlerinde dolaşan ve küçük izler bırakan bir tür olarak gördüğünü ifade eden Gökhan Çetin, ''Eğer bir iz bırakacaksa, bunun çok büyük olmasına gerek yok. Dürüst olması yeterli. Çünkü bazen en kalıcı şeyler, en sessiz olanlardır'' diyor. Çalışmalarında gerçeklik ile estetik arasında bir tercih yapmadığına da dikkat çeken Gökhan Çetin, dürüst bir bakışın kendi estetiğini yarattığını belirtiyor.
Gökhan Çetin ile basın muhabirliğinden sinemaya uzanan sürecini, belgesel filmin hayatındaki yerini ve çalışmalarını konuştuk.
Çalışmalarınızda güçlü bir “tanıklık” hissi var. Sinemayı daha çok bir anlatı aracı mı yoksa bir tanıklık biçimi olarak mı görüyorsunuz?
Sinemayı tek bir yere ait hissedemiyorum. Bazen bir hikaye anlatıyorum bazen de tanıklık ediyorum. Ama beni daha çok çeken şey bir iz bırakma, gerçek hikayelere tanıklıktır. Kamera benim için sadece anlatmak aracı değil, aynı zamanda görme, kaydetme ve hatırlama biçimidir. Yaşadığım coğrafyada çok fazla şey oluyor ve çoğu zaman bunlar görünür olmuyor. Ben de bunun peşindeyim.
O yüzden yaptığım işlerde anlatı ile tanıklık birbirinden çok ayrılmıyor. Çünkü ilgimi çeken şey, kurgulanmış olanın ötesinde, gerçekten var olan anların, duyguların ve insanların izini sürmek. Bu yüzden yaptığım işlerde anlatı ile tanıklık arasında net bir ayrım yok. Hikayeyi kurarken bile o anın gerçeğine sadık kalmaya, onu mümkün olduğunca bozmadan aktarmaya çalışıyorum. Belki de sinemayı benim için özel kılan şey tam olarak bu hem anlatmak hem de tanıklık etmek arasında sürekli gidip gelen o ince çizgidir.
Kırık Terazi, Soğuk Mezar ve Vatansız gibi çalışmalarınızda gerçeklik çok güçlü bir şekilde hissediliyor. Bu hikayeleri bulma ve anlatmaya karar verme süreciniz nasıl gelişiyor?
Hikayeleri bulduğumu düşünmüyorum aslında daha çok onların bana rastladığını hissediyorum. Bazen bir bakışta, bazen yarım kalmış bir cümlede, bazen de uzun süre içimde sessizce duran bir huzursuzlukta beliriyorlar. Kırık Terazi, Soğuk Mezar ve Vatansız gibi işler de böyle ortaya çıktı. Önce bir duygu geliyor; açıklayamadığım, ama peşini bırakamadığım bir his. Sonra o hissin etrafında insanlar, mekanlar, sesler yavaş yavaş şekilleniyor. Anlatmaya karar vermek ise daha sessiz bir süreç. Kendime şu soruyu soruyorum “Bu hikayeye gerçekten bana, bize, bizlere neleri anlatıyor?”
Belgesel üretirken etik sınırlar sizin için ne ifade ediyor? Kamera ile müdahale etmemek ile hikayeye dahil olmak arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz?
Belgeselde etik benim için dışarıdan çizilmiş kurallardan çok, içeride sürekli konuşan bir ses gibi. Kamerayı her açtığımda, sadece neyi gösterdiğimi değil, neyi görünür kıldığımı da düşünmek zorundayım. Bazen bakmak bile bir müdahaledir. O yüzden mesele yalnızca geri çekilmek ya da dahil olmak değil ne zaman duracağını, ne zaman yaklaşacağını hissedebilmek. Bazen kamera bir adım geri çekilir ve hayat kendi akışında konuşur. Bazen de orada kalmak, tanıklığı sürdürmek gerekir. Ben o dengeyi kesin çizgilerle kurmuyorum. Daha çok bir mesafe duygusuyla ilerliyorum. Karşımdaki insanın, hikayenin ve anın kırılganlığına zarar vermeden orada kalabilmek belki de bütün mesele budur. Bazı anlar vardır dokunduğun anda değişir. Benim için etik, o ana mümkün olduğunca dokunmadan, ama onu da yalnız bırakmadan eşlik edebilmektir.
