Unutma, Gülistan hâlâ bulunamadı
Dosya Haberleri —

Fidan Ataselim
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Sekreteri Fidan Ataselim ile Gülistan Doku dosyasını konuştuk
- Adaletin nasıl işlediğine ve meselelerin sistem içerisinde nasıl ele alındığına dair çeşitli ipuçları veriyor. Örneğin tam bu süreçte birçok delilin ortaya çıkması, dosyanın üzerine gidilmesi, valinin bile tutuklanması bize bir şey anlatıyor. Karartma sürecinin içerisinde yetkililerin nasıl bilinçli olarak yer aldığını gösteriyor.
- Bu dava, diğer birçok kadın cinayeti ve şüpheli kadın ölümündeki şüphelerimizi neden artırıyor? Burada bizim yapmamız gereken şey süreçlerin üzerine gitmek ve mücadeleyi unutturmamaktır. Unutturmadığımız ve üzerine gittiğimiz sürece, yapılması gerekeni yapıp mücadeleyi sürdürdüğümüzde mutlaka sonuç alacağız.
MIHEME PORGEBOL
Türkiye’de kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümleri toplumsal mücadelenin en can yakıcı başlıklarından. Bir kayıp dosyası olarak başlayan ve yıllar içinde sembole dönüşen Gülistan Doku dosyası ise bu anlamdaki en çarpıcı örneklerden biri olarak yeniden gündemde. Altı yılın ardından dosyada yaşanan yeni gelişmeler, Türkiye’de adalet mekanizmasının nasıl işlediğine, hangi koşullarda harekete geçtiğine ve toplumsal baskının rolüne dair önemli çıktılar sunuyor. Biz de Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Sekreteri Fidan Ataselim ile Gülistan Doku dosyasındaki gelişmeleri konuştuk. Ataselim, “Gülistan'ın nerede olduğu bu kısa süre içerisinde tespit edilebilirse edilir, edilemezse her şey yine belirsizliğe bırakılır” diyor.
Aslında herkesin sorduğu esas soru şu: Ne oldu da seneler sonra Gülistan Doku cinayetinin üzerine gidiliyor? Bir de size soralım…
Bu çok yerinde bir soru. Bu soru aslında ülkenin içerisinde bulunduğu duruma ve adalet sisteminin çürümüşlüğüne ışık tutuyor. Adaletin nasıl işlediğine ve meselelerin sistem içerisinde nasıl ele alındığına dair çeşitli ipuçları veriyor. Örneğin tam bu süreçte birçok delilin ortaya çıkması, dosyanın üzerine gidilmesi, valinin bile tutuklanması bize bir şey anlatıyor. Karartma sürecinin içerisinde yetkililerin nasıl bilinçli olarak yer aldığını gösteriyor. Kimileri yeni gelen savcının çabalarına dikkat çekiyor. Elbette bunun payı yadsınamaz bir gerçek. Ama Türkiye koşulları içerisinde savcının bunu kendi kendine yaptığını söyleyemiyoruz. Birçok parametre devreye giriyor. Akın Gürlek'in Adalet Bakanı olması, siyasi iktidarın kendi içerisindeki çekişmeleri, bu çekişmelerin bir sonucu olarak dosyanın hesaplaşmanın bir parçasına dönüştürülmesi… Bunlara dair de çeşitli yorumlar yapılabilir.
Bunların tamamını hem ayrı ayrı hem de birlikte mümkün görüyoruz…
Şunu diyebilirim Porge; bütün bunlar kamuoyunda dile getirilirken mücadele hep göz ardı ediliyor. Altı yıl oldu. Unutulabilirdi bu dosya, gündemden düşürülebilirdi. Bugün dosyanın genişlemesini, şüphelilerin üzerine gidilmesini, gizli tanığın konuşmasını sağlayan birincil faktör mücadeledir. Ailenin mücadelesi, kadın örgütlerinin mücadelesi, baroların mücadelesi, arkadaşlarının mücadelesi sayesinde bugün bu dosyada gelişme yaşanabildi. Atılan adımlardan herkes bir şeyler çıkarmaya çalışıyor ya da çeşitli spekülasyonlar ortaya atılıyor ama eğer aile konunun takibini bu düzeyde ısrarla yapmasaydı, kadın örgütleri konunun üzerine bu düzeyde gitmeseydi, hep beraber altı yıldır “Gülistan Doku nerede?” diye aynı soruyu sormasaydık, bugün bunları konuşmuyor olacaktık. O yüzden birinci faktör mücadele.
