7 soruda Moria: Avrupa’nın ölümcül duvarları

Dizi Haberleri —

14 Eylül 2020 Pazartesi - 21:28

  • Yunanistan’a bağlı Midilli adasında bulunan Avrupa’nın en büyük mülteci kampı Moria, çıkan yangınlar ardından kullanılamaz hale geldi; zaten sefalet koşullarında yaşayan mülteciler, hiçbir temel ihtiyaca erişimleri olmadan sokaklara mahkum oldu.

OSMAN OĞUZ

Moria Mülteci Kampında 8 Eylül gecesi başlayan yangınların ardından binlerce mülteci halen Yunanistan’a bağlı Midilli Adasının sokakları ve ormanlarında kalıyor. Sağlık, temizlik, su ve yemek gibi temel ihtiyaçlara ulaşım, mültecilerin büyük çoğunluğu için artık zor da değil imkansıza yakın hale geldi. Seslerini duyurmak için adanın başkentine doğru yürüyen aralarında çocukların da olduğu mülteciler, neredeyse her gün polisin biber gazlı ve coplu saldırısına maruz kalıyor. Avrupa Birliğinin “çözümü” ise kamp yakınındaki Kara Tepe’deki bir atış alanında yeni ve izolasyonu daha güçlü bir “merkez” kurmak.

Moria’da bugüne kadar ne oldu, bugünlerde ne yaşanıyor? 7 soruda özetledik.

1. Moria Mülteci Kampı ne zaman, neden kuruldu?

Avrupa’nın en büyük mülteci kampı Moria, Ekim 2015’te eski bir askeri alana sığınmacı kayıt merkezi olarak kuruldu. Ağırlıklı olarak Türkiye’den botlarla adaya gelen mülteciler bu merkezde kayıt altına alınıyor, daha sonra anakaraya gönderiliyordu. Türkiye ile Avrupa Birliği arasında 18 Mart 2016’da imzalanan “mülteci anlaşması” ardından kamp, mültecilerin ayrıca iltica süreçleri boyunca yerleştirildiği bir merkeze dönüştürüldü. O günden bu yana kampta mülteciler, Yunanistan’a iltica başvurusu yapmayı, Avrupa’nın farklı ülkelerine aile birleşimi yoluyla dağıtılmayı ya da sınırdışı edilmeyi bekliyor. Türkiye ile Avrupa Birliği arasında imzalanan anlaşma uyarınca mültecilerin 20 Mart 2016 tarihinden bu yana anakaraya taşınması yasaklandı. Keza Türkiye, Yunan anakarasına ulaşan mültecileri geri almıyor.

2. Kampta ne kadar mülteci kalıyor?

Moria Kampı, 2 bin 800 kişinin barınabileceği bir şekilde inşa edildi, altyapı da ancak bu sayıda insanın ihtiyaçlarını karşılamaya yetiyor. Ne var ki kamp, en yoğun olduğu zamanda (Mart 2020) 20 bin mülteciye “ev sahipliği” yaptı. Bunların yarısına yakını 18 yaşın altındaydı. Son yangınların hemen öncesinde ise kampta resmi rakamlara göre 12 bin 600 mülteci kalıyordu.

3. Altyapı ve temel ihtiyaçlara ulaşım ne durumdaydı?

Son günlerde Avrupa’nın farklı partilerinden milletvekillerinin de tespit etmeye başladığı gibi kampta insan onuruna yaraşmayan koşullar hüküm sürüyordu. Altyapı ve temel ihtiyaçlara ulaşım konusundaki zorlukların boyutlarını Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütünün verdiği birkaç bilgi belirginleştiriyor:

* Her 1.300 kişiye bir musluk düşüyor.

* Kadınlar geceleri tuvalete gitmemek için altlarını bağlıyor.

* Sabuna ulaşım neredeyse imkansız.

* Çöpler toplanmıyor; dolayısıyla kampın her yerinde sıcakla birlikte daha büyük bir sağlık tehdidine dönüşen çöp birikintileri bulunuyor.

* Elektriğe yalnızca bazı noktalardan ulaşılabiliyor fakat o da sürekli kesintiye uğruyor.

* Mülteciler, kendi inşa ettikleri fırınlarda ekmek yapıyor.