Çatışma bölgeleri ve hak ihlalleri gibi ağır konuları işlerken sinemasal dilini nasıl kuruyorsunuz? Gerçeklik ile estetik arasında bir tercih yapıyor musunuz?
Ağır hikayelerin kendi ağırlığına inandığım için, onların üzerine fazladan bir estetik kurmaya çalışmıyorum. Zaten o gerçekliğin içinde yeterince sert, yeterince sarsıcı bir dil ve yaşam var. Benim yaptığım şey, biraz geri çekilip o dili duyulur kılmak. Çatışma, kayıp ya da hak ihlali gibi meselelerde, görüntünün güzel olmasıyla hiçbir zaman ilgilenmiyorum. Daha çok doğru olup olmadığıyla ilgileniyorum. Çünkü bazen estetik, gerçeğin üzerini örtebilir; onu yumuşatabilir. O mesafeyi kaybetmemeye çalışıyorum. Gerçeklik ile estetik arasında bir tercih yapmıyorum belki, ama eğer bir seçim yapmak zorunda kalırsam, her zaman gerçeğin tarafında dururum. Çünkü inanıyorum ki, yeterince dürüst bir bakışın içinde zaten kendi estetiği vardır.
Belgesel sinemanın toplumsal hafıza oluşturmadaki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Çektiğiniz filmlerin geleceğe nasıl bir iz bırakmasını istersiniz?
Belgesel sinemayı, hafızanın kırılgan yerlerinde dolaşan bir şey gibi görüyorum. Unutmaya çok meyilli bir dünyada, bazı anların kaybolmasına izin vermeyen sessiz bir direnç gibi. Toplumsal hafıza dediğimiz şey aslında sürekli eksilen, silinen, yeniden yazılan bir alan. Belgesel ise oraya küçük izler bırakıyor. Büyük iddialarla değil belki, ama inatla. “Bu yaşandı” demenin, tanıklık etmenin bir yolu olarak. Benim için önemli olan, filmlerin kesin cevaplar vermesi değil; geleceğe bir his, bir iz, belki bir soru bırakabilmesi. Yıllar sonra birinin o görüntülere bakıp, o ana dair bir şey hissedebilmesi belki de hiç tanımadığı birinin hayatına kısa bir anlığına temas edebilmesi. Eğer bir iz bırakacaksa, bunun çok büyük olmasına gerek yok. Dürüst olması yeterli. Çünkü bazen en kalıcı şeyler, en sessiz olanlardır.
* * *
Gökhan Çetin kimdir?
1991 yılında Amed’de doğan Gökhan Çetin 7 yıl farklı basın kuruluşlarında gazetecilik yaptı. Son 5 yıldır ise belgesel ve kısa film yönetmenliği yapmakta. Sinemacılığına dair, ''Yaşadığım coğrafyada beni etkileyen birçok hikaye oldu, bunların çoğuna birebir tanık oldum. Rojin Kabaiş’in hikayesinde olduğu gibi. Bu hikayeleri kameramla kaydetmeye karar verdim'' diyen Gökhan Çetin daha önce Avrupa Birliği kısa film yarışmasında ve Hamburg Kürt Film Festivalleri dahil dört ödül aldı. Genelde insan hikayeleri ve portre çalışmaları yapmakta.
Önümüzdeki dönemde sizi nasıl projelerde göreceğiz? Anlatmak istediğiniz yeni hikayeler neler?