Gülistan Doku davasında devletin bütün imkanlarına karşı bir ailenin mücadelesine tanıklık ediyoruz. Bu tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Dosyadaki gelişmelere hepimiz bir yanıyla “umut ışığı” diyerek seviniyoruz ama bu gelişmeler yıllardır eleştirisini yaptığımız cezasızlık rejiminin gerçekliğini ortaya koyuyor. Biz Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu olarak bir yıl içerisinde öldürülen kadınların verisinden çok şüpheli kadın ölümleri verilerini konuşur olduk -ki Gülistan Doku, bunun da ötesinde bir kayıp olgusuydu. Ölümden net bir şekilde bahsedemiyorduk çünkü ciddi bir belirsizlik içerisinde bırakılmıştı. Bu belirsizlik aslında cezasızlığın en uç boyutudur. Belirsiz bırakarak konuyu kaderine terk etmiş olursunuz. Mesela Adalet Bakanlığı, “toplumda infial yaratan diğer faili meçhul cinayetlerin de üstüne gideceğiz” demiş. Bu dosyaların üzerine kamuoyunda gündem olmaya başladıklarında gidilmeye başlanması ne kadar acı… Hep konuşuyoruz ya “sosyal medya adaleti diye bir şey var” diye; böyle olması gerekmemeli.
Adalet Bakanlığı bünyesinde “kuşkulu ölümler ve faili meçhul cinayetler”le ilgili olarak yeni bir birim kurulacağı söyleniyor. Buna dair özel bir birim kurmaları iyi ama benim dikkatim şurada olacak: Bizim dile getirdiğimiz, takip ettiğimiz, toplumsal olarak ele aldığımız şüpheli kadın ölümleri ve faili meçhul bırakılmış olan cinayetlerin dışında bilmediğimiz dosyalara da bakacaklar mı? Biz buna bakmalıyız. Çünkü konu sadece bizim bildiğimiz cinayetlerle sınırlı değil.
Gülistan Doku dosyasında devlet mekanizması içerisindeki vali, emniyet görevlileri, hastane başhekimi gibi isimlerden söz ediliyor. Delilleri karartmak için kamu kaynakları, makamlar ve yetkiler kullanılmış. Büyük miktarda paralar konuşuluyor. Abarakov ailesinin bir otelde üç-dört ay ağırlandığı söyleniyor. SIM kartından mesajlaşmaların ve hastane kayıtlarının silindiği iddia ediliyor. Kamunun bütün kaynakları delil karartmak üzere seferber edilebiliyorsa birçok dosyadaki şüphelerin üzerine de bu gözle gidilmeli.
Peki son gelişmeler ışığında davaya baktığınızda işletilen hukuki süreç hakkında ne düşünüyorsunuz? Şu an hukuki soruşturma ve süreç olması gerektiği gibi işliyor mu?
Şu an üzerine gidilmesi gereken asıl mesele, gerçekten sonuç almamızı sağlayacak olan şey “Gülistan Doku nerede?” sorusunu sormaya devam etmek. Çünkü Gülistan'ın nerede olduğu bu kısa süre içerisinde tespit edilebilirse edilir, edilemezse her şey yine belirsizliğe bırakılır diye düşünüyorum. Faillere ilişkin soruşturma daha da derinleşecek gibi gözüküyor. Bu anlamıyla açıklamalar yapılıyor, savcı çeşitli bilgilendirmeler yapıyor, gazeteci dostlarımız elinden geldiğince bu bilgileri bizlerle paylaşıyorlar. Hepimizin gündeme getirmesi gereken en kritik şey, Gülistan'ın bulunması.
Bir diğer önemli gelişme de İçişleri Bakanlığı’nın faillere ilişkin başlattığı soruşturma. Konunun İçişleri Bakanlığı’na bağlı bürokrasideki uzantıları soruşturulacak. Akın Gürlek “soruşturmanın ucu nereye giderse gitsin, hukukun üstünlüğü önemlidir” diyor ama bakalım soruşturmanın ucu en baş sorumlulara da gidecek mi? Hesap vermek zorundalar. En baş yetkililer de hesap vermek zorunda. Dönemin İçişleri Bakanı da, Adalet Bakanı da sorumludur. Kimin bu süreç içerisinde sorumluluk ve yükümlülüğünü ne düzeyde yerine getirip getirmediği, cinayetin bir parçası olup olmadığı soruşturulmalı. Her bir yetkilinin hesap vermesi gerekiyor. Altı yıl boyunca Gülistan Doku'nun fotoğrafını taşıyan gençler gözaltına alındı. Basın açıklamalarına saldırıldı. Bunlar, şu anda tutuklu bulunan valinin talimatıyla yapıldı ama bu vali kendi başına mı hareket ediyordu? Bu süreç herkesin bütün yönleriyle baştan aşağıya hesap vermesi gereken bir süreçtir.
Vali Tuncay Sonel aynı zamanda bir kayyum…
Zaten bu durum meselenin nasıl bütünsel olduğunu ve yaşadıklarımızın birbirini nasıl etkilediğini gösteriyor. Bütün bunlar tesadüf değil. Barışa ne kadar ihtiyacımız olduğu bir kez daha ortada. Bir kentte seçilmiş yerine, kayyum atanırsa o kayyum da o şehirde her şeyi yapabileceğini, delilleri dahi karartabileceğini düşünür. Kayyum olarak atanmış bir valinin Gülistan Doku cinayetinde şüpheli olması tesadüf olabilir mi? Dêrsim’de işlenmiş başka suçlar olduğu da anlatılıyor. Çeşitli mekanlardan bahsediliyor. Bunların üzerine gidilmesi gerekir. Ama en başta o dönemin tüm sorumlularının hesap vermesi gerekir. O zaman gerçekten ciddi bir adım atılıyor mu atılmıyor mu anlamış oluruz.