 

4. Koronavirüs salgını kamptaki yaşamı nasıl etkiledi?

Kampı kullanılamaz hale getiren yangınların çıktığı 8 Eylül gecesine kadar mülteciler, koronavirüs gerekçe gösterilerek ilan edilen “sokağa çıkma yasağının” 170. gününü geçiriyordu. “Sokağa çıkma yasağı”, kamp koşullarında mültecilerin zaten sınırlı olan hareket alanlarının daha da kısıtlanması, daracık bir alana hapsedilmeleri ve sahile gitmekten de mahrum kalmaları anlamına geliyordu.

Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü, Mart 2020’den bu yana kamptaki koronavirüs tehdidine dikkat çekiyor; altyapının çok kötü olduğu ve mesafenin mümkün olmadığı kampın boşaltılmasını talep ediyor. Örgüte göre mültecilerin en az üç yüzü yüksek risk grubunda bulunuyor.

İlk koronavirüs vakasının geçtiğimiz günlerde kayıt altına alınması ardından kampta izolasyon keskinleştirildi. 8 Eylül günü, virüse yakalanan mültecilerin toplam sayısının 35’e ulaştığı bilgisi verildi. Bu haber, kampta hem izolasyonun daha da sertleşmesi hem de virüse yakalanma tehlikesinin yüksekliği sebebiyle bir panik haline yol açtı. Son çıkan yangınlar ardından enfekte olan 35 kişi de kayıplara karıştı.

Mültecilerin yalnızca 2 bininin koronavirüs testine tabii tutulduğu göz önünde bulundurulduğunda vaka sayısının kaydedilenin çok üstüne olduğu tahmin ediliyor.

5. Kamptaki yangınların nedeni ne?

9 Eylül’de başlayan yangınlar, kamptaki ilk yangınlar değil. 19 Eylül 2016’da çıkan yangın, kampın yüzde 60’ını kullanılamaz hale getirmiş ve 3 bine yakın mültecinin kamp çevresine kaçmasına neden olmuştu. Yangın ardından kötüleşen koşulları protesto eden mültecilerle polis arasında 15 Kasım 2016’da çıkan çatışmalar saatler sürmüş, aynı gece iki mülteci gaz patlamasından hayatını kaybetmişti. 29 Eylül 2019’da çıkan yangında iki mülteci, 16 Mart 2020’de çıkan yangında ise altı yaşında bir kız çocuğu yaşamını yitirmişti.

Son yangınlara neyin sebep olduğu netlik kazanmadı. Bazı medya organları ise yangınların mülteciler tarafından çıkarıldığını iddia ediyor. Alman devlet radyosu “Deutschlandfunk”, işi mültecileri bu nedenle kriminalize etmeye kadar götürüyor ve şu yorumu yapıyor: “Şimdilerde Moria’daki yangın ardından sokakta, asfalt üzerinde yatan çocukların fotoğrafları dünyaya yayılıyor. Ne var ki, kamp sakinlerinin yangını kendilerinin çıkardığına dair haklı şüphe ortada olduğu sürece Almanya, oradan kimseyi kabul etmemeli.”

6. Mülteciler yangınların ardından ne durumda?

Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütünün adadaki koordinatörü Dr. Marco Sandrone, güncel hâli şu cümlelerle anlatıyor: “Bu durumun nereye varacağını anlamak imkansız. Şu anda Moria’nın ve bizim kliniğimizin çevresinde binlerce insan sokakta kalmış durumda. Dışarıda uyumak zorundalar. Burada her şeye ihtiyaç var. Ne battaniye ne uyku tulumu var. Yemek yok, su yok. Mültecilere ilaç temini yapılmıyor. Şu anda burada çalışan tek aktör biziz. Biraz önce bir kadın, yüksek ateşli çocuğuyla birlikte geldi. Çocuk, yangın ardından duman solumuştu. Bu durum kabul edilemez. Bütün kampı yerle bir eden böyle dramatik bir olayın, bu yangının ardından bu insanların gecelerini böyle geçirmesi korkunç.”

Yangınlardan önce de mülteciler, koronavirüs önlemlerinin de etkisiyle, yeterli düzeyde tıbbi yardıma ve hukuki danışmaya ulaşamıyordu; özellikle uyuz ve tüberküloz hastalıkları yayılıyordu. Yangınların ardından durum daha da kötüleşti.