Önümüzdeki dönemi net çizgilerle tarif etmekte zorlanıyorum. Çünkü henüz adı konmamış, ama içimde dolaşan hikayeler var. Daha çok bir yön hissi… Şu sıralar beni çeken şey, daha sessiz, daha içe kapanan hikayeler. Büyük olayların değil, onların geride bıraktığı izlerin peşine düşmek istiyorum. Kaybolan, unutulan ya da hiç duyulmayan seslere biraz daha yaklaşmak isterim. Belki mekan olarak daha dar, ama duygusal olarak daha derin alanlara bakacağım. İnsanla, hafızayla ve zamanla kurduğumuz ilişkiye biraz daha yakından temas eden işler ve kendi coğrafyamda yaşanan gerçekler. Kesin olan tek şey şu: Yine tanıklığın sınırlarında dolaşan, acele etmeyen, bakmayı ve beklemeyi bilen hikayeler anlatmak istiyorum. Çünkü bazen en güçlü anlatı, biraz daha uzun süre sessiz kalabilmeyi göze alandır.
* * *
Şüphelilerden DNA alınsın
Wan’da siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcisi kadınlar, "Rojin Kabaiş dosyasında üniversitede görevli kim varsa DNA’ları alınmalı” çağrısında bulundu. Mezopotamya Ajansı'ndan (MA) Özlem Yacan'a konuşan DEM Parti Tuşba İlçe Yöneticisi Hatice Orhan, “6 yıl sonra failler ortaya çıktı ve yeniden yargılanmaya başlandı. Bu durum kabul edilecek bir şey değil. Devlet artık failleri saklamasın, yargılasın. Eğer saklamasaydı 1 yıldır Rojin’in katilleri ortaya çıkardı. Biz kadınlar Rojin’e ne oldu? Demeye devam edeceğiz ve mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.
Kadın Katliamlarına ve cezasızlık politikasına dikkati çeken DEM Parti Belediyesi Meclis üyesi Macide Varhan ise, “Hem Rojin hem de Gülistan’ın katledilmesinin ve faillerinin korunmasının arkasında devlet ve devletin politikaları var. Rojin’i kim katletti? Failleri artık açıklansın. Biz bunun cevabını istiyoruz. Bizim de çocuklarımız okullarda, bizler geceleri başımızı yastığa rahat bırakamıyoruz. Gülistan’ın faillerini neden 6 yıl sonra buldular? Yeter artık. Rojin ve Gülistan’ın failleri de sisteme sırtını yasladı” dedi.
İHD Wan Şube Eşbaşkanı Ayten Kıran da, “Rojin Kabaiş dosyası bir an önce şeffaf bir şekilde yürütülsün ve failler ortaya çıksın. Rojin Kabaiş dosyasında üniversitede görevli kim varsa DNA’ları alınmalıdır. Biz kadınlar buradan bir kez daha sürecin takipçisi olduğumuzu belirtiyoruz” dedi.
Barış Anneleri Wan Meclisi Üyesi Hanife Koçak ise, “Rojin, okul okumak için geldi ve daha 3 günü dolmadan katlettiler. Gülistan Doku, 6 yıl önce Dêrsim’de kayboldu. Sonuçlarını gördük. Bizler çocuklarımızı büyütüp okumak için gönderiyoruz ama bize çocuklarımızın cenazesi geliyor. Adalet Bakanlığına buradan sesleniyoruz Rojin’in faillerini bulun” çağrısında bulundu.
* * *
Ne olmuştu?
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) öğrencisi Rojin Kabaiş, 27 Eylül 2024'te yurttan ayrıldıktan sonra kendisinden haber alınamamıştı. Kaybolduğu günün ertesinde (28 Eylül), Van Gölü sahilinde kendisine ait cep telefonu, kulaklık, su ve kek bulunmuştu. 21 yaşındaki üniversite öğrencisi Kabaiş'in cansız bedeni, 18 günlük arama çalışmalarının ardından 15 Ekim 2024 tarihinde Van Gölü kıyısındaki Tuşba ilçesi Mollakasım Mahallesi sahilinde bulunmuştu. Rojin Kabaiş'in cansız bedeni kaybolduğu üniversite sahilinden yaklaşık 24 kilometre uzaklıkta tespit edilmişti. Kabaiş Ailesi'nin adalet ve hukuk mücadelesi ise sürüyor.