Öte yandan, tüm gelişmeler ailenin ve kadın örgütlerinin mücadelesi sayesinde gerçekleşti ve umarız ki Gülistan Doku’yu bulacağız. Ben bunun umudunu taşıyorum ama altı yıl hiç az bir süre değil. Altı yıl boyunca konuyu her gündeme getirdiğimizde “halkı kin ve düşmanlığa sevk etmek”le itham ediliyorduk. Bugün gelinen aşamada “ne iyi yapmışız öyleyse” diyorum. Altı yılın sonunda 15 şüpheliden bahsediyoruz; vali, valinin oğlu, polisler… Ve sayı artacak gibi de gözüküyor.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu olarak Gülistan Doku davasının diğer benzer davalara dair umut vereceğini düşünüyor musunuz?
Tabii ki ve bunun peşindeyiz. Kadınların güvenliğini sadece bakanlıkların, partilerin ve savcıların inayetine, vicdanına ve makamlarına bırakacak değiliz. Gülistan Doku bizim için bir örnek. Biz zaten yıllardır kadın cinayetlerinde ve şüpheli kadın ölümlerinde kamu kurumlarındaki yetkililerin de yargılanması gerektiğini, soruşturmalara dahil edilmesi gerektiğini söylüyoruz. Bu illa söz konusu kişilerin bir delil karartma içerisinde olduğuyla ilgili de değil. Söz konusu kişi, yetkileri doğrultusunda koruma yükümlülüğünü yerine getirmiş mi, getirmemiş mi? Yapması gerekeni yapmış mı, yapmamış mı? Biz idarenin bu çerçeveden bakması gerektiğini hep anlatıyorduk. İşte Gülistan Doku örneği ne kadar haklı olduğumuzu gösteren bir örnek oldu. Bu açıdan, Gülistan Doku davası hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde sonuçlandığı takdirde resmi mercilerin yaklaşımı açısından da önemli bir örneğe dönüşebilir.
Siz de dikkat çektiniz; Gülistan Doku davası, devlet kademelerindeki yetkililerin kadın cinayetlerinin karanlıkta bırakılmasındaki payına da önemli bir örnek. Açıkça bir mekanizma işliyor. Bu fotoğrafı sistem açısından nasıl okuyorsunuz?
Son zamanlarda okullardaki çeteleşmelerden, suça sürüklenen çocuklardan, bu çocuklar üzerinden büyüyen çetelerden bahsediyoruz. İşte eğer bir suç örgütü ve organizasyonu aranıyorsa, bu suçun nasıl ortaya çıkarılacağını Gülistan Doku davasına bakarak görebiliriz. Bu dava diğer birçok kadın cinayeti ve şüpheli kadın ölümündeki şüphelerimizi neden artırıyor? Çünkü sistem, kadın cinayetleri için elverişli bir sistem. Burada bizim yapmamız gereken şey, süreçlerin üzerine gitmek ve mücadeleyi unutturmamaktır. Unutturmadığımız ve üzerine gittiğimiz sürece, yapılması gerekeni yapıp mücadeleyi sürdürdüğümüzde mutlaka sonuç alacağız.
Mücadele vurgusunu özellikle yapıyorsunuz…
Bakanlar gelir geçer, kamu görevlileri gelir geçer ama değişmeyecek olan şey, bizim mücadelemiz olmalıdır. Bakın, son altı yılda kaç tane devlet yetkilisi geldi geçti. Herkes kendine meşruiyet zemini yaratmak üzere bazı davaların üzerine gidiyor da olabilir. Dolayısıyla kadın cinayeti ve şüpheli ölüm davalarını yalnızca onlara bağlı davalar olarak görmemek lazım. Makamlar değişir, yetkililer değişir ama biz bunların hesap vermeleri için elimizden geleni yapmalıyız. Süreklileşmiş mücadelemizle örgütlü bir toplumu yarattığımızda bu gibi davalarla daha az karşılaşacağız. Bunlar yaşanmadan önce böyle bir adalet mekanizmasının tesis edilmesi için önemli bir adım atmış olacağız. Gülistan Doku soruşturması kapsamında söylüyorum: Herkes bir kahraman çıkartmanın peşinde olabilir. Ama bir yandan belediye başkanları tutuklanıyorken, kayyumlar atanıyorken, ülke adaletsizliklerle çalkalanıyorken, kimse “süper savcılarımız ve Adalet Bakanımız var, ne güzel şeyler yapıyor” dememizi beklememeli.