Mültecilere yönelik polis saldırıları da yangınlar ardından zirveye ulaşmış durumda. Bölgeden gelen görüntülerde polis, sokakta kalmış ve hiçbir temel ihtiyaca erişimi olmayan insanlara saldırıyor, onların kent merkezine ulaşımını engellemeye çalışıyor. WDR’in bölgedeki muhabiri Isabel Schayani ayrıca polisin yardım örgütlerini engellediği bilgisini veriyor. Daha önce kampta gezerken “Bundan kötüsü olamaz” diye düşündüğünü ama şimdiki durumun daha da kötü olduğunu aktaran gazeteci, devam ediyor: “Bugün atık su içen insanlar gördük, yanlarına gidip sorduk: İyi misiniz? ‘Hayır, çocuklar ishal oldu’ dediler. O suyu içmekten başka çareleri yok. Onu bulabilmek için de hortumları kazımak zorunda kalmışlar.”

Hem kampta kalan mültecilerin hem de farklı ülkelerde durumu protesto eden on binlerce kişinin taleplerine rağmen Yunan hükümeti ve Avrupa Birliği, kampı boşaltmak istemiyor. Yangından hemen sonra Midilli adasında, bu kez Kara Tepe’de bulunan bir atış alanında yeni çadırlar belirmeye başladı. Pazar günü yapılan açıklamalara göre 500 mülteci, bu çadırlara yerleştirildi; yüzlerce mülteci ise yeniden aynı koşullardaki bir kampa hapsedilmeyi reddediyor. Neues Deutschland gazetesine konuşan Kongolu mülteci Zola, “Moria’da kısıtlamaların başladığı Mart ayına kadar hiç değilse dışarı çıkabiliyorduk ama yeni kamp tam bir cezaevi olacak” diyor.

7. Avrupa Birliği ne kadar mülteciyi kabul etti/edecek?

Moria Kampındaki insanlık onuruna yaraşmayan koşullar gündem oldukça Avrupa Birliği’nden de mültecilerin alımına dair açıklamalar geliyor fakat bu açıklamaların hiçbiri adadaki koşulları sonlandırma iradesini içermiyor. Son yangınlar ardından açıklama yapan Almanya İçişleri Bakanı Horst Seehofer, Avrupa Birliği üyesi yaklaşık 10 ülke ile 400 reşit olmayan refakatsiz mülteciyi kabul etmek konusunda anlaştıklarını ifade etti. Seehofer, bunun dışında bölgede yardım çalışmalarını destekleyeceklerini söyledi. Almanya İçişleri Bakanlığı, ülkedeki birçok şehrin mültecileri kabul etmeye hazır olduklarını açıklamasına rağmen adım atmaması, medyada zaman zaman eleştiri konusu oluyor. Ülkede ayrıca kamptaki yangınlar ardından pek çok şehirde “Yeterince yerimiz var” sloganıyla eylemler düzenlendi.

 

‘Avrupa değerleri’ Moria’da yanmıyor, yakıyor!

Yunanistan’da iktidarda bulunan Yeni Demokrasi Partisinin başkan yardımcısı Adonis Georgiadis, bahar aylarında yaptığı açıklamada, mülteci kamplarındaki sefalet halinin bilinçli bir tutumun sonucu olduğunu itiraf etmişti: “Eğer bu insanlar adalardaki yaşam koşullarının nasıl olduğunu görürlerse, Avrupa’ya gelmek için yaşamlarını ortaya koymak mı yoksa evde kalmak mı istediklerini iki kere düşünecekler.”

Bu açıklamayı Avrupa’nın sınır rejimiyle birlikte düşününce Moria’dan dünyaya yayılan sefalet fotoğraflarının Yunan hükümetini sevindirdiğini düşünmek mümkün: Susuzluktan atık su borularını kazıyan insanların, asfaltta uyuyan çocukların ve mültecilere yönelik polis şiddetinin fotoğrafları, bir çaresizliğin ya da beceriksizliğin değil, bilinçli bir politikanın ürünü.

Mülteci yasaları, Türkiye’yle anlaşma...

Yunanistan, sağ popülist Yeni Demokrasi Partisinin iktidara gelmesinden bu yana iltica yasalarını da sertleştiriyor. 2019’un Kasım ayında meclisten geçen yasayla ülkede iltica taleplerinin daha hızlı değerlendirilmesi ve Avrupa Birliği’yle Türkiye arasındaki anlaşma uyarınca anakaraya ulaşamayan mültecilerin Türkiye’ye hızlıca iade edilmesi karar altına alınmıştı. Yasanın sahadaki yansımasını Akdeniz’de kurtarma çalışmaları yapan “Alarmphone” isimli organizasyonun üyesi Britta Rabe, “Analyse & Kritik” gazetesine şöyle anlatıyor: “Yeni hükümetle birlikte mültecilere yönelik şiddet eylemleri artış gösterdi. Yunan Sahil Güvenliği, denizde mülteci botlarını bekliyor ve şiddet uygulayarak yeniden Türk kara sularına sürüklüyor. [Adaya ulaşanlar] sıklıkla maskeli adamların saldırısına uğruyor; dövülüyor ve küfürlere maruz kalıyorlar, botları parçalanıyor ve kaderlerine terk ediliyorlar.”

‘Hızlı sınırdışı’ kalıcılaşıyor

Almanya’nın mülteci alımına ayak diremesini değerlendiren göç araştırmacısı Clara Anne Bünger ise dolup taşan kampların Avrupa’nın “göç kontrolü” stratejisinin vazgeçilmez bir parçası olduğunu belirtiyor. Bünger ayrıca Moria’daki gibi “hızlı sınırdışı” kamplarının önce geçici bir çözüm olarak duyurulduğunu ancak hızlıca kalıcılaştığını söylüyor. Avrupa Komisyonu üyesi Margaritis Schinas’ın yangından hemen sonra Moria’da yeni bir “merkez” kurulacağını duyurması da bu tespitle örtüşüyor.

“Avrupa değerleri” mi?

Moria’daki yangınlar ardından aralarında Sol Parti milletvekillerinin de olduğu Almanya’daki bazı politikacılar, “Avrupa Birliği değerleri yanıyor!” açıklamaları yaptı, yapmaya devam ediyor. Ne var ki, yukarıdaki güncel bilgileri Avrupa Birliği’nin mülteci akınlarına neden olan savaşlarda ve yoksulluktaki rolüyle birlikte düşününce “Avrupa değerlerinin” Moria’daki görüntüsünün sefalet ve insan hakları ihlali olması şaşırtıcı değil, bilakis “eşyanın tabiatı”. Avrupa, tarihi ve bugünüyle, Midilli adasında yanmıyor, yakıyor. Bu koşullar altında Avrupa Birliğini mahkum etmek yerine “sorumluluğa çağırmak”, olan bitene rağmen olumlu bir bağlam içinde anmak, AB’nin suçunu örtbas ediyor ve hatta onun yeni sömürgeci “uzaklardan gelmesi ve kurtarması beklenen kahraman” imajını pekiştiriyor.

 

Belediyeler “hazırız” diyor, Seehofer engelliyor

Akdeniz’de kurtarma çalışmaları yapan “Seebrücke” örgütünün verilerine göre Almanya’da 180 kent belediyesi mülteci alımına hazır olduklarını ilan etmiş durumda.

Bremen’in SPD’li belediye başkanı Andreas Bovenschulte, Angela Merkel’e İçişleri Bakanı Horst Seehofer’in “blokajını kırma” çağrısı yaptı. Avrupa Birliği ülkeleri arasında yapılacak bir anlaşmanın beklenmesini eleştiren Bovenschulte, “Geçmişte de böylesi gelişmelerin İçişleri Bakanı Seehofer tarafından engellendiğini düşününce, bakanın güncel insanı yardım çalışmalarını da engelleyeceği endişesi taşıyorum” dedi.

Büyük şehirler Hannover, Potsdam, Freiburg, Oldenburg, Düsseldorf, Göttingen, Gießen, Köln, Bielefeld ve Krefeld’in belediye başkanları ise yaptıkları ortak açıklamada “İnsani felaketi yumuşatmak için Moria’daki insanları kabul etmeye hazırız” dedi.

İçişleri Bakanı Seehofer ise bu açıklamaların ardından Cuma günü kararını açıklamış ve yalnızca 100 ila 150 arası reşit olmayan refakatsiz çocuğu kabul edeceklerini söylemişti. Bunun dışında Almanya’nın da içinde bulunduğu bir dizi Avrupa Birliği üyesi ülke, 400 refakatsiz çocuğu alma kararı almıştı.

Almanya’da belediyeler, İçişleri Bakanlığının izni olmadan mülteci alımı yapamıyor. İçişleri Bakanlığı koltuğunda ise 69. doğum gününde 69 mültecinin sınırdışı edilmesi hakkında espri yapan, memnuniyetini dile getiren Horst Seehofer oturuyor.

 

YARIN:

* Dr. Gerhard Trabert, Midilli’den izlenimlerini aktarıyor.

* Yunanistan’daki mülteci Kürt gazeteci Çağdaş Kaplan: Benzinlikler mültecilerden bir şişe su için 10 Euro, telefonlarını şarj etmek için 20 Euro para istiyor.

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.